Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdolsun. Emin ve sözünün eri olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e salat ve selam olsun. Allah’ım, senin öğrettiklerin dışında bizim bir bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki sen her şeyi hakkıyla bilen ve uygun bir şekilde yaratansın. Allah’ım, bize faydalı ilmi öğret, öğrettiklerinden de faydalanabilmeyi nasip et, ilmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster, ona tabi olmakla rızıklandır, batılı da batıl olarak göster, ondan sakınmakla rızıklandır. Bizi sözü işitip, en güzel şekilde tabi olanlardan kıl, rahmetinle salih kulların arasına kat. Cehaletin ve şüphelerin karanlıklarından, marifet ve ilim nuruna çıkart, arzularımızın hizmetinden al ve bizi cennetine ulaştır.
 

Önemli Başlıklar:


 

Ramazan, oruçlu kimse için yoğunlaştırılmış bir programdır:


Değerli kardeşlerim! Ramazan dersleri Ramazanla alakalı olacaktır. Ramazan, oruç ayıdır. Oruç ise, İslam’daki en büyük ikinci ibadettir. Ramazan ayı, otuz gün çerçevesinde yoğunlaştırılmış bir programdır. Belki de Allah Teâlâ (c.c.) Ramazandan önce işlemiş olduğumuz günahları bu ay hürmetine bağışlar. Fakat mutlaka tövbe etmek gerekir. Efendimiz (s.a.v)’in buyurduğu üzere Ramazanda oruç tutan kimsenin geçmiş günahları bağışlanır. Sahîh Hadis-i Şerif’de şöyle gelir:
 

)من صام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه، من قام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه(

[ متفق عليه ] 


 

“Kim Ramazanda iman ederek ve karşılığını Allah’tan bekleyerek oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır. Kim iman ederek ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan gecelerini ihyâ ederse geçmiş günahları bağışlanır.”


 

(Hadis Buhari ve Müslim’in ittifak ettiği hadislerdendir.)


 

Ramazan’da bağışlanan günahlar sadece Allah ve kul arasındakilere mahsustur:


Değerli kardeşlerim vehme kapılmayalım! Acı hakikat, bizi rahat ettiren vehimden bin kere daha iyidir. Şöyle ki; Ramazanda bağışlanan, Hac ‘da bağışlanan, Nasûh Tövbe’nin peşinden bağışlanan günahların hepsi Allah ve kul arasındaki günahlara mahsustur. Kulun diğer kullarla arasındakiler ancak helalleşme ile bağışlanabilir. İşte bu yüzden Allah Teâlâ (c.c) şöyle buyurur: 
 

﴿يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ ﴾


 

( سورة الأحقاف الآية: 31 )


                         

“Allah da sizin günahlarınızı affetsin..”

(el-Ahkâf 46/31)


Dolayısıyla kulun Rabbi ile arasındakiler Ramazanda bağışlanır, kulun diğer kullarla arasındakiler ise helalleşmedikçe şehit bile olsan bağışlanmaz.
Nitekim Hadis-i Şerifte şöyle buyrulur:

 

 ( يغفر للشهيد كل ذنب إلا الدين ) 


 

[ أخرجه أحمد في مسنده وصحيح مسلم عن ابن عمرو ]


 

“Şehidin (başkasına) borcu dışındaki bütün günahları bağışlanır”


 

(Ahmed b. Hanbelin Müsned’inde ve Sahih Müslim’de İbn Ömer’den rivayet edilmiştir.)


 

Kul Hakları Muhakemeye, Allah hakları müsamaha göstermeye ve hoşgörüye bağlıdır:


Allah hakları müsamaha gösterip görmezden gelmeye bağlı iken, kul hakları muhakeme olunmaya bağlıdır. Aralarındaki fark çok büyüktür. Üzerinde başkasına ait eskiden kalma borcu olanlar, başkasının malını zimmetinde bulunduranlar ya da akrabalarından herhangi birine karşı yerine getirmesi gereken akrabalık görevlerini yerine getirmeyenler sakın Ramazan ayı geldiğinde bütün günahlar nasıl olsa bağışlanacak diye aldanmasın!! Ramazanda bağışlanacak olan günahlar sadece Allah ile senin arandakilerdir. Senin ile diğer kullar arasında kul hakkı tarzında işlenenler ise, helallik alman ya da müsâmaha gösterilmen ile bağışlanır.
Selman (r.a)’dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor:

 

”ذنب لا يغفر ، وذنب لا يترك ، وذنب يغفر. فأما الذنب الذي لا يغفر فالشرك بالله ، وأما الذنب الذي يغفر فذنب العبد بينه وبين الله - عز وجل - وأما الذنب الذي لا يترك فذنب العباد بعضهم بعضا “


 

[ أخرجه الطبراني عن سلمان ]


 

“Bağışlanmayacak günah vardır, mağfiret edilecek (bağışlanacak) günah vardır, terk edilmeyecek günah vardır. Allah’a şirk koşma tarzındaki günahlar bağışlanmaz, kulun Allah’a karşı şirk dışında işlediği günahlar ise, mağfiret edilir (bağışlanır). Terk edilip bırakılmayacak olan günaha gelince, buda kulların birbirlerine karşı işlediği (kul hakkı tarzındaki günahlardır.)


Öyleyse; 
 

(( من حج لله فلم يرفث ولم يفسق رجع كيوم ولدته أمه )) 


 

[ صحيح البخاري ]

“Kim hacceder, haccı esnasında cinsel yaklaşma ve günah sayılan davranışlarda bulunmazsa, annesinden doğduğu gün gibi (günahsız olarak) döner.”


 

 


Bu Allah ile senin arandaki olandır.
 

(( من صام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه )) 


 

 “Kim Ramazanda iman ederek ve karşılığını Allah’tan bekleyerek oruç tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” 


Bu da Allah ile senin aranda olandır.
 

(( من قام رمضان إيمانا واحتسابا غفر له ما تقدم من ذنبه )) 


 

Kim iman ederek ve karşılığını Allah’tan bekleyerek Ramazan gecelerini ihyâ ederse geçmiş günahları bağışlanır.”


Bağışlanan bu günahlar da Allah ile senin aranda olanlardır.
Ancak kulun diğer kullarla arasındakiler helallik alınıp müsamaha gösterilmedikçe terkedilip bırakılmazlar. (Ancak bu şekilde bağışlanırlar.)
Efendimiz (s.a.v) sahâbîlerinden vefat eden birinin evine geldi. Cenaze namazını kıldırmadan önce vefat edenin üzerinde başkasına ait borcu olup olmadığını sorarak şöyle buyurdu:

 

(( أعليه دين ؟ قالوا: نعم، قال: صلوا على صاحبكم، ولم بصلِ عليه، إلى أن قال أحدهم: عليّ دينه يا رسول الله، فصلى عليه، في اليوم التالي سأل هذا الذي تعهد الدين: أأديت الدين ؟ قال: لا، سأله في اليوم الثالث: أأديت الدين ؟ قال: لا، سأله في اليوم الرابع: أأديت الدين ؟ قال: نعم، قال: الآن بردت عليه جلده ))


 

[أحمد عن جابر ]


 

“Üzerinde başkasına ait borç var mı? Evet dediler. O zaman (s.a.v) arkadaşınızın namazını siz kılınız!! Buyurdu. Diğer sahabilerden biri vefat edenin borcunu üstlenip ödemeye söz verinceye kadar Rasûlullah (s.a.v) onun cenaze namazını kılmadı. Ertesi gün borcu ödemeye söz veren sahabîye ödeyip ödemediğini sordu. O sahabî henüz ödemediğini söyledi. Üçüncü gün yine “Borcu Ödedin mi?” diye sordu. Sahabî yine henüz ödemediğini söyledi. Dördüncü gün yine “Borcu Ödedin mi?” diye sordu. Sahabî “Evet Ödedim” deyince, Rasûlullah (s.a.v) “İşte şimdi kardeşinizin cildi soğudu buyurdu.”



 

Rahatlık Veren Vehmin Şer’an Hiçbir Temeli Yoktur:


Değerli Kardeşlerim! Müslümanların avâm kesimi Ramazanda oruç tutan kimsenin bütün günahlarının bağışlanacağı vehmine kapılıyorlar. Ramazanda oruç tutan kimsenin Allah ile kendi arasındaki bütün günahları bağışlanır. Fakat kendi ile diğer kullar arasında kul hakkı tarzında işlediği günahlar ise, hakkını ödeyip helallik almadıkça bağışlanmaz. İşte bu yüzden Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:
 

﴿فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُ (7) وَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ شَرّاً يَرَهُ (8) ﴾


 

( سورة الزلزلة )

 

“Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”

İbn Asâkir’in Berâ’dan rivâyet ettiği zayıf senetli bir hadis-i şerifte de şöyle buyrulur:
 

وفي الحديث: (( ما من عثرة، ولا اختلاج عرق، ولا خدش عود إلا بما قدمت أيديكم، وما يغفر الله أكثر )) 


 

[ أخرجه ابن العساكر عن البراء بسند ضعيف ]


 

“Karşılaşılan engeller ve sürçmeler, ya da vücutta bulunan bir damarın düzensiz çalışması, ya da bir çalı parçasının sıyırıp geçmesi, sadece sizin elleriniz ile yapmış olduklarınız sebebiyledir. Allah’ın bağışladıkları ise daha çoktur.”


 

Şerî İbâdetlerin Teâmülî (Muâmeleye Bağlı)  İbâdetlerle Olan Alakası:


 

1-Şerî İbâdetler Sadece Teâmülî İbadetlerin Sıhhati ile Sıhhat Bulurlar:


Kardeşlerim! Önemli olan Allah katında makbul birer kul olmamızdır. Bunun için Allah’ın bize farz kıldığı şer’î ibadetleri yerine getiririz. Oruç, Namaz, Hacc hepsi birer şer’î ibadettir. Ancak ne var ki; şer’î ibadetlerin semeresi teâmülî yani muameleye dayalı ibadetlerin sıhhati ile elde edilir. Bunun delili Ebû Hureyre (r.a)’dan rivâyet edilen şu hadis-i şeriftir:
 

(( أَتَدْرُونَ مَنْ المُفْلِسُ ؟ قالُوا: المُفْلِسُ فِينَا يَا رَسُولَ الله من لاَ دِرْهَمَ لَهُ وَلاَ مَتَاعَ، قالَ رَسُولُ الله صلى الله عليه وسلم: المُفْلِسُ مِنْ أَمّتِي مَنْ يَأتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلاَةِ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ، وَيَأْتِي قَد شَتَمَ هَذَا، وَقَذَفَ هَذَا، وَأَكَلَ مَالَ هَذَا، وَسَفَكَ دَمَ هَذَا، وَضَرَبَ هَذَا، فيقعُدُ فَيَقْتَصّ هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ، فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْتَصّ عَلَيْهِ مِنَ الْخَطَايَا أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ، فَطُرِحَ عَلَيْهِ، ثُمّ طُرِحَ في النّارِ )) 


 

[ مسلم عن أبي هريرة ]


(Müslim, Ebû Hureyre’den rivayet etti)
Nebî (s.a.v) Ashâbına şöyle sordu:

“ Müflis kimdir bilir misiniz? Dediler ki: “ Bizim aramızda müflis kişi malı ve parası olmayandır. Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki:
"Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnad ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları bittiğinde, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir.”

Müflis kimdir? Namazı kılan ancak istikamet üzere olmayan kimsedir.
İbn Mâce’de Sevbân (r.a) ‘dan rivâyet edilen bir hadiste şöyle buyrulur:

 

(( ويؤتى برجال يوم القيامة، لهم أعمال كجبال تهامة، يجعلها الله هباءً منثورا، قيل: يا رسول الله جَلِّهم لنا، قال: إنهم يصلون كما تصلون، ويأخذون من الليل كما تأخذون، ولكنهم إذا خلوا بمحارم الله انتهكوها )) 


 

[ سنن ابن ماجه عن ثوبان ]


 

"Ümmetimden bir kısım insanları bilirim ki, Kıyamet günü Tihâme dağları emsalinde bembeyaz (tertemiz) hayırlarla gelirler. Aziz ve celil olan Allah Teâlâ Hazretleri o sevapları saçılmış toz haline getirir (değersiz kılar, kabul etmez). Denildi ki;
Ey Allah'ın Resülü! Onları bize tavsif et, durumlarını açıkla da, bilmeyerek biz de onlardan olmayalım! Onlar sizin din kardeşlerinizdir. Sizin cinsinizden insanlardır. Sizin aldığınız gibi onlar da gece (ibadetin)den nasiplerini alırlar. Ancak onlar, Allah'ın yasaklarıyla tenhâda baş başa kalınca, o yasakları ihlâl ederler, çiğnerler."


Öyleyse; 
 

(( الصلاة عماد الدين )) 


 

[ أخرجه البيهقي في شعب الإيمان عن عمر ]


                                 

“ Namaz Dinin Direğidir.”

(Beyhakî Şuabü’l-Îman’da Ömer’den tahrîc etti.)


Ancak istikâmet üzere olman şartı vardır.
 

﴿إِنَّ الَّذِينَ قَالُوا رَبُّنَا اللَّهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا ﴾


 

( سورة فصلت الآية: 30 )


 

“Şüphesiz “Rabbimiz Allah’tır” deyip de, sonra dosdoğru olanlar”

 

(Fussilet 41/30)

﴿وَالَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ﴾


 

( سورة النساء الآية: 57 )


                           

“İman edip Salih amel işleyenler”

 

(Nisâ 4/57)


 

Şu Çoban Gibi Bir Müslüman İstiyoruz!!!


Abdullah b. Ömer bir gün bir çobanı sınamak istedi ve O’na dedi ki: “Şu koyunu bana sat ve değeri neyse paranı al. Çoban O’na: “Koyunlar benim değil efendimindir” dedi. Abdullah b. Ömer: “ Koyunların sahibine bu koyunun öldüğünü ya da kurdun onu yediğini söylersin” dedi. Çoban O’na şu ibretlik cevabı verdi:
“Allah’a yemin olsun ki bu koyunun parasına çok ihtiyacım var. Eğer koyunların sahibine koyunun öldüğünü ya da onu bir kurdun yediğini söylesem, bana inanır. Çünkü onun nezdinde sözüne sadık güvenilir biriyim. Ancak Allah nerede? 
Bu çoban eksik kültürüne rağmen, dinin özüne yani Allah korkusuna parmak basmıştır.

 

Hadîs-i Şerîfler Muâmelât’ın İbâdetlerle İlişkisi Üzerine Mebnîdir:


 

Birinci Hadîs-i Şerîf:


 

(( إن فلانة، فذكر من كثرة صلاتها، وصدقتها، وصيامها، غير أنها تؤذي جيرانها بلسانها، قال: هي في النار )) 


 

[رواه أحمد والبزار عن أبي هريرة ]  


 

Efendimiz (s.a.v)’in yanında bir hanım çokça namaz kılması, sadaka vermesi ve oruç tutmasıyla övüldü. Ancak ne var ki bu hanım komşularına diliyle eziyet veren biriydi. Efendimiz (s.a.v): “ O kadın ateştedir” buyurdular.

 

(Ahmed b. Hanbel ve Bezzâr Ebû Hureyre’den rivayet ettiler.)

İkinci Hadîs-i Şerîf:


 

(( دخلت امرأة النار في هرة ربطتها، فلم تطعمها، ولم تدعها تأكل من خشاش الأرض، حتى ماتت )) 


 

[ متفق عليه عن ابن عمر]


 

“Bir kadın, eve hapsettiği bir kedi yüzünden cehenneme gitti. Kediyi hapsederek yiyecek vermemiş, yeryüzünün haşeratından yemeye de salmamıştı."


 

(Buharî ve Müslim İbn Ömer’den rivayet etmişlerdir.)


Öyleyse; namazın da içinde bulunduğu şer’î ibadetlerin semeresi muâmeleye ait ibadetlerin sıhhati ile elde edilebilir.


 

İnsanların Yaşadıkları Hikâyeler:


Londra’da imamlık yapan biri Londra’nın dışında bir yere tayin edildi. Bu yüzden her gün aynı şoförle arabada yolculuk yapmaya mecbur kaldı. Bir gün yine arabaya bindi ve şoföre büyük meblağlı bir kâğıt para uzattı. Şoför para üstünü geri verdi. Parayı saydı bir de ne görsün yirmi pens fazla vermişti şoför. İmam kendi kendine “fazla verilen parayı şoföre geri iade edeyim” diye düşündü. Fakat bir süre geçtikten sonra kendine şeytanî bir dürtü geldi ve “ bunlar dev bir ulaşım şirketi ve gelirleri de astronomik rakamlarla ifade ediliyor. Yirmi pens onların kazançlarının yanında nedir ki?! Benim ise bu paraya gerçekten çok ihtiyacım var.!! O böyle düşünceler arasında gidip gelirken ne oldu? İmam arabadan inmeden önce istem dışı bir şekilde elini cebine attı ve şoförün kendisine yanlışlıkla fazla verdiği yirmi pensi şoföre iade etti. Şoför kendisine tebessüm etti ve dedi ki: “Sen şu mescidin imamı değil misin?” İmam “evet” dedi. Şoför: “ Vallahi iki gün önce seni mescitte ziyaret etmeyi içimden geçirdim. Ama sana gelmeden önce seni sınamak istedim.!! İmam geçirdiği şoktan dolayı baygınlık geçirdi. Çünkü O, eğer yirmi pensi şoföre geri iade etmeseydi, neredeyse büyük bir günah işleyecekti!! İmam baygınlık halinden kendine gelince, dedi ki: “Yâ Rabbi! Az kalsın dinimi yirmi pens karşılığında satacaktım?!!

NEFİS TERBİYESİNDE VER‘ SAHİBİ OLMANIN ÖNEMİ:


Neden Sahâbe-i Kirâmdan bir kişi bin Müslümana bedeldi? Şimdi ise bin Müslüman bile hiçbir şey ifade etmiyor. Düşünebiliyor musunuz?! Bir kişi bine bedel. Ama bin kişi hiçbir şey ifade etmiyor. Çünkü Sahâbe verâ‘ sahibi kimselerdi. Çünkü Onlar, Allah’ın sınırlarına saygı gösterirler, sınırları çiğnemezlerdi.
Bundan dolayı namazlarımız böyle. Verâ‘ sahibi olmadıkça, Allah ile irtibat sağlaman mümkün değildir.

 

﴿قَدْ أَفْلَحَ الْمُؤْمِنُونَ (1) الَّذِينَ هُمْ فِي صَلَاتِهِمْ خَاشِعُونَ (2)﴾


 

( سورة المؤمنون )


 

“Mü’minler, gerçekten kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında tam bir saygı ve tevazu içindedirler.”

( Mü’minûn 23/1-2)


Namaz, Allah’ın vasfettiği gibi: 
 

﴿وَإِنَّهَا لَكَبِيرَةٌ إِلَّا عَلَى الْخَاشِعِينَ (45)﴾


 

( سورة البقرة )


 

“Şüphesiz namaz, Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.


 

(Bakara 2/45)


Huşû sahibi olan kimse, Allah’a itaat eden ve kalbi, O’na (c.c) karşı saygı ve tevazu ile dolu olandır. Örneğin şimdi oruç günlerindeyiz.
Ebû Hureyre’den rivâyet edilen bir hadiste:

 

(( من لم يدع قول الزور والعمل به فليس لله حاجة في أن يدع طعامه وشرابه ))


 

[ أخرجه البخاري وأبو داود والترمذي وابن ماجة عن أبي هريرة ]


 

“Yalan sözü ve onunla amel etmeyi terk etmeyen kişinin yemeği ve içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur!” buyrulmaktadır."


 

ORUCUN HİKMETİ:


Acaba Rabbimiz’in oruç tutmayı emretmedeki hikmeti nedir?
 

BİRİNCİ HİKMET


Allah’a olan ihtiyacımızı hissetmektir. Yemek ve içmek oruca niyet etmemizle birlikte bize yasaklandı. Bunlar oruç dışında mubah olan şeylerdi. Acıktığında ve susadığında bilirsin ki sen Allah’ın kulusun ve su içmeye muhtaçsın. Allah’a muhtaç olduğunu her idrâk ettiğinde, Allah katında yücelirsin.
 

وما لي سوى فقري إليك وسيلة فبالافتقاري إليك فقري أدفع
ما لي سوى قرع لبابك حـيلة فـإذا رددت فأي باب أقرع


 

“Benim sana olan muhtaçlığımdan başka ne vesilem var ki?!
Senin kapını çalmaktan başka bir çarem yok ki benim!!
Eğer sen beni reddedersen hangi kapıyı çalarım?


Demek ki orucun ilk hikmeti Allah’a muhtaç olduğumuzu hatırlamaya bizi alıştırmasıdır.
 

İKİNCİ HİKMET


Oruç Allah’a karşı samimi olduğumuza bizi ikna eder. Çünkü Ramazan gününde eğer oruç tutmayıp yesen, dünyada seni hesaba çekecek hiçbir kanun yoktur. Bu, dinle alakalı bir durumdur. Ama dünya kanunları sen oruç tutmadın diye seni hesaba çekmez. Oruçluyken, çok susamış bir halde eve girersin. Buzdolabında soğuk su vardır. Ev boş ve sen evde teksindir. Seni gözetleyen kimse de yoktur. Ancak bir damla su bile koyamazsın ağzına. Öyleyse;
 

(( كل عمل ابن آدم له، إلا الصيام فإنه لي وأنا أجزي به )) 


 

[ متفق عليه ]


 

“Âdemoğlunun her ameli kendinedir. Ancak oruç bunun dışındadır. Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm.”


 

(Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir.)


Orucun ikinci hikmeti: İhlas ile yapılan bir ibadet olmasıdır.
 

ÜÇÜNCÜ HİKMET


Oruç insanın iradesini kuvvetlendirir. Ramazanda mubah olan şeyler yasaktır. Haram olanları terk etmen ise daha evlâdır.
Yemek içmekten el çekip yalan söylediğinde, dengen şaşar. Yemek içmekten el çekip, gözlerini sana helal olmayan bir kadının güzelliğine kaptırdığında dengen şaşar. Yemek içmekten el çekip, alım satımda yalan yere yemin ettiğinde dengen şaşar. İşte bu yüzden Allah (c.c) sana mubah olan şeyleri yasaklamıştır. Haram olan şeylerden uzak durman ise evlâ olma kabilindendir. Sanki Allah Teâlâ bu mübarek ayda senin iradeni ve azimetini kuvvetlendirmek istemiştir.

 

DÖRDÜNCÜ HİKMET


Allah (c.c) fakirlerin yaşadığı sıkıntıyı yaşamamızı istemiştir. Fakirlik gerçeğini ya yaşarsın, ya da aklınla idrâk edersin. Yaşamak ile idrâk etmek arasında çok büyük bir fark vardır. Senin, hanımı ile arasında sorunları olan ve hanımının kendisini terk edip anne-babasının evine döndüğü bir arkadaşın olsa, senin zihninde arkadaşının eşi tarafından terk edildiğine dair sadece bir fikir olur. Tabi senin eşin evde, yemeğin hazır, çocuklarının durumları iyi, yemekleri iyi, elbiseleri yıkanmış, tüm ihtiyaçları giderilmiş, ev temiz. Sen eşinden mahrum olma gerçekliğini yaşamıyorsun. Sadece falanca şahsın eşinin evi terk ettiğini idrâk ediyorsun. Hakikat farklı şey, onu fikir bazında algılamak farklı şeydir. Bu yüzden şöyle derler: 
 

لا يعرف الشوق إلا من يكابده ولا الصبابة إلا من يعانيها


 

Özlemi yalnızca özlemekten ötürü ciğeri yananlar bilir.
Özlemin ateşiyle yalnızca aşka düçâr olanlar yanar.


Allah Sübhânehû ve Teâlâ, Ramazan ayında bizim, fakirlerin çektikleri sıkıntıyı yakından hissetmemizi murad etti. Biz iftarda yiyor, içiyoruz. Ne soğuk suyun ne de sıcak yemeğin kıymetini hissediyoruz. Ancak fakir kimse, yiyecek bir şey bulamıyor.
Arkadaşlardan biri, akrabalarından birinin evine girdiğinden ve buzdolabını açtığında yiyecek hiçbir şey bulamadığından hatta yiyecek ekmek kırıkları bile olmadığından yemin ederek bahsetti. Sen canım kardeşim! Acıktığın zaman yiyecek hiçbir şey bulamayanları hatırlamalısın.!
Bir keresinde bir kadın tavukçunun önünde durdu. Tavuk bacakları ki -bunlar sadece köpeklere yesin diye verilir- hoşuna gitti. Kadın çok fakir olduğundan, tavuk bacaklarını satın aldı ve pişirdi. Kaynattığı suda sadece etin tadı vardı.

 

RAMAZANIN GÜZELLİKLERİNDEN BİRİ DE İNFÂK AYI OLMASIDIR.:


Kardeşlerim! Ramazan Ayı, infâk etme ayıdır. Ramazan, iyilikte ve ihsanda bulunma ayıdır. Ramazan ayı, zekât ve sadaka verme ayıdır. Ramazanda tutulan oruç, Deyyân olan Allah katına sadece fıtr sadakası ödediğinde yükselir. İmam Şâfii (r.aleyh) fıtr sadakasının Ramazanın başında verilmesini tercih eder. Çünkü fıtr sadakası, fakirlerin rızkı ve günahların kefaretidir. İşte bu yüzden Allah (c.c) Ramazan Ayında her insanın infâk etmenin lezzetini tatmasını istedi. Velev ki fakir olsun. Fıtr sadakasını, günlük yemeğini bir öğün bile olsa, tedarik edebilen herkesin vermesi gerekir. Bu durum, fakirin de sene de bir kere olsun infâk etme lezzetini tatması içindir.
Kardeşlerim! Ramazan orucu fıtr sadakası ödenmedikçe, gökyüzü ile yeryüzü arasında asılı kalır, Allah katına yükselemez.

 

Teâmülî (Muâmelâta Dair) İbadetllerin Şer’î‘ İbâdetlerle İrtibatına Örnekler:


Kardeşlerim!  Orucun da içinde bulunduğu şer’î ibadetlerin semeresi muâmeleye ait ibadetlerin sıhhati ile elde edilebilir. Öyleyse:

1-Oruç ve Yalan Söylemek


 

( من لم يدع قول الزور والعمل به فليس لله حاجة في أن يدع طعامه وشرابه )

 
 

( كم من صائم ليس له من صيامه إلا الجوع والعطش )

            
 

[أخرجه النسائي وابن ماجه من حديث أبي هريرة ]


 

“Yalan sözü ve onunla amel etmeyi terk etmeyen kişinin yemesini ve içmesini terk etmesine Allah’ın ihtiyacı yoktur! Nice oruç tutanlar vardır ki, tuttukları oruçlarından yanlarına, sadece çektikleri açlık ve susuzlukları kâr kalır. (Sevabına nâil olamazlar.)


 

Bundan dolayı, avâmın orucu, yemeği ve içmeyi terk etmeleridir. Müminlerin orucu, günahları terk etmeleridir, takvâ sahiplerinin orucu, Allah’dan başka herşeyi terk etmeleridir.


 

(( كل عمل ابن آدم له، إلا الصيام فإنه لي وأنا أجزي به )) 


 

[ متفق عليه ]


 

“Âdemoğlunun her ameli kendinedir. Ancak oruç bunun dışındadır. Oruç benim içindir ve onun mükâfatını ben veririm.”


 

(Buhari ve Müslim’in ittifak etmiştir.)


 

2-Hacc ve Haram Mal


Eğer ki insan muameleye ait ibadetleri gözetmezse, ne namazın, ne orucun, ne de hacc’ın semeresini elde edemez. Mü’min doğru sözlüdür, yalan söylemez. Mü’min güvenilir insandır, ihanet etmez. Mü’min iffetli insandır, fuhşiyata düşmez. Sâdık bir mü’min olasın diye oruç vardır. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
 

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ (183) 


 

( سورة البقرة )


 

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”


 

(Bakara 2/183)


 

TAKVA:


Takva, geniş anlamıyla Allah’a itaat etmektir. Fakat sen Allah ile barış sağladığında, Allah’a tövbe ettiğinde ve Salih ameller işlediğinde, namazında Allah’a (c.c) koşarsın. Peki, bu namazın semeresi nedir? Bu namazın semeresi, Allah’ın senin kalbine hakkı hak, batılı batıl olarak göstereceği bir nur bırakmasıdır.
 

﴿يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آَمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَآَمِنُوا بِرَسُولِهِ يُؤْتِكُمْ كِفْلَيْنِ مِنْ رَحْمَتِهِ وَيَجْعَلْ لَكُمْ نُوراً تَمْشُونَ بِهِ﴾


 

( سورة الحديد الآية: 28 )


 

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve peygamberine iman edin ki, size rahmetinden iki kat pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”


 

(Hadîd 57/28)


İşte bu nurla hakkı hak, batılı batıl olarak görürsün. Bu nur, takva’dır.
 

﴿ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمْ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴾


 

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”

   

(Bakara 2/183)


Takva, İmâm-ı Gazâli’nin de söylediği gibi; “Allah’ın kulun kalbine attığı bir nurdur.” Bu nur ile hayrı hayır olarak, şerri de şer olarak görür. Günah ve haramları işleyenler bu günahlara yönelmeden önce ne gördüler? O günah ve haramları ganimet ve eğlence olarak gördüler. İşte bu yüzden Allah’a asi olan herhangi bir insan, hatalı bir bakış açısıyla olaya bakar. Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
 

﴿وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكاً وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى (124) قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنْتُ بَصِيراً (125) َقَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَى (126)


 

( سورة طه )


 

“Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz. O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin? Allah buyurur ki: “- Cezan böyle, sana ayetlerimiz geldi de onları unuttun. İşte (onları unuttuğun gibi) bugün de öylece unutuluyorsun (körlük ve azap içinde bırakılıyorsun).”


 

(Tâhâ 20/124-125-126)


İşte böyle demek, yani sen dünyada da kör idin Çünkü;
 

﴿لَا تَعْمَى الْأَبْصَارُ وَلَكِنْ تَعْمَى الْقُلُوبُ الَّتِي فِي الصُّدُورِ (46)﴾


 

( سورة الحج )


 

“Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.”


 

(Hacc 22/46)


Ve sen! Sırf Allah ile bağını kopardığın için, bu nuru kaybedersin ve hayrı şer olarak şerri de hayır olarak görürsün. İnfak etmeyi ahmaklık olarak, cimrilik etmeyi akıllılık olarak görürsün. Dünyadaki zevklerle zevklenmeyi fırsattan istifade olarak, onlardan uzak kalmayı ise aptallık olarak görürsün.
İşte bu yüzden yani, hakkı hak olarak, batılı da batıl olarak görmek için bu ayda oruç tutuyoruz.

 

﴿ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمْ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذِينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ ﴾


 

﴿أَيَّاماً مَعْدُودَاتٍ﴾


 

( سورة البقرة الآية: 183-184)


 

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı. Oruç, sayılı günlerdedir.”


 

(Bakara 2/183-184)


 

NAMAZ PİSLİKLERDEN TEMİZLEYİCİDİR:


Kardeşlerim! Namaz insanı manevi kir ve pisliklerden temizler. Bu yüzden Rasûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: 
 

(( الصلاة نور )) 


 

[ رواه مسلم عن أبي مالك الأشعري ]


                                                     

“Namaz, nurdur.”


 

(Müslim, Ebû Mâlik el-Eşarî’den rivayet etti.)


 

İBADETLERİN ORTAK FAYDASI ALLAH İLE BAĞ KURMAYI SAĞLAMAKTIR:


Şunu iyi bilmeliyiz ki, namaz, oruç, hac, zekât gibi ibadetler, Allah ile bağ kurmak içindir. Yine, doğru sözlü olmak, güvenilir olmak, iffet sahibi olmak, itaat etmek gibi ibadetlerin hepsi Allah ile bağ kurmak içindir. Bütün şer-î ibadetlerimizdeki ilk hedefimiz, Allah ile bağ kurmak, yakınlaşma sağlamaktır.
 

1-NAMAZDAKİ İBADETLERİN MANALARI:


Bu yüzden namazda orucun anlamları vardır. Namazdayken, yemeği terk edersin, hareketi bırakırsın, konuşmayı terk edersin. Bunlar oruçtan daha beliğlerdir. Orucun anlamı namazdadır. Hacc’ın anlamı namazdadır. Namazda iken Allah’ın beytine yöneliriz. Zekâtın anlamı namazdadır. Çünkü vakit mal kazanmadaki asıldır. Namaz kılarken vaktimizin bir bölümünü bu ibadeti yerine getirmek için ayırırız. İşte bu sebeple namaz hiçbir halde insanın üzerinden edâsı düşmeyen, tekrarlanan tek ve biricik farzdır. Örneğin orucun farziyeti, yolcu ve hastanın üzerinden düşer. Haccın farziyeti, hasta ve fakirin üzerinden düşer. Yine zekât, fakirin üzerinden düşer. Şehâdet getirmek, ömründe bir kere farzdır. Ancak, tekrarlanan ve hiçbir halde insanın üzerinden farziyeti düşmeyen tek farz namazdır. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.v):
 

(( الصلاة عماد الدين)) 


 

[ رواه الطبراني عن معاذ ]


                   

“Namaz dinin direğidir” buyurmuşlardır.


 

 (Taberânî Muaz (r.a)’dan rivayet etti.)


 

2-NAMAZ TEMİZLEYİCİDİR:


İçinde namaz olmayan bir dinin hiçbir hayrı olmaz. Namaz, temizleyicidir. Nefsi kinden, hilekârlıktan, kibirden, kendini başkalarından üstün görmekten, bencillikten temizler. Namaz temizleyicidir. Biraz önce söylediğimiz gibi, namaz nurdur. Namaz, sen hakkı hak olarak, batılı da batıl olarak göresin diye Allah’ın kalbine bıraktığı bir nurdur. Namaz göz aydınlığı, ferahlık ve sevinçtir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v) namaz vakti geldiğinde Hz. Bilal’e ezan okumasını emrederek şöyle buyurdu:
 

(( أرحنا بها يا بلال )) 


 

[ رواه مسدد، عن عمرو بن مرة، عن سالم بن أبي الجعد ]


 

“ Bizi ferahlat Ey Bilal!!”


 

3-NAMAZ YAKINLAŞMADIR:


Namaz Allah’a yakınlık sağlamaktır. Âyette şöyle buyrulur:
 

﴿وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ (19) ﴾


 

( سورة العلق )


 

“Secde et ve yaklaş!”


 

(Alak 96/19)


 

4-NAMAZ DUÂ’DIR:


Namaz, yakınlaşma, sevinç ve ferahlık, temizleyici ve bir nur olmasının yanı sıra duâ anlamına da gelir.
 

﴿إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاءِ وَالْمُنْكَرِ ﴾


 

( سورة العنكبوت الآية: 45 )


 

“Çünkü namaz, insanı hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar.”


 

(Ankebût 29/45)


 

وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ “Allah’ı anmak (olan namaz) elbette en büyük ibadettir.” Âyetinin anlamları:


 

ANLAM:


Yani, Allah’ın zikri, namazın içinde olanlardan daha büyüktür. Bu sebeple bazı âlim ve müfessirler şöyle demişlerdir:
 

﴿ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ ﴾


 

“Allah’ın zikri onun( namazın) içinde olanlardan daha büyüktür.”


 

ANLAM


Başka bir anlamı daha vardır. Sen namazda iken Allah’ın seni zikretmesi, senin O’nu zikretmenden daha büyüktür. Yani, sen namazını kıldığında kulluk görevini yerine getirmiş olursun. Fakat O (c.c.) seni zikrederse, seni muvaffak kılar. Eğer O (c.c) seni zikrederse, görünen görünmeyen bütün nimetleriyle seni nimetlendirir. Eğer O (c.c) seni zikrederse, rüştünü (doğru yolu) sana ilham eder, sana hikmeti verir, üzerine sekînet indirir, kalp huzuru ve esenlik bahşeder.
 

﴿ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ ﴾


 

“Allah’ın zikri onun( namazın) içinde olanlardan daha büyüktür.”


 

NAMAZ ALLAH’A YAKARIŞTIR:


Değerli kardeşlerim! Namaz, temizleyici, nur ve sevinç olmasının yanı sıra bir de yakarıştır.
 

NAMAZ MÜ’MİNİN MİRACIDIR:


Namaz, Allah’a yükseliştir ve mü’minin miracıdır. Namaz duâ ve zikirdir. Namaz, Allah’a yaklaşmadır.
 

﴿ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ ﴾


                                     

“ Secde et ve yaklaş!”

       

(Alak 96/19)


Öyleyse Kardeşlerim!!
 

(( الصلاة عماد الدين،))

 

“Namaz dinin direğidir.”

 

 
İçinde namaz olmayan dinde, hiçbir hayır yoktur. Oruç tutmak, namaz kılmak içindir. Sen Ramazan gününde yemeği ve içmeyi terk ediyorsun. Ramazan gecelerinde ise teravih vasıtasıyla Bir ve Deyyân olan Allah’tan ödülünü alıyorsun.

 

(( من قام رمضان غفر له ما تقدم من ذنبه ))


 

“Kim Ramazan gecelerini ihyâ ederse, geçmiş günahları bağışlanır.” İşte bu sözü edilen teravih namazıdır.


 

RAMAZAN AYINI GANİMET BİLEREK ÇALIŞIP ÇABALAMAYA DAVET:


Biz itaat ayındayız. Biz, Allah ile kurbiyet kazanma ayındayız. Biz, infak ayındayız. Biz, Kur’ân ayındayız. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm Ramazan ayında indirildi. Biz, Allah’a yakınlık kazanma ayındayız. Sanki Allah Teâlâ (c.c) bu mübarek ayda kendisiyle aramızda yeni bir sayfa açmamız ve Ramazandan önce işlediğimiz günahların bağışlanması için bize müsaade etmiştir. İşte bundan dolayı Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
 

(( للصّائِمِ فَرْحَتانِ: فرْحَةٌ حِينَ يُفْطِرُ، وفَرْحَةٌ حِينَ يَلْقى رَبّه )) 


 

[ متفق عليه عن أبي هريرةَ ]


 

“ Oruçlunun iki sevinci vardır: Biri iftar ettiğindeki sevinç, diğeri ise Rabbine kavuştuğundaki sevinçtir.”


 

(Buhari ve Müslim Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet ettiler)


İftar ettiğindeki sevinci demek, bir ay gündüzleri oruçlu, geceleri ihyâ ederek geçirmiş, gözünü harama karşı yummuş, kur’ân okumuş, sabah namazını ve yatsı ile teravihi mescitte kılmış, sıla-i rahmi gözetmiş, malını Allah yolunda infak etmiş olarak bir ayı geçirdikten sonraki sevincidir.
Bu arada kardeşlerim! Gelecek dersimizde zekâttan ve zekâtın Ramazan ile münasebeti hakkında konuşacağız inşallah…

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun