Karanlık Mod
16-10-2026
Logo
Ayrıntılı Tefsir – Kevser Suresi –1-3 Ayetlerin Tefsiri – Allah Teala’nın peygamberine ve müminlere verdiği nimetler
   
 
 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla  
 
Hamd Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam dürüst ve sözünün eri olan Rasulullah (s.a.v)’e olsun. Allahım senin öğrettiklerin dışında bir bilgimiz yoktur, sen alim ve hakimsin. Bize faydalanacağımız ilmi öğret, öğrendiklerimizden de faydalanmayı nasip et, ilmimizi arttır. Bize hakkı hak olarak göster ve ona itaat etmeyle bizi rızıklandır, batılı da batıl olarak göster, ondan sakınmayı nasip eyle. Bizi sözü işitip en güzel şekilde itaat edenlerden eyle. Ve bizi rahmetinle salih kullarınla beraber cennetine ulaştır.

Allah Teala’nın tüm güzel isimleri O’nun eylemlerinde gizlidir:

Değerli mümin kardeşlerim, bugünün dersi Kevser Suresi. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ إِنَّآ أَعۡطَيۡنَٰكَ ٱلۡكَوۡثَرَ (1) فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَٱنۡحَرۡ (2) إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ ٱلۡأَبۡتَرُ (3) ﴿

[ سورة الكوثر ]

 “Şüphesiz biz sana kevseri, bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes! Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.”  

[ Kevser Suresi: 1-3 ]

“Ben” kelimesi; Allah Teala zatından bahsederken tekil zamirini kullanırken fiillerinden, eylemlerinden bahsederken çoğul zamiri yani “biz” kelimesini kullanıyor. “Biz sana verdik” ifadesine gelince buradaki fiilde karşıdaki muhataba “sen” diye hitap edilmiştir. O kişi de Rasulullah (s.a.v.)’dir.

(( عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ قَالَ: بَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ذَاتَ يَوْمٍ بَيْنَ أَظْهُرِنَا إِذْ أَغْفَى إِغْفَاءَةً ثُمَّ رَفَعَ رَأْسَهُ مُتَبَسِّماً فَقُلْنَا: مَا أَضْحَكَكَ يَا رَسُولَ اللَّهِ؟ قَالَ: أُنْزِلَتْ عَلَيَّ آنِفاً سُورَةٌ فَقَرَأَ: بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ إِنَّا أَعْطَيْنَاكَ الْكَوْثَرَ فَصَلِّ لِرَبِّكَ وَانْحَرْ إِنَّ شَانِئَكَ هُوَ الْأَبْتَرُ، ثُمَّ قَالَ: أَتَدْرُونَ مَا الْكَوْثَرُ؟ فَقُلْنَا: اللَّهُ وَرَسُولُهُ أَعْلَمُ، قَالَ: فَإِنَّهُ نَهْرٌ وَعَدَنِيهِ رَبِّي عَزَّ وَجَلَّ عَلَيْهِ خَيْرٌ كَثِيرٌ هُوَ حَوْضٌ تَرِدُ عَلَيْهِ أُمَّتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ آنِيَتُهُ عَدَدُ النُّجُومِ فَيُخْتَلَجُ الْعَبْدُ مِنْهُمْ فَأَقُولُ: رَبِّ إِنَّهُ مِنْ أُمَّتِي، فَيَقُولُ: مَا تَدْرِي مَا أَحْدَثَتْ بَعْدَكَ. ))

[ مسلم عن أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ ]

Hz. Enes’den nakille, Bir gün Resulullah (s.a.v) aramızda iken kısa bir süre uyudu. Sonra gülümseyerek başını kaldırdı. Biz: Ey Allah'ın Resulü neden güldün, dedik. O: ''Az önce üzerime bir sure indirildi" buyurdu ve: "Bismillahirrahmanirrahim, muhakkak biz sana Kevser'i verdik. O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.” suresini okudu. Sonra: "Kevser nedir" diye sordu. Biz Allah ve Resulü en iyisini bilir, dedik. O: "Kevser aziz ve celil Rabbimin bana vaat ettiği bir ırmaktır. Onun üzerinde pek çok hayır vardır. O, kıyamet gününde ümmetimin su içmek üzere geleceği bir havuzdur. Onun kapları semadaki yıldızların sayısı kadardır. Aralarından belli bir kul çıkarılıp, alınacak. Ben: Rabbim o benim ümmetimdendir diyeceğim. Ümmetinin senden sonra olmadık neler çıkardıklarını bilmezsin buyuracak." 

[ Müslim Enes b. Malik’ten nakletmiştir ]


Allah Subhanehu ve Teala varlıkları kendisini tanısınlar ve tanıdıklarında da mutlu olsunlar diye yarattı:

“Sana verdik” sözü Allah Teala tarafından hitap edilir ve çok büyük bir olgudur. Mesela bir örnek verelim; “Kral filanca şeyi verdi” dersek bu cümleyi tamamlamasak bile “kral verdi” dediğim sürece bu şeyin büyük bir şey olması kaçınılmazdır. Bir kralın bir kalem vermesi akıl alır bir şey midir, değildir. Vereceği en küçük şey evdir, arabadır. Rabbimiz Azze ve Celle “sana verdik” buyurduğunda bunun anlamı o şeyin, o nimetin çok büyük olduğudur. Dolayısıyla Kevser’in ne olduğu ile ilgili birçok yorum vardır:
• Kelimenin bir yorumu, onun “nübüvvet, peygamberlik” olduğudur.  Zira bu çok çok büyük bir nimettir. Çünkü peygamberler varlıkların seçkinleridir. Rasulullah (s.a.v) de bu listenin başındadır, peygamberlerin, nebi ve resullerin efendisidir.
• Diğerleri de der ki: Bu Rasulullah (s.a.v.)’e indirilen Kuran’dır. 
• Diğerlerine göre ise Kevser, Ashab-ı Kiram’dır. Zira bu yüce insanları Allah Teala Efendimizle birlikte özel kılmıştır.
• Ve yine bazıları da der ki: Bu hikmettir. Zira bunun delili şu ayettir:

﴾ يُؤْتِى ٱلْحِكْمَةَ مَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُؤْتَ ٱلْحِكْمَةَ فَقَدْ أُوتِىَ خَيْرًا كَثِيرًا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُوْلُواْ ٱلْأَلْبَٰبِ(269) ﴿

[ سورة البقرة ]

 “O, dilediğine hikmeti verir ve kime hikmet verilirse o kimse birçok hayra nâil olmuş demektir. Bunu ise ancak derin kavrayış sahibi olanlar düşünüp anlarlar.”  

[ Bakara Suresi: 269 ]

Hikmet sayesinde bu dünyanın geçici olduğunu bilir, ebedi olan için çabalarsınız. Hikmet sayesinde bu dünyada neden yaratıldığınızı bilir, cennet için uğraşırsınız. “Kevser” kavramına geçmeden önce kısa bir giriş yapmalıyız.
Allah Subhanehu ve Teala hiçbir şey yokken de vardı. Sonra iradesi ile yaratmayı diledi ve yarattı. Peki neden yarattı? Her şeyden önce bu büyük soruya gelelim. Zerre miktarı akıl sahibi olan hiçbir insan hedefsiz, amaçsız bir eylemde bulunmaz. Bir yerden bir yere geçtiyseniz belli ki orada mesela ses kısık geliyordur, bu yüzden yer değiştirmişsinizdir. Belli bir yere oturduğunuzda muhtemelen orası havadar bir yerdir. Aklı başında hiçbir insan sebepsiz bir harekette bulunmaz. Asla hedefsiz bir şekilde hareket etmez. Güçsüz bir varlık bile hedefsiz hareket etmiyor, çünkü Allah Teala varlıkları yarattığında mesela galaksileri yarattığında, ki milyarlarca galaksi vardır ve bu galaksilerin yaklaşık sayısıdır sadece, her galakside de milyarlarca gezegen yaratmıştır.  Bazı galaksilerin bize uzaklığı on sekiz milyar ışık yılıdır. Galaksileriyle, toprağıyla, güneşi ve ayıyla, bu büyük kâinat ve içindekiler, varlıklar, hayvanlar, bitkiler, araziler, dağlar, vadiler, çöller, ovalar, denizler ve kaynaklarıyla yaratılan bu dünya neden, niçin yaratılmıştır? Öyleyse Allah Teala varlıkları kendisini tanısınlar ve tanıdıklarında da mutlu olsunlar diye yaratmıştır.

İnsanlar ve cinler emaneti kabul edip yüklenmişlerdir:

Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ إِنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَنْ يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنْسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً(72) ﴿

[ سورة الأحزاب ]

 “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.”  

[ Ahzap Suresi: 72 ]

Allah Azze ve Celle varlıkları, gözünüzle gördüğünüz her şeyi yaratmıştır; Dağ yaratılmıştır, su yaratılmıştır, bitkiler yaratılmıştır: “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.” Rabbimiz Azze ve Celle tükenmez nimetler, çok büyük lütuflar sunmuştur. Hatta bütün varlıklara en büyük, en yüce nimeti sunmuştu ama onlar reddettiler. Melekler emanetten korktular. Böylece kendilerini Allah Azze ve Celle’ye teslim ettiler ve onlar durmaksızın Allah’ı tesbih ederler. Hayvanlar da bu emanetten korktu ve sorumluluk olmaksızın dünyayı istediler. İstediklerine de ulaştılar. Hesap olmaksızın arzuları, şehvetleri için yaşıyorlar. Ama insanlar ve cinler emaneti kabul ettiler ve onu yüklendiler. Peki, nedir bu emanet? Sınırsız nimettir. Ancak büyük bir bedeli vardır. Peki o büyük bedel nedir? İnsanın dünyaya gelmesi ve arzularının yaratılması, ona düşünme yetisinin verilmesidir. Allah Azze ve Celle insanın kendisini tanıması için kâinatı yaratmıştır.

Allah’ın insanlara ve cinlere verdiği ayrıcalık ve emanete ihanet etmeleri halinde karşılaşacakları sonsuz azap:

Kâinat Allah’ı öğreten bir araçtır, düşünme gücü bilme aracıdır. Nefiste Allah Azze ve Celle katında yükselişe vesile olan arzular vardır. Kişi arzuları vesilesiyle yücelir. Kâinat hakkında düşünerek Allah’ı tanır. Allah’ın rızasını şehvet ve arzularına tercih ederse o zaman yücelir. Sonsuz ve sınırsız bir mutluluğa ulaşır. İnsana arzu ve düşünme yetileri verilmiştir. Kâinat Allah’ın güzel isimlerine işaret eder. Kişi dünyaya geldiğinde kâinat hakkında düşünerek Rabbini tanır. O’nun emirleri doğrultusunda istikamet üzere yaşar ve şehvetlerini değil Allah rızasını tercih ederek yücelir. Kıyamet günü geldiğinde de bu ameli sayesinde sonsuza kadar mutlu olur. Nedir bu amel? Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ وَنَهَى النَّفْسَ عَنِ الْهَوَى(40) فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَى(41) ﴿

[ سورة النازعات ]

“Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.” 

[ Naziat Suresi: 40-41 ]

Sen ey insan, sen kendisine emanet verilen ve bunu kabul eden bir varlıksın. Bunu kabul etmen, arzuları ve düşünme gücünün bahşedildiği bu dünyaya gelmeyi de kabul etmendir. Allah Teala göklerde ve yeryüzündeki her şeyi senin hizmetine vermiştir. Allah’ı o gökler ve yeryüzü vasıtasıyla tanıman için vermiştir. Kâinat hakkında düşünen, Allah’ın emirlerine tam olarak uyan, Allah’a yaklaşmak için salih amel işleyen kişi bu değerli teklifi hak eder. Allah Teala buyuruyor ki: “Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmek istemediler, ondan çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalimdir, çok cahildir.” Sorumluluk, kulluk görevi, tüm varlıkların, tüm insanların ve cinlerin emaneti taşıyarak bununla sonsuz bir mutluluğa erişeceği anlamına gelir. Bu yaratılışın zirvesidir.
İnsan akıl ve şehvet ile yaratılmışken hayvan akılsız ve şehvet sahibi olarak var edilmiştir. Melekler ise ne akıl ne de şehvete sahiptir. Ama insan ikisine de sahiptir. Aklını arzularının üstünde tutarsa meleklerden bile üstün konuma gelir. Ama arzularını aklının önüne geçirirse hayvandan aşağı bir konuma düşer. Öyleyse Rasulullah (s.a.v.) bu emaneti taşımış ve hakkı ile onu yerine getirmiştir. Dünyaya gelmiş, Allah’a kulluk etmiş, O’nu tanımış, itaat ederek mutlu olmuştur. Bu yüzden Rasulullah (s.a.v.)’e salat-ı selam getirirken şöyle deriz: “Allahım Efendimiz Muhammed’e salat ve selam eyle, Allahım en mutlumuz olan Resule salat ve selam eyle. O Allah’ı en iyi tanıtan yaratılanların arasında en mübarek olandır.” Ve sen insan, emaneti taşıyanlardan birisin, şimdi bir fırsatın var, ya sonsuza dek mutlu olursun ya da sonsuza dek bedbaht olursun.  Tabi Allah’ın insanlara ve cinlere verdiği bu büyük ayrıcalık, emanete ihanet etme sonucunda büyük bir azap ile karşılaşmayı da beraberinde getirir.

Allah’ın dünyadaki nimeti:

Her ayrıcalığın bir sorumluluğu vardır. Allah Azze ve Celle insanlara ve cinlere en büyük saadeti vermiş ve onlar için en büyük mutluluğu hazırlamıştır. Ama eğer buna karşı gelirlerse en ağır şekilde hesaba çekileceklerdir. Dünya hayatımızda insana büyük bir yetki ve mükemmel bir görünüm bahşedilmiştir. Bu görünümümün karşılığı eğer o yetkiyi güzel bir şekilde kullanmazsa ağır bir hesaba çekilmek olacaktır. Aynı şekilde insan emaneti yüklenmeyi kabul ettiği için Allah Azze ve Celle’nin hakkını yerine getirmede kusur işlerse ebedi bir mutsuzluğa gark olacaktır. 
Rasulullah (s.a.v.) bu emaneti ve yaratılışımızın gayesini öğretmek için geldi. Niçin yaratıldık? Neden dünyaya getirildik? Dünyadaki en değerli şey nedir? Allah Teala buyuruyor ki: “Sana Kevser’i verdik.” Şimdi, biraz durup Allah’ın dünyada bize verdiği nimetlere bakalım. Allah Teala’nın sadece dünyada insana bahşettiklerine nimet denmez, asla, çünkü o ölümle birlikte sona erer. Mal, para, mevki, refah, lüks evler, hepsi ölümle birlikte biter. Dünyanın tüm zevkleri, ölüm gelir ve bunların hepsine son verir. Öyleyse dünyadakiler Allah’ın büyük nimeti değildir. Allah Subhanehu ve Teala’nın bahşettiği asıl hediye bu değildir. Bunu Sehl b. Sad’ın hadisi de destekler mahiyettedir:

(( لَوْ كَانَتْ الدُّنْيَا تَعْدِلُ عِنْدَ اللَّهِ جَنَاحَ بَعُوضَةٍ مَا سَقَى كَافِراً مِنْهَا شَرْبَةَ مَاءٍ ))

[ الترمذي عن سَهْلِ بْنِ سَعْدٍ ]

 “Allah katında dünya bir sivrisineğin kanadına denk olsaydı O, kafire dünyada bir yudum su içirmezdi.” 

[ Tirmizi Sehl b. Sad’dan nakletmiştir ]

(( إن الدنيا عرَضٌ حاضر يأكل منه البر والفاجر ))

[ الألباني بسند ضعيف ]

“Dünya hem iyilerin hem de kötülerin faydalandığı geçici bir zevktir.”  

[ Elbani, Daîfü'l-Câmi‘ ]

(( إن الله عز وجل يعطي الدنيا من يحب ومن لا يحب ))

[ تخريج المسند لشاكر بسند ضعيف ]

“Allah Azze ve Celle dünyada sevdiğine de sevmediğine de nimet verir.” 

[ Şakir’in müsnedinde zayıf bir senetle ile nakledilmiştir ]

Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Oğlum, sonu cehennem olan hiçbir hayır, gerçek bir hayır değildir.” Yani insanlar için çok değerli olan herhangi bir şey, mesela günlük geliri bir milyon olan, her türlü sorununu çözen kişi, günlük geliri bir milyonsa fiyatların yükselmesinden korkar mı? “Ey oğlum! Sonu ateş (cehennem) olan hiçbir hayır, gerçek bir hayır değildir. Sonu cennet olan hiçbir şer (sıkıntı) de gerçek bir şer değildir. Cennetin dışındaki her nimet değersizdir; cehennemin dışındaki her belâ ise bir afiyettir (hafif bir derttir). Zenginlik de fakirlik de Allah Teala tarafından verilir."

Perdeler kalksaydı, en büyük mutluluk Allah’ı tanımak (marifetullaha) olurdu:

Allah Teala filanca kişiye mal verdiğinde bunun Allah’tan bir nimet, bir hediye olduğunu düşünüyorsanız apaçık bir dalalet içindesiniz demektir. Bu bir nimet değildir. Nitekim Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا بَلَداً آمِناً وَارْزُقْ أَهْلَهُ مِنَ الثَّمَرَاتِ مَنْ آمَنَ مِنْهُمْ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الْآخِرِ قَالَ وَمَنْ كَفَرَ فَأُمَتِّعُهُ قَلِيلاً ثُمَّ أَضْطَرُّهُ إِلَى عَذَابِ النَّارِ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ (126) ﴿

[ سورة البقرة ]

“İbrâhim, “Rabbim! Burayı güvenli bir şehir yap, halkından Allah’a ve âhiret gününe inananları da çeşitli ürünlerle rızıklandır” diye dua etmişti. Allah buyurdu ki: “İnkâr edene de az bir süre dünya nimetleri veririm, ama sonunda onu cehennemin azabına sürerim. O ne kötü bir sondur!”  

[ Bakara Suresi: 126 ]

Ey kulum, gökleri ve yeryüzünü senin için yarattım ve onları yaratmaktan yorulmam. Sana her an verdiğim bir somun ekmek mi beni yoracak? Senin yapman gereken sorumlulukların var, ben de sana rızık veririm. Sen Benim farzlarıma (emirlerime) karşı gelsen (isyan etsen) bile, ben senin rızkını keserek sana karşı gelmem. İzzetim ve celâlim üzerine yemin ederim ki, eğer senin için taksim ettiğim (ayırdığım) rızka razı olmazsan dünyayı sana musallat ederim. Yaban hayvanlarının çölde koştuğu gibi dünya arkasından koşarsın; yine de eline benim senin için taksim ettiğimden fazlası geçmez ve benim katımda kınanmış olursun.”
Burada, eğer perdeler kalksaydı en büyük mutluluk marifetullah olurdu. Allah’ın sizi niçin dünyaya getirdiğini bilmek, dünyadaki en değerli şeyleri bilmek…
Herkes dünyada değerli bir şey görür; Bir kişi en değerli şeyi para olarak görür, kimi ucuz zevkleri değerli görür, diğeri büyük bir konumda olmayı, bir diğeri de yüksek dereceli diplomalar elde etmeyi… Birine Doktor, araştırmacı, allame dendiğinde, bu kelimeleri duyduğunda uyuşmuş gibi hisseder. Bilimsel bir unvan dünyadaki en değerli şey olur. Bu yüzden de gece gündüz çalışır.

İbadetin kısa tanımı:

Bu dünyadaki en değerli şeyin hakikat olduğunu anlar, doğru yolda ilerlerseniz en mutlu insanlardan biri olursunuz. Nice insan hayatına mutluluk getireceğini düşündüğü şeyi yaparak hayatını geçirmiş ama sonunda hayal kırıklığına uğramış, çıkmaz sokakta olduğunu görmüştür.  Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ قُلْ هَلْ نُنَبِّئُكُمْ بِالْأَخْسَرِينَ أَعْمَالاً(103) الَّذِينَ ضَلَّ سَعْيُهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَهُمْ يَحْسَبُونَ أَنَّهُمْ يُحْسِنُونَ صُنْعاً(104) ﴿ 

[ سورة البقرة ]

 “De ki: “Size, iş ve davranışları bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi? Onlar, iyi yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir.”  

[ Kehf Suresi: 104 ]

﴾ وَالْعَصْرِ(1) إِنَّ الْإِنسَانَ لَفِي خُسْرٍ(2) إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَتَوَاصَوْا بِالْحَقِّ وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ(3) ﴿

[ سورة العصر ]

"Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.”  

[ Asr Suresi ]

Rabbimiz Azze ve Celle bizi mutlu etmek için yaratmıştır. Bize merhamet etmek için yaratmıştır ve bizim yaratılış nedenimiz O’na kulluk ve ibadet etmektir. Zira O şöyle buyuruyor:

﴾ وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ(56) ﴿

[ سورة الذاريات ]

 “Ben cinleri ve insanları, başka değil, sırf bana kulluk etsinler diye yarattım.”  

[ Zariyat Suresi: 56 ]

Yani Allah’ı tanımamız, O’na yakın olarak mutlu olmamız… İşte kulluğun özeti, kısacası budur. Üç aşama: Önce Allah’ı tanımak, sonra O’na itaat etmek ve üçüncü olarak da O’na yaklaştıkça mutlu olmak. Asıl hedefimiz budur.

Kevser kelimesinin anlamı üzerine bazı görüşler:

İnsan dünyaya geliş hedefini bilirse tüm çabasını tek bir hedefe yoğunlaştırır. Böylece büyük bir başarı elde eder. Birine “kaybolmuş” diyebilirsiniz. Yani o dünyaya neden geldiğini bilmiyordur. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( مَثَلُ المُنافِق كَمَثَلِ الشَّاة العائِرَةِ بيْنَ الغَنَمَيْنِ؛ تَعِيرُ إلى هذِه مَرَّةً، وإلَى هذِه مَرَّةً. (وفي رواية) تَكِرُّ في هذِه مَرَّةً، وفي هذِه مَرَّةً ))

[ صحيح مسلم ]

 “Münafık, iki sürü arasında gidip gelen şaşkın koyun gibidir. Bir o sürüye gider, bir bu sürüye!” Bir diğer rivayet de şöyledir: “Bir onda tekrarlar, bir bunda tekrarlar.”  

[ Müslim ]

Rabbimiz (c.c.) Peygamberini teselli eder ve onu mutmain kılar, ona bolca iyilik vaat eder. 

“Muhakkak biz sana Kevser’i verdik” Kevser nedir?

(Bu konudaki görüşler şöyledir):
• Kevser kıyamet gününde bir havuzdur.
• Kuran’ı Kerim’dir. 
• Peygamberliktir.
• Ashab-ı Kiram’dır.
• Göklerde ve yeryüzünde Allah’ın zikrinin yüceltilmesidir. “La ilahe illallah, Muhammedun Rasulullah” O’nun ismi Allah Teala’nın ismiyle birlikte zikredilmiştir. Bu hem ezanda hem namazda hem de birçok ibadette böyledir.
• Rasulullah (s.a.v.)’in kalbinde bir nurdur. O’nu Allah’a yönlendirir, Allah dışındaki her şeyle bağını koparır.
• Beş vakit namazdır.
• Bunların en doğru olanı şudur: Kevser kelimesi çokça, bolca hayırdır. Zikrettiğimiz her şeyi ve bilmediğimiz birçok şeyi de kapsar. “Biz sana Kevser’i verdik.”
Bazıları da bunun hikmet olduğunu söylerler. Zira Allah Teala buyuruyor ki: “Kime hikmet verilirse o kimse birçok hayra nail olmuş demektir.” Bir yapının içinde sizi binlerce yıl zengin edecek bir hazine olduğunu bilirseniz, bu bilgi hazineden daha değerlidir. Çünkü hazineyi onunla elde edersiniz. İşte hikmet budur. Hikmet size Allah’ın her şeyden daha değerli olduğunu öğretir. O’nu tanırsanız her şeyi biliyorsunuz demektir. O’nu kaybederseniz her şeyinizi kaybetmiş olursunuz. Bunu da hikmetle bilirsiniz. Hikmet sayesinde Allah ve Resul’üne itaat eden kişinin büyük bir kazanç elde ettiğini, O’na ve Resulüne isyan edenin de apaçık bir dalalette olduğunu bilirsiniz. Yine hikmet ile sadece Allah Subhanehu ve Teala’nın gerçek sevgiye layık olduğunu, yeryüzünde hiçbir şeyin O’nunla birlikte sevgiye layık olmadığını bilirsiniz.

Hikmet Allah’ın peygamberlerine verdiği büyük bir nimettir:

Allah Teala’nın peygamberlerine verdiği nimetleri zikrettiği ayetler:

﴾ وَلَمَّا بَلَغَ أَشُدَّهُۥٓ ءَاتَيْنَٰهُ حُكْمًا وَعِلْمًا ۚ وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ(22) ﴿

[ سورة يوسف ]

“Yûsuf olgunluk çağına erişince, ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böyle mükâfatlandırırız.”  

[ Yusuf Suresi: 22 ]

﴾ إِنَّ قَٰرُونَ كَانَ مِن قَوْمِ مُوسَىٰ فَبَغَىٰ عَلَيْهِمْ ۖ وَءَاتَيْنَٰهُ مِنَ ٱلْكُنُوزِ مَآ إِنَّ مَفَاتِحَهُۥ لَتَنُوٓأُ بِٱلْعُصْبَةِ أُوْلِى ٱلْقُوَّةِ إِذْ قَالَ لَهُۥ قَوْمُهُۥ لَا تَفْرَحْ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْفَرِحِينَ(76) ﴿

[ سورة القصص ]

 “Kārûn Mûsâ’nın kavmindendi. O, gücüne dayanarak onlara haksızlık etmekteydi. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını güçlü kuvvetli bir ekip bile zor taşırdı. Halkı ona şöyle demişti: “Sakın şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.”  

[ Kasas Suresi: 76 ]

Sadece anahtarlarını bile yedi güçlü adam taşıyamıyor, peki hazinenin kendisi nasıl taşınır? Allah Teala bunu kime vermiştir? Karun’a, peki peygamberlerine ne verir? Hikmeti… Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ هُوَ الَّذِي بَعَثَ فِي الْأُمِّيِّينَ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِهِ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَإِنْ كَانُوا مِنْ قَبْلُ لَفِي ضَلَالٍ مُبِينٍ(2) ﴿

[ سورة الجمعة ]

“Ümmîlere kendi içlerinden, onlara âyetlerini okuyacak, onları arındıracak, onlara kitabı ve hikmeti öğretecek bir elçi gönderen O’dur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapkınlık içindeydiler.”  

[ Cuma Suresi: 2 ]

Öyleyse size bir miktar hikmet verilse, hikmetin tamamı demiyoruz sadece bir miktar diyoruz, tüm insanları geride bırakmış olursunuz. Sizden daha takvalı olanlar hariç dünyada sizden daha mutlusu olmaz.

Mutluluk parayla değil hikmetle gelir:

Filanca asi bir kula Allah’ın nimet verdiğini ve sizi bundan esirgediğini düşünürseniz mümin olamazsınız. Zira Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ فَخَرَجَ عَلَى قَوْمِهِ فِي زِينَتِهِ قَالَ الَّذِينَ يُرِيدُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا أُوتِيَ قَارُونُ إِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظِيمٍ(79) ﴿

[ سورة القصص ]

 “Kârûn, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, “Keşke Kârûn’a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir” dediler.”  

[ Kasas Suresi: 79 ]

İnsanlar şöyle ifade ederler: Filanca çok şanslı, tarif edilemez güzellikte evi var, dükkanı, otuz kat artış yaparak kar getirmiş arazisi var. İnsanların bu rakamlara hayranlıkla baktığını görürsünüz. Ama onlar Allah’ı tanımazlar. Keşke Allah’ı tanısalardı. O’nu tanıyan, O’nu bilen her şeyi bilir. O’nu bilmeyen ise hiçbir şeyi bilmez. İşte mutluluk budur. O da hikmetle gelir, bu meclislere katılmak size hikmeti öğretir. Basiret sahibi olursunuz. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ قُلْ هَذِهِ سَبِيلِي أَدْعُو إِلَى اللَّهِ عَلَى بَصِيرَةٍ أَنَا وَمَنِ اتَّبَعَنِي وَسُبْحَانَ اللَّهِ وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ(108) ﴿

[ سورة يوسف ]

“De ki: “İşte bu benim yolumdur. Ben, ne yaptığımı bilerek Allah’a çağırıyorum; ben ve bana uyanlar (bunu yapıyoruz). Allah’ı ortaklardan tenzih ederim! Ve ben ortak koşanlardan değilim.”  

[ Yusuf Suresi: 108 ]

Kuran çok yönlüdür ve benzersizliği kısa ve öz olmasında saklıdır:

Rabbimiz “Muhakkak ki sana Kevser’i verdik” buyuruyor. Peki, O’na ne verdi? Her şeyi verdi. “Evet, peygamberlik, Kuran, yücelikle anılma, evet tarif edilmez bir mutluluk verdi” diyebilirsiniz. Bu doğru, Hikmet üzerine hikmet, bu da doğru, cennette bir nehir, mübarek bir havuz, bunların hepsi doğrudur. Kuran mutlaktır, birçok mana taşıyabilir. Kuran çok yönlüdür. Birçok veçhi vardır. Benzersizliği de kısa ve öz olmasında saklıdır. “Muhakkak ki sana Kevser’i verdik” Şimdi, bir insana her şey verildiğinde; Bolca para, itibar, ev, çiftlik, yazlık, eş, çocuklar… Der ki: Her şeyden biraz biraz aldı, şöhretin bir kısmına sahip oldu. Bu dünyadadır. Rabbimiz Azze ve Celle Rasulullah (s.a.v.)’e hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Muhakkak ki sana Kevser’i verdik”. Bazı hadis-i şeriflerde Efendimiz Kevser’i açıklamış ve onun bolca hayır, bolca iyilik olduğunu ifade etmiştir. “Çok” kelimesi Allah’tan gelmiş ve gerçekten de çokluğu ifade eder. “Sana verdik” ifadesi yine Allah’tandır ve büyük bir nimettir. Bir kralın kişiye bir kalem hediye etmesi makul bir şey midir? Seni bir kalem ile nimetlendirdik, sana onu bahşettik. Bu bir kral için uygun değildir. Büyük olanın hediyesi de büyüktür. Yüce olanın nimeti de yücedir.

Seslerin çemberi sınırsızdır, düşüncelerin çemberi ise sonsuzdur: 

Rivayete göre bir kadın bir şehzadenin kapısında durup ondan bir istekte bulunur. Şehzade ise ona büyük bir hediye verir. Bazı arkadaşları ise onu kınarlar. Ve derler ki: Efendim, az bir şey vermeniz onu zaten memnun ederdi. O sizin cömert olduğunuzu bilmiyor.” Şehzade ise onlara altın harflerle yazılacak bir cevap verir: “Az onu memnun etse de ben onun için çok olandan başkasına razı olmam. O beni tanımasa da ben kendimi tanıyorum.” 

﴾ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا مَا لَكُمْ إِذَا قِيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فِي سَبِيلِ اللَّهِ اثَّاقَلْتُمْ إِلَى الْأَرْضِ أَرَضِيتُمْ بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا مِنَ الْآخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا قَلِيلٌ(38) ﴿

[ سورة التوبة ]

 “Ey iman edenler! Size ne oldu ki, “Allah yolunda seferber olun” denilince yerinize çakılıp kaldınız; yoksa âhiretten vazgeçip de dünya hayatıyla yetinmeye razı mı oldunuz? Halbuki dünya hayatının sağladığı fayda âhiretinkine göre pek azdır.”  

[ Tevbe suresi: 38 ]

Bu ayet az önce ifade ettiğimiz hikayeyi destekler mahiyettedir. “Pek azdır”

﴾ أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓاْ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُواْ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُواْ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً ۚ وَقَالُواْ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍۢ قَرِيبٍۢ ۗ قُلْ مَتَٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْآخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا(77) ﴿

[ سورة النساء ]

“Kendilerine, “Elinizi savaştan çekin, namazı kılın ve zekâtı verin” denilen kimseleri görmedin mi? Sonra onlara savaş farz kılınınca bir de gördün ki, içlerinden bir grup Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korkuyla insanlardan korkuyorlar da, “Rabbimiz! Savaşı bize niçin yazdın, bizi yakın bir süreye kadar geri bıraksan olmaz mıydı?” diyorlar. Onlara de ki: “Dünya menfaati önemsizdir, Allah’tan korkanlar için âhiret daha hayırlıdır ve size zerre kadar haksızlık edilmez.” 

[ Nisa Suresi: 77 ]

Allah “azdır, önemsizdir” buyuruyor:

(( أَعْدَدْتُ لِعِبَادِي الصَّالِحِينَ مَا لَا عَيْنٌ رَأَتْ، وَلَا أُذُنٌ سَمِعَتْ، وَلَا خَطَرَ عَلَى قَلْبِ بَشَرٍ ))

[ متفق عليه عن أبي هريرة ]

“Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım." 

[ Buhari ve Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir ]

Gözün görmediği şeyler; Görme alanı sınırlıdır. Fakat duyma alanı çok büyüktür. Üç yüz kiloluk bir insanı görmediniz ama onun varlığını duydunuz veya üç yüz kilo olduğunu bir kitapta okudunuz. Yüz iki katlı bir bina görmediniz fakat çevrenizde kırk ya da otuz katlı binalar görüyorsunuz. Duyduklarınıza göre bunlar vardır. Yani görmenin sınırı çok dardır. Ama duyma çemberi çok geniştir. Yeryüzünde meydana gelen her olay ne kadar garip görünse de kulağımıza gelmiştir. Duyma alanımız sınırsız ise düşünce alanımız sonsuz olur. Bir kişinin günlük gelirinin yüz milyar olduğunu düşünebilirsiniz. Bu gerçekleşmemiş bir düşüncedir. Şu hadise bakın, ne kadar incedir: “Ben salih kullarım için hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın duymadığı, hiçbir insanın hatır ve hayal edemediği nimetler hazırladım."

Hayatın kendisi Allah’ı tanımak ve O’nun emirleri doğrultusunda yaşamak için geldiğimiz bir okuldur:

Bu hayat için yaratıldınız ve bu dünyada, Allah’ı tanımanız için her şeyin bulunduğu bir okuldasınız. Rasulullah (s.a.v.) hilale baktı ve şöyle buyurdu:

(( عن قتادة أَنَّهُ بَلَغَهُ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ إِذَا رَأَى الْهِلَالَ قَالَ: هِلَالُ خَيْرٍ وَرُشْدٍ، هِلَالُ خَيْرٍ وَرُشْدٍ، هِلَالُ خَيْرٍ وَرُشْدٍ، آمَنْتُ بِالَّذِي خَلَقَكَ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ، ثُمَّ يَقُولُ: الْحَمْدُ لِلَّهِ الَّذِي ذَهَبَ بِشَهْرِ كَذَا وَجَاءَ بِشَهْرِ كَذَا ))

[ أبو داود عَنْ قَتَادَةَ  ]

 “Katade’den nakledildiğine göre Rasulullah (s.a.v.) hilali gördüğünde üç defa "Hilâle hayrın ve rüşdin âmentu billezî halekake. Hayır ve doğruluk ayı olsun! Seni yaratana inandım" der, sonra: "El-hamdulillahillezi zehebe bi şehri keza ve câe bi şehri, keza (falanca ayı götürüp falanca ayı getiren Allah'a hamd olsun)" 

[ Ebu Davud Katade’den nakletmiştir ]

Dünyada kitapların da dahil olduğu bazı izah aracıları vardır. Bu sabit kitaptaki her kelime bir izah aracıdır. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ(17) وَإِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ(18) وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ(19) وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ(20) ﴿

[ سورة الغاشية ]

 “Peki insanlar devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bakmazlar mı?"  

[ Gaşiye Suresi: 17-20 ]

Deve, gökyüzü, dağlar ve yeryüzü, bunların hepsi vardır.

﴾ وَٱلشَّمۡسِ وَضُحَىٰهَا (1)وَٱلۡقَمَرِ إِذَا تَلَىٰهَا (2)وَٱلنَّهَارِ إِذَا جَلَّىٰهَا (3)وَٱلَّيۡلِ إِذَا يَغۡشَىٰهَا (4)وَٱلسَّمَآءِ وَمَا بَنَىٰهَا (5)وَٱلۡأَرۡضِ وَمَا طَحَىٰهَا (6)وَنَفۡسٍ وَمَا سَوَّىٰهَا (7)فَأَلۡهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقۡوَىٰهَا (8) ﴿

[ سورة الشمس ]

 “Yemin olsun, güneşe ve kuşluğuna; Işığı onun ardından geldiğinde aya; Onu (dünyayı) aydınlattığında gündüze; Onu karanlıkla örttüğünde geceye; Göğe ve onu kuran kudrete; Yere ve onu yayıp döşeyene; Nefse ve ona düzen verene; Ona kötü ve iyi olma yeteneklerini yerleştirene ki,”  

[ Şems Suresi: 1-8 ]

Bir okuldasınız, hayatın tamamı bir okuldur. Oraya Allah Azze ve Celle’yi tanımak ve emirlerine uymak için gidersiniz. Sizi Allah’a yaklaştıracak şeyler yaparsınız. Size verdiği arzuların isteklerine karşı çıkarsınız. Ve buluşma zamanı geldiğinde O’na yakın olarak sonsuza kadar mutlu olursunuz. İşte bu varlık sırrıdır, bu insanın yaratılmasındaki en büyük hedeftir.

Nimetlerin tamamı hidayettir:

Allah Teala “Şüphesiz biz sana kevseri, bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” buyurmaktadır. Bu nimetlerin hepsi Allah’ın bir lütfudur. Fakat alimler der ki: Nimetlerin tamamı hidayettir. Hidayet birse mal sıfırdır. Böylece ikisi on olurlar. Hidayet ile evlilikte ikinci bir sıfır gelir, kişi hidayete ermiş olur.  Geçimini sağlayacağı bir geliri ve eşi olur. Çocukları üçüncü bir sıfırdır, toplum içerisinde iyi bir mevki de dördüncü sıfır olur. Şimdi buradaki biri silerseniz önündeki her şey sıfır olur, sadece sıfırlar kalır. Öyleyse:

﴾ كَمْ تَرَكُوا مِنْ جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ(25) وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ(26) وَنَعْمَةٍ كَانُوا فِيهَا فَاكِهِينَ(27) ﴿

[ سورة الدخان ]

 “Onlar geride nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler bırakmışlardı.”  

[ Duhan Suresi: 25-27 ]

Ayette “ni’me (nimet)” değil, na’me (bolluk, refah)” kelimesi vardır. Fakat nimet:

﴾ لِيَغْفِرَ لَكَ اللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِنْ ذَنْبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَاطاً مُسْتَقِيماً (2) ﴿

[ سورة الفتح ]

“Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlar. Sana olan nimetini tamamlar ve seni doğru yola iletir.”  

[ Fetih Suresi: 2 ]

Namaz nimetin gerekliliklerinden biridir:

Hidayete ulaşan kişi parayı kendine göre nimet olarak isimlendirir:

﴾ فَأَمَّا الْإِنسَانُ إِذَا مَا ابْتَلَاهُ رَبُّهُ فَأَكْرَمَهُ وَنَعَّمَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَكْرَمَنِ(15) وَأَمَّا إِذَا مَا ابْتَلَاهُ فَقَدَرَ عَلَيْهِ رِزْقَهُ فَيَقُولُ رَبِّي أَهَانَنِ (16)كَلَّا ۖ بَل لَّا تُكْرِمُونَ الْيَتِيمَ (17) ﴿

[ سورة الفجر ]

 “İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der. Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der. Hayır, hayır! Yetime ikram etmiyorsunuz.”  

[ Fecr Suresi: 15-17 ]

Yani bu yanlıştır zira dünyadaki nimetler ikram değil imtihandır. Bir şeyden mahrum olmak yoksunluk değil bir tedavidir. “Hayır!” Allah Subhanehu ve Teala dünyadaki nimetlerin ikram olmasını reddetmiştir. Size mal, para verdiğinde siz onu doğru şekilde harcarsanız Allah sizi onunla imtihan etmiş olur. O malı razı olduğu yerlerde kullanırsınız. Şimdi para imtihan olmaktan çıkıp nimete dönüşmüş oldu. Allah size eş verir, siz de ona Rabbini tanıtır, onu yabancılardan korur, dinin emirlerini öğretir hem onu mutlu eder hem de siz onunla mutlu olursunuz. İşte yine o zaman eş de nimete dönüşür. “İnsan ise; Rabbi onu deneyip de kendisine ikramda bulunduğunda, ona bol bol nimetler verdiğinde, “Rabbim bana ikram etti” der.” Bu insanın sözüdür, onun ifadesidir. Ama bu doğru değildir. “Ama onu deneyip rızkını daraltınca da” Sağlığıyla, geliri ile ilgili bir “Ama onu deneyip rızkını daraltınca da” Sağlığıyla, geliri ile ilgili bir sıkıntı yaşadığında, mallarından bir kısmı helak olursa, ticari işletmesi yanarsa veya çocuklarından birini kaybederse bu bir yoksunluk ya da ihanet değil bu bir tedavidir. “Ama onu deneyip rızkını daraltınca da, “Rabbim beni aşağıladı” der. Hayır, hayır!” “Kella” (hayır) caydırıcı, azarlayıcı ve yasaklayıcı bir olumsuzluk ifadesidir. Hayır verdiklerim ikram değildir, verdiğim şeyler sadece imtihandır. Vermediklerim de yoksunluk mahrum bırakmak değildir zira onlar da size verdiğim devadır. Ayetlerin anlamı budur.
“Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” Bu da nimetin bir gerekliliğidir. Nimetin, nimet verilen kişiden gizlenmemesi için namaz kıl, “namaz kıl ve kurban kes” ifadeleri dinin tamamıdır. Buna benzer bir ayet daha vardır:

﴾ وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا(31) ﴿

[ سورة مريم ]

“Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti.” 

[ Meryem Suresi: 31 ]

Dinin özü Allah ile bağ kurmak ve yaratılanlara iyi davranmaktır:

Dinin özü Allah ile bağ kurmak ve yaratılanlara iyi davranmaktır. Din bundan ibarettir. Bunu anlarsanız ona bağlanırsınız. Allah’a yakın olmaktan dolayı mutlu olursanız O’na şükredersiniz. O’na şükretmek de yarattıklarına karşı güzel davranışlarda bulunmaktır. Çünkü:

(( الخلْقُ كلُّهم عِيَالُ اللهِ، فأحبُّهُمْ إلِى اللهِ أنفَعُهم لِعيالِهِ ))

[ ضعيف الجامع ]

“Yaratılanlar Allah’ın ailesi gibidir. Bu yüzden Allah katında yaratılanların en sevimlisi, O’nun ailesine faydalı olan ve bir aileyi sevindiren kimsedir.” 

[ Daîfü'l-Câmi‘ ]

Dinin özü Allah ile bağlantı kurmak ve yarattıklarına karşı ihsanda bulunmaktır. Sadece Müslümanlara karşı değil tüm yaratılışa karşı… Şu ayete bir bakın ne kadar güzel: “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes.” Namazı sadece Rabbine has kıl, içinde riya ve övgü arayışı olmasın.

(( خشيةُ اللهِ رأسُ كلِّ حكمةٍ، والوَرَعُ سَيِّدُ العملِ، ومَن لم يكن له وَرَعٌ يَحْجِزُهُ عن معصيةِ اللهِ عز وجل إذا خَلَا بها، لم يَعْبَأ اللهُ بسائِرِ عملِهِ شيئاً ))

[ الألباني بسند ضعيف ]

“Allah korkusu bütün hikmetlerin başıdır. Vera amellerin efendisidir. Allah yalnız kaldığında kendisini Allah’a karşı isyan etmekten alıkoyacak veraya sahip olmayan kişiyle geri kalan hiçbir şeyde ilgilenmez.” 

[ Elbani , Daîfü'l-Câmi‘ ]

O, açıktan açığa dua ettiği gibi gizli bir şekilde de dua eder. Allah Teala da hem gizliden hem de açıktan ettiği dualarını kabul eder. “Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” Kurban kes, boğazla: Tefsirlerde bu kelimenin en çok tercih edileni kurban kesmektir. Burada bir kısım zikredilmiş ama aslında bütününü kastetmiştir. Birçok amel arasında bu salih ameli zikretmiştir. Bununla da mutlak manada salih ameli kastetmiştir. Şu ayette olduğu gibi:

﴾ أَرَءَيۡتَ ٱلَّذِي يُكَذِّبُ بِٱلدِّينِ (1)فَذَٰلِكَ ٱلَّذِي يَدُعُّ ٱلۡيَتِيمَ (2)وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلۡمِسۡكِينِ (3) ﴿

[ سورة الماعون ]

“Gördün mü dini yalan sayanı? İşte odur yetimi itip kakan; Ve yoksula yedirmeyi özendirmeyen!” 

[ Maun Suresi: 1-3 ]

Kişi şunu sorabilir: Allah Subhanehu ve Teala neden bu ayette iki kötü özelliği seçti? Çünkü ilk kötülük en çirkin ameli temsil eder. Eğer iyiliğinizi bir insandan esirgerseniz bu bir kötülüktür. Ama bunu bir yetimden esirgerseniz bu daha büyük bir kötülüktür. Yetime zarar verirseniz bu üç kat daha büyük bir kötülük olur. Yani iyiliği herhangi bir insandan esirgemek kötülüktür ama onu kanadı kırık bir yetimden esirgerseniz daha büyük bir kötülük olur. Yetimi itip kakar, onu azarlar, ona kızar, sert davranıp onu iter. Şimdi ikinci kısma gelelim.
“Yoksulu yedirmeye de teşvik etmez.” Yani salih amel ne kadar küçük olursa olsun, hatta sadece bir kelimeden ibaret de olsa onu başkasından esirger. Asla yapmaz, küçük bir iyilik de olsa yapmaz. Ama kötü bir ameli çirkin de olsa yapar. Dolayısıyla burada amaç sadece yoksulu yedirmek değildir. Maksat, ne kadar az olursa olsun hayırlı güzel işleri yapmaktan imtina etmek, ne kadar korkunç olursa olsun kötülükleri yapmaktır. 

Eğer Allah’a kavuşmayı istiyorsak bedeli belirlenmiştir ve o kapı daima açıktır:

Aynı şekilde “Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” Yani Allah ile bağlantı kur ve O’na yaklaşmak için iyilik yap.

﴾ قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلاً صَالِحاً وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَداً(110) ﴿

[ سورة الكهف ]

 “De ki: “Ben, yalnızca sizin gibi bir insanım. Şu var ki bana, ilâhınızın, sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim rabbine kavuşmayı bekliyorsa dünya ve âhirete yararlı iş yapsın ve rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”  

[ Kehf Suresi: 110 ]

Bir insanla görüşmeyi isterseniz size “bu hafta meşgulüm” der. “Sonraki hafta toplantım var, sonra seyahate çıkacağım, sonraki hafta ise seksen kişi görüşmek için bekliyor, sen de onlarla beklersin.” Bu insan… Ama Allah Azze ve Celle’ye kavuşmak isterseniz bunun bedeli bellidir ve kapı daima açıktır. “Artık her kim rabbine kavuşmayı bekliyorsa dünya ve âhirete yararlı iş yapsın ve rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın.”

Kuran’ı Kerim’e göre dinin tanımı:

Bazıları der ki şu ayet Kuran’ın tamamını özetler: “De ki: “Ben, yalnızca sizin gibi bir insanım. Şu var ki bana, ilâhınızın, sadece bir ilâh olduğu vahyolunuyor.” Peki ne vahyolunuyor? “İlâhınızın, sadece bir ilâh olduğu” Kullar tevhitten daha değerli bir şey öğrenmemiştir. Allah’tan başka rızık veren, nimet veren, yükselten, alçaltan, şereflendiren ve zelil eden yoktur. 

(( اعمل لوجهٍ واحدٍ يكفك الوجوه كلها. ))

[ ضعيف الجامع ]

 “Sadece bir varlığa kulluk et ki, O seni diğer bütün varlıklardan kurtarsın.” 

[ Daîfü'l-Câmi‘ ]

(( من جعل الهمومَ همًا واحدًا همَّ آخرتِه؛ كفاه اللهُ همَّ دنياه ))

[ الألباني بسند ضعيف ]

“Kimin tek kaygısı ahiret olursa, Allah onun dünyadaki tüm kaygılarını giderir.” 

[ Daîfü'l-Câmi‘ ]

﴾ مِن دُونِهِ ۖ فَكِيدُونِي جَمِيعًا ثُمَّ لَا تُنظِرُونِ (55) إِنِّي تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ رَبِّي وَرَبِّكُم ۚ مَّا مِن دَابَّةٍ إِلَّا هُوَ آخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا ۚ إِنَّ رَبِّي عَلَىٰ صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ (56) ﴿

[ سورة هود ]

“O'ndan başka her şeyden uzağım, artık hepiniz toplanın bana istediğiniz tuzağı kurun, sonra hiç bekletmeyin. Ben muhakkak ki, hem benim Rabbim, hem de sizin Rabbiniz olan Allah'a dayanmaktayım. Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, idaresi ve yönetimi O'nun elinde olmasın. Benim Rabbim, hiç şüphe yok ki, doğru yoldadır." 

[ Hud Suresi: 55-56 ]

﴾ إِنَّ الَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللَّهَ يَدُ اللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ فَمَنْ نَكَثَ فَإِنَّمَا يَنْكُثُ عَلَى نَفْسِهِ وَمَنْ أَوْفَى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْراً عَظِيماً(10) ﴿

[ سورة الفتح ]

“Sana yeminle bağlılık sözü verenler gerçekte bu sözü Allah’a vermiş oluyorlar, Allah’ın eli onların elleri üzerindedir. Bu sebeple kim Allah’a verdiği ahdi bozarsa ancak kendi aleyhine bozmuş olur, Allah’a verdiği sözün gereğini yerine getirene ise Allah yakında büyük ödül verecektir.”  

[ Fetih Suresi: 10 ]

﴾ إِنَّ رَبَّكُمُ اللَّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٍ ثُمَّ اسْتَوَىٰ عَلَى الْعَرْشِ يُغْشِي اللَّيْلَ النَّهَارَ يَطْلُبُهُ حَثِيثًا وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ وَالنُّجُومَ مُسَخَّرَاتٍ بِأَمْرِهِ ۗ أَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْأَمْرُ ۗ تَبَارَكَ اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ (54) ﴿

[ سورة الأعراف  ]

 “Şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istivâ eden; geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; güneşi, ayı ve yıldızları emrine boyun eğmiş durumda yaratan Allah’tır. Bilesiniz ki, halk da emir de (yaratma ve yönetme) yalnız O’na aittir. Âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir.”  

[ Araf Suresi: 54 ]

﴾ وَاللَّهُ يَقْضِي بِالْحَقِّ وَالَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ لَا يَقْضُونَ بِشَيْءٍ إِنَّ اللَّهَ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ(20) ﴿

[ سورة غافر ]

“Ve Allah adaletle hüküm verir; onların Allah’tan başka taptıkları ise hiçbir şeye hükmedemezler. Kuşkusuz Allah her şeyi en iyi işiten ve en iyi görendir.”  

[ Gafir Suresi: 20 ]

﴾ قُلِ ٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُواْ ۖ لَهُۥ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ أَبْصِرْ بِهِۦ وَأَسْمِعْ ۚ مَا لَهُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا يُشْرِكُ فِى حُكْمِهِۦٓ أَحَدًا (26) ﴿

[ سورة الكهف ]

“De ki: “Kaldıkları süreyi Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybını bilmek O’na aittir. O, ne güzel görür; O, ne güzel işitir! Onların, O’ndan başka hiçbir dostu da yoktur. O, hükmüne hiçbir kimseyi ortak etmez.”  

[ Kehf Suresi: 26 ]

﴾ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ وَكِيلٌ(62) ﴿

[ سورة الزمر ]

 “Allah her şeyin yaratıcısıdır ve her şeyi koruyup yöneten de O’dur.”  

[ Zümer Suresi: 62 ]

﴾ وَلِلَّهِ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ الْأَمْرُ كُلُّهُ فَاعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ(123) ﴿

[ سورة هود ]

“Göklerin ve yerin gizlisi (gaybı) yalnız Allah’a aittir. Her iş O’na döndürülür. Öyleyse O’na kulluk et ve O’na güvenip dayan! Rabbin yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.”  

[ Hud Suresi: 123 ]

﴾ فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَكِنَّ اللَّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَكِنَّ اللَّهَ رَمَى وَلِيُبْلِيَ الْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَاءً حَسَناً إِنَّ اللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ(17) ﴿

[ سورة الأنفال ]

“Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü; (oku) attığında da sen atmadın, Allah attı; bunu da müminlere kendinden güzel bir lütufta bulunmuş olmak için yaptı. Allah her şeyi işitmekte, her şeyi bilmektedir.”  

[ Enfal Suresi: 17 ]

Allah Azze ve Celle’den başka ilah yoktur, din işte budur, dinin tamamı budur.

Tüm dinlerin özü “La ilahe illallah”tır:

Bu, tüm dinlerin özüdür.

(( خَيْرُ الدُّعَاءِ دُعَاءُ يَوْمِ عَرَفَةَ، وَخَيْرُ مَا قُلْتُ أَنَا وَالنَّبِيُّونَ مِنْ قَبْلِي: لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ المُلْكُ وَلَهُ الحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ. ))

[ صحيح الترمذي ]

“Duaların en hayırlısı, Arefe günü yapılan duadır. Benim ve benden önceki peygamberlerin söylediği en hayırlı söz ise şudur: Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, ortağı yoktur. Mülk O’nundur, hamd O’nadır ve O her şeye kadirdir.”  

[ Tirmizi, Sahih ]

Ümmü Hani Rasulullah (s.a.v.)’in şöyle buyurduğunu naklediyor:

(( لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ لَا يَسْبِقُهَا عَمَلٌ وَلَا تَتْرُكُ ذَنْباً ))

[ ضعيف الجامع ]

“Allah'tan başka ilah yoktur (sözünün) önüne hiçbir salih amel geçemez ve bu söz hiçbir günahı (bağışlanmadan) bırakmaz." 

[ Daîfü'l-Câmi‘ ]

(( لا إله إلا الله حصني فمن دخله أَمِن من عذابي ))

[ ضعيف الجامع ]

"Lâ ilâhe illâllah benim kalemdir. Kim benim kaleme girerse, azabımdan güvende olur.” 

[ Daîfü'l-Câmi‘ ]

Kelime-i tevhid dinin en önemli beyanıdır. Hatta dinin tamamıdır. Bilin ki, -sadece söylemekle kalmayın- Allah’tan başka ilah yoktur. Bunu kesin olarak bilin…

﴾ فَاعْلَمْ أَنَّهُ لَا إِلَٰهَ إِلَّا اللَّهُ وَاسْتَغْفِرْ لِذَنبِكَ وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ ۗ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مُتَقَلَّبَكُمْ وَمَثْوَاكُمْ(19) ﴿

[ سورة محمد ]

“Bil ki, Allah’tan başka tanrı yoktur. Kendi günahın için, erkek kadın müminler için Allah’tan af dile. Ne yapacağınızı ve yerinizin neresi olacağını Allah bilir.” 

[ Muhammed Suresi: 19 ]

(( خشيةُ اللهِ رأسُ كلِّ حكمةٍ، والوَرَعُ سَيِّدُ العملِ، ومَن لم يكن له وَرَعٌ يَحْجِزُهُ عن معصيةِ اللهِ عز وجل إذا خَلَا بها، لم يَعْبَأ اللهُ بسائِرِ عملِهِ شيئاً ))

[ الألباني بسند ضعيف ]

 “Allah korkusu bütün hikmetlerin başıdır. Vera amellerin efendisidir. Allah yalnız kaldığında kendisini Allah’a karşı isyan etmekten alıkoyacak veraya sahip olmayan kişiyle geri kalan hiçbir şeyde ilgilenmez.”  

[ Elbani, Daîfü'l-Câmi‘ ]

Allah Teala “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” buyuruyor. İşte dinin tamamı budur. Kişinin namazı sadece şekli olarak varsa ve salih ameli de yoksa o zaman bütün amelleri boşunadır. Der ki: Ben bu ilmi öğrendim. O zaman ona denir ki: Sen onu insanlara gösteriş yapmak için öğrendin. Onu cehenneme atın.

Namazı kılarak muhafaza etmek tam olarak dosdoğru yoldur:

Bu filanca kitabı, isimlerin, konuların, mekanların, dönemlerin, ayet ve hadislerin indekslerini içeren titiz bir çalışma olarak kaleme aldık. Giriş ve bölümlerden oluşmaktadır. Birçok yazar ve alim tarafından övgüyle bahsedilmiştir. Ciltlemesi iyidir. Ve ben bununla iftihar ederim.
Din Allah Teala ile bağ kurmak, yarattıklarına iyilikte bulunmaktır. Bu iki olguyu kapsayan her şey faydalı ve verimlidir. Bu iki özden uzak olan her şey de faydasızdır hatta bir kayıptır. 
Allah’ın huzurunda olduğunuzda gerçekten O’na yöneldiğinizi hissediyor musunuz? Şekli bir şekilde kılınan namaza gelecek olursak, Efendimiz şöyle buyurmuştu:

(( فارجِع فصلِّ فإنَّكَ لم تُصلِّ ))

[ صحيح الترمذي ]

“Dön de (yeniden) namaz kıl. Çünkü sen namaz kılmış olmadın.”  

[ Tirmizi, Sahih ]

Namaz kılmak, onu ikame etmek sadece Allahu Ekber demek değildir. Namaz kılmak şu bağı yerine getirmektir: Namazları muhafaza edin… Ezan okunduğunda camiye gideriz. Bu bir muhafaza şekli değildir. Muhafaza iki namaz arasında istikamet üzere dosdoğru olmaktır. Namaz vakti geldiğinde Allah’a karşı hiçbir şeyden utanmadan, O’nun huzurunda durabilmektir. Namazı muhafaza etmek hep doğru yolda olmaktır.
“Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” Din budur. Yani dünya ve ahirette makamını yükseltmek için güzel ameller yap! Çünkü dünyaya gelip iyi amel işlemeyen hiç kimse Allah katında kabul görmez. Ey Allah’ın Resulü filanca kişi namazlarını çoğalttığını söylüyor, çoğalttığını, namaz kıldığını değil. Ne demektir bu? Yani gece namazı, Duha, Evvabin gibi namazlar kıldığını, sadaka, zekat değil sadaka verdiğini, oruç tuttuğunu söylüyor ama komşularına zarar veriyor. Efendimiz “O cehennemdedir” buyurdular. 

(( قال رجلٌ: يا رَسولَ اللهِ، إنَّ فُلانةَ يُذكَرُ مِن كَثرةِ صَلاتِها وصَدقَتِها وصيامِها، غيرَ أنَّها تُؤذي جيرانَها بِلِسانها؟ قال: هي في النَّارِ، قال: يا رَسولَ اللهِ، فإنَّ فُلانةَ يُذكَرُ مِن قِلَّةِ صيامِها وصَدقَتِها وصَلاتِها، وإنَّها تَتَصدَّقُ بالأَثوارِ مِن الأَقِطِ ، وَلا تُؤذي جيرانَها بِلسانِها؟ قال: هيَ في الجنَّةِ ))

[ صحيح الترغيب ]

“Bir adam şöyle dedi: "Ey Allah'ın Resulü! Filan kadının çokça namaz kıldığı, sadaka verdiği ve oruç tuttuğu söyleniyor; ancak o, diliyle komşularına eziyet ediyor." Resulullah (s.a.v.): "O, cehennemdedir" buyurdu. Adam bu sefer: "Ey Allah'ın Resulü! Filan kadının ise (nafile) orucunun, sadakasının ve namazının azlığı zikrediliyor; ancak kendisi kurutulmuş yoğurt (keş) parçalarından sadaka veriyor ve diliyle komşularına eziyet etmiyor" dedi. Resulullah (s.a.v.): "O, cennettedir" buyurdu.” 

[ Tergib, sahih ]

İslam beş temel üzerine inşa edilmiştir. Sadece bu temellere mi İslam denir peki? Hayır, bunlar İslam’ın temel dayanaklarıdır. İslam’ın tamamı değildir.

((بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ؛ شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَأَنَّ مُحَمَّداً رَسُولُ اللَّهِ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَالْحَجِّ وَصَوْمِ رَمَضَانَ)) 

[ متفق عليه عَنْ ابْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا ]

“İslam beş şey üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Hz. Muhammed`in (s.a.v.)'in Allah’ın Resulü olduğuna Şahadet etmek, Namaz kılmak, Zekat vermek, Haccetmek, Ramazan orucunu tutmaktır.” 

[ Buhari ve Müslim İbn Ömer’den nakletmiştir ]

İslam’ın Gerçek Manası:

İslam farklı bir yapıdır; Necaşi Cafer (r.a)’e Resulullah’ın davetini sorduğunda ne demişti?

(( قال: أَيُّهَا الْمَلِكُ كُنَّا قَوْماً أَهْلَ جَاهِلِيَّةٍ نَعْبُدُ الْأَصْنَامَ وَنَأْكُلُ الْمَيْتَةَ وَنَأْتِي الْفَوَاحِشَ وَنَقْطَعُ الْأَرْحَامَ وَنُسِيءُ الْجِوَارَ ويَأْكُلُ الْقَوِيُّ مِنَّا الضَّعِيفَ فَكُنَّا عَلَى ذَلِكَ حَتَّى بَعَثَ اللَّهُ إِلَيْنَا رَسُولاً مِنَّا نَعْرِفُ نَسَبَهُ وَصِدْقَهُ وَأَمَانَتَهُ وَعَفَافَهُ فَدَعَانَا إِلَى اللَّهِ لِنُوَحِّدَهُ وَنَعْبُدَهُ وَنَخْلَعَ مَا كُنَّا نَعْبُدُ نَحْنُ وَآبَاؤُنَا مِنْ دُونِهِ مِنْ الْحِجَارَةِ وَالْأَوْثَانِ وَأَمَرَنَا بِصِدْقِ الْحَدِيثِ وَأَدَاءِ الْأَمَانَةِ وَصِلَةِ الرَّحِمِ وَحُسْنِ الْجِوَارِ وَالْكَفِّ عَنْ الْمَحَارِمِ وَالدِّمَاءِ وَنَهَانَا عَنْ الْفَوَاحِشِ وَقَوْلِ الزُّورِ وَأَكْلِ مَالَ الْيَتِيمِ وَقَذْفِ الْمُحْصَنَةِ وَأَمَرَنَا أَنْ نَعْبُدَ اللَّهَ وَحْدَهُ لَا نُشْرِكُ بِهِ شَيْئاً وَأَمَرَنَا بِالصَّلَاةِ وَالزَّكَاةِ وَالصِّيَامِ. ))

[ أحمد عَنْ أُمِّ سَلَمَةَ ]

“Ey Kral! Biz cahiliye halkıydık; putlara tapar, leş yer, fuhuş yapar, akrabalık bağlarını koparır, komşumuza kötü davranırdık. Güçlü olanımız zayıfı ezerdi. Biz bu haldeyken Allah bize aramızdan soyunu, doğruluğunu, güvenilirliğini ve iffetini bildiğimiz bir elçi gönderdi. Bizi Allah’ı birlemeye, O’na ibadet etmeye; bizim ve babalarımızın O'ndan başka taptığı taşları ve putları terk etmeye çağırdı. Bize doğru sözlü olmayı, emanete riayet etmeyi, akrabayı gözetmeyi, komşuyla iyi geçinmeyi, haramlardan ve kan dökmekten kaçınmayı emretti. Bizi fuhuştan, yalandan, yetim malı yemekten ve namuslu kadınlara iftira atmaktan menetti. Yalnızca Allah’a ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamamızı emretti; namazı, zekatı ve orucu emretti." 

[ Ahmed b. Hanbel Ümmü Seleme’den nakletmiştir ]

İşte İslam budur. İslam dürüstlüktür, iffettir, güvenilirliktir, Vera ve istikamettir, salih ameldir. İslam budur. Sadece namaz değildir İslam, namaz İslam’ın dayandığı temellerden biridir. Din o temeller üzerine kuruludur. Okul sadece bir bina mıdır? Değildir, okul ne sıralar ne tahta, ne de kitaptır. O zaman nedir okul? Okul ilimdir, bilgidir. Bir okul görebilirsiniz ama içinde bilgi yoktur, öğretmenler yoktur, Okulun binası, odaları, sınıfları, sıraları, tahtası, idare bölümü, oyun sahası vardır ama öğretmenler yoktur. O zaman bu binaya bilgi diyemeyiz. İlim, bilgi başka bir şeydir. İlim öğretmendir, sınıfa girer ve öğrencilerine ders verir. Öyleyse İslam da namazdan ibaret değildir. “Dön de (yeniden) namaz kıl. Çünkü sen namaz kılmış olmadın.”

(( من لم تنهه صلاته عن الفحشاء والمنكر لم يزدد من الله إلا بعداً ))

[ ضعيف الجامع ]

 “Kim bir namaz kılar da kıldığı namaz kendisini hayasızlık ve kötülükten alıkoymazsa o namazla Allah'tan uzaklaşmaktan başka bir şeyi arttırmaz.” 

[ Daîfü'l-Câmi ]

(( مَنْ لَمْ يَدَعْ قَوْلَ الزُّورِ وَالْعَمَلَ بِهِ فَلَيْسَ لِلَّهِ حَاجَةٌ فِي أَنْ يَدَعَ طَعَامَهُ وَشَرَابَهُ ))

[ البخاري عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ ]

 "Yalan söylemeyi ve bu yalancı şahidhği bırakmayan kimsenin yemeyi ve içmeyi bırakmasına Allah'ın asla ihtiyacı yoktur." 

[ Buhari Ebu Hureyre’den nakletmiştir ]

Hac yapamaz hale gelmeden önce haccedin. Öyle bir zaman gelir ki, insan hac yapar ama gittiği gibi geri döner. Günahlarını işlemeye devam eder.
“Şüphesiz biz sana kevseri, bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!” Nimetin esirgenmemesi için namaz kıl, bu nimete karşı nankörlük yapmamak için namaz kıl, Allah Azze ve Celle’ye yaklaşmak için de kurban kes. İşte din budur.

Kötüler Allah Azze ve Celle’nin kudretindeki bir sopadır:

Hz. Ali (r.a) diyor ki: “Kul ancak günahlarından korkmalı ve ancak Rabbinden istemelidir.” Dinin tamamı bu sözde gizlidir. İnsandan korkmayın, Allah’tan başka korkulacak hiçbir şey yoktur. Bu korku da yüce Allah’ın elinde, O’nun kudretindedir.

"Emrimize itaat et ki senin için perdelerimizi (hicaplarımızı) kaldıralım.

Çünkü biz, rızamızı bizi seven kimselere bahşettik.

"Bizim korumamıza sığın ve yüce huzurumuzla korun ki;

Seni, yarattıklarımızın kötülerinin (şerlilerinin) içindeki şeylerden koruyalım."

[ Ali b. Muhammed el-Vefa ]

Kötü varlıklar Allah’ın kudretindedir. Allah Teala onlara izin verirse bana ulaşabilirler ya da Rabbim onları benden uzaklaştırır. Allah ile ilişkimize bağlıdır. Bir kişiye sopa vurulursa adam sopayla kavga eder mi? Yaparsa ahmak olur. Yani bütün kötülükler Allah Azze ve Celle’nin kudretindedir. Onun eczanesindeki ilaçlardır. Allah katında çeşitli ilaçlarla dolu bir eczane vardır. Kötülükler de onlardan bazılarıdır. Bazen insanı korkutmak gerekir. Mesela haram yoldan haksız kazanç elde etmiş olabilir. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَلَوْ شَاءَ اللَّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَاتَلُوكُمْ فَإِنِ اعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَاتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْا إِلَيْكُمُ السَّلَمَ فَمَا جَعَلَ اللَّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلاً(90) ﴿

[ سورة النساء ]

“Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle mutlaka savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilirler de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse Allah size, onların aleyhine bir yola girme hakkı vermemiştir.”  

[ Nisa Suresi: 90 ]

Her şey Allah’ın kaza ve kaderi ile, O’nun takdiri ile gerçekleşir:

Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ مَا أَصَابَ مِنْ مُصِيبَةٍ فِي الْأَرْضِ وَلَا فِي أَنْفُسِكُمْ إِلَّا فِي كِتَابٍ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَبْرَأَهَا إِنَّ ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ يَسِيرٌ(22) ﴿

[ سورة الحديد ]

“Yeryüzünde vuku bulan veya başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın. Kuşkusuz bu Allah’a göre kolaydır." 

[ Hadid Suresi: 22 ]

Bu ayetin çok güzel bir tefsiri var: Her insanın Allah katında durumunun, gelirinin, yönelimlerinin, namazının, nefsinin temizliğinin, toplumsal ilişkilerinin yazılı olduğu bir sayfa vardır. Orada günah var mı yok mu bellidir. Rabbimiz Azze ve Celle bu sayfaya dayanarak kuluna musibet gönderir. 
“Yeryüzünde vuku bulan veya başınıza gelen hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta yazılı olmasın.” Musibet gelmeden önce kişinin durumu hakkında inceleme yapılır. Başına gelen şey onun için hayırlıdır. “biz onu yaratmadan önce” Bir insanın başına gelecek olan şey mutlaka gelir. Çünkü Allah Azze ve Celle hikmet sahibi ve her şeyi bilendir. Kişinin kalbine bakar ve yoldan saptığını görür. Böylece onu yoldan döndürmek için uygun olan şeyi takdir eder. Bu kaza ve kaderin basit bir açıklamasıdır. Kaza hükümdür, kader ise takdirdir. Rabbimiz Azze ve Celle kişiye bakar ve onun yüz çevireceğine hükmeder ve onu yolundan çevirecek olanı takdir eder. Her şey Allah’ın kaza ve kaderi ile gerçekleşir:

Kadere iman endişe ve üzüntüyü giderir:

İbn Ebi Şeybe Musannef’inde Ebu Hureyre’den şöyle nakleder:

(( الْمُؤْمِنُ الْقَوِيُّ خَيْرٌ وَأَحَبُّ إِلَى اللَّهِ مِنْ الْمُؤْمِنِ الضَّعِيفِ وَفِي كُلٍّ خَيْرٌ احْرِصْ عَلَى مَا يَنْفَعُكَ وَاسْتَعِنْ بِاللَّهِ وَلَا تَعْجَزْ وَإِنْ أَصَابَكَ شَيْءٌ فَلَا تَقُلْ لَوْ أَنِّي فَعَلْتُ كَانَ كَذَا وَكَذَا وَلَكِنْ قُلْ قَدَرُ اللَّهِ وَمَا شَاءَ فَعَلَ فَإِنَّ لَوْ تَفْتَحُ عَمَلَ الشَّيْطَانِ ))

[ مسلم عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ]

“Kuvvetli mümin Allah'a zayıf müminden daha hayırlı ve daha makbuldür. Ama her birinde hayır vardır. Sana fayda veren şeye çaba göster; Allah’tan yardım dile ve âciz olma! Başına bir say gelirse şöyle yapsam şöyle olurdu deme! Velâkin (bu) Allah'ın kaderi, O ne dilerse yapar, de! Çünkü eğer (kelimesi) şeytanın amelini açar.” 

[ Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir ]

Kaza hüküm, kader ise takdirdir. Kaza ve kader her zaman Müslümanların menfaati içindir:

Rabbimiz Azze ve Celle her an bir durumun içindedir. Bugün kişiye bakar ve onun yönelişini görür, ona ikramını takdir eder. Ama onun yüz çevirdiğini gördüyse bunun çaresini takdir eder. Kaza hükümdür, kader ise takdir. Kaza ve kader her zaman insanın menfaati içindir. Tüm iyilikler, her türlü hayır Allah’ın kudreti iledir: 

﴾ قُلِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَنْ تَشَاءُ وَتَنْزِعُ الْمُلْكَ مِمَّنْ تَشَاءُ وَتُعِزُّ مَنْ تَشَاءُ وَتُذِلُّ مَنْ تَشَاءُ بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ(26) ﴿

[ سورة آل عمران ]

“De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.” 

[ Al-i İmran Suresi: 26 ]

Yani aziz etmesi de zelil etmesi de hayırlıdır. Vermesi de alması da iyidir. Bu şu ayetin bir açıklamasıdır:

﴾ أَلَمْ تَرَوْاْ أَنَّ ٱللَّهَ سَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَسْبَغَ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُۥ ظَٰهِرَةً وَبَاطِنَةً ۗ وَمِنَ ٱلنَّاسِ مَن يُجَٰدِلُ فِى ٱللَّهِ بِغَيْرِ عِلْمٍۢ وَلَا هُدًى وَلَا كِتَٰبٍۢ مُّنِيرٍۢ(20) ﴿

[ سورة لقمان ]

 “Allah’ın, göklerde ve yerde bulunan şeyleri hizmetinize verdiğini, nimetlerini gizli ve açık olarak önünüze bolca serdiğini görmez misiniz? İnsanlardan öyleleri vardır ki bir bilgi, bir rehber ve aydınlatıcı bir kitap olmadan Allah hakkında tartışmaya kalkışırlar.”  

[ Lokman Suresi: 20 ]

Zahirde görünenler nimetler ile görünmeyen musibetler aslında görünmeyen nimetlerdir. Öyleyse “Biz sana Kevser’i verdik” Allah Teala’nın yüce peygamberine verdiği ve bizim tam olarak kavrayamadığımız şeylerdir. Zira biz Kuran’ı Kerim’in, peygamberliğin, hikmetin, cennetteki nehirlerin, Kevser havuzunun, nimetlerden bazıları olduğunu düşünüyoruz. Ki daha bilmediğimiz nimetler de vardır. Peygamberi de ancak peygamber bilir, biz bunun dışındayız. Allah Teala’nın verdiklerini biz idrak edemeyiz. Zira Efendimiz şöyle buyuruyor:

(( سَلُوا اللَّهَ لِيَ الْوَسِيلَةَ، قَالُوا: يَا رَسُولَ اللَّهِ وَمَا الْوَسِيلَةُ؟ قَالَ: أَعْلَى دَرَجَةٍ فِي الْجَنَّةِ لَا يَنَالُهَا إِلَّا رَجُلٌ وَاحِدٌ أَرْجُو أَنْ أَكُونَ أَنَا هُوَ ))

[ الترمذي عن أبي هريرة ]

“Allah’tan vesileyi isteyiniz.” Ashab: “Ey Allah’ın Resulü! Vesile nedir?” Rasulullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Cennet’teki en yüksek derecedir ve ona sadece bir kişi sahip olacaktır. O kişinin ben olacağımı ümit ederim.” 

[ Tirmizi Ebu Hureyre’den nakletmiştir ]

O Allah’a giden yegâne ve tek kapıdır. Kâinatta hiçbir varlık Rasulullah (s.a.v.)’in kapısından geçmeden Allah’a ulaşamaz. Senden başka ile bana gelen kimse o kapıdan giremez. Tüm peygamberler Rasulullah (s.a.v.)’in kapısından geçerek Allah Azze ve Celle’ye varacaklardır.

Aşağıdaki ayet Rasulullah (s.a.v.) içindir ve bizler de bunda pay sahibiyiz:

Rasulullah (s.a.v.) nebiler ve Resullerin efendisidir. İsra hadisesinde peygamberlere namaz kıldırması makamının yüceliğinin bir delilidir:

(( أنا سيدُ ولدِ آدمَ يوم القيامةِ ولا فخرَ، آدم فمن دونه تحت لوائي يوم القيامةِ ولا فخرَ ))

[ ابن تيمية ]

“Ben kıyamet gününde Ademoğullarının efendisi olacağım. Bununla övünmek yoktur. O gün Adem (a.s) ve diğer peygamberler sancağımın altında olacaktır. Bununla övünmek yoktur.” 

[ İbn Teymiye ]

“Muhakkak ki sana Kevser’i verdik.” Bu ayet Rasulullah (s.a.v.) içindir. Bizler de ondan pay sahibiyiz. Tam bir istikamet üzere dosdoğru olur, salih ameller işlerseniz, Allah katında tadını sadece deneyimlenmiş olanların bilebileceği bir duygu hisseder, inanılmaz bir huzur bulursunuz. Hayatınızda endişe ve korku olmaz, kin, yoksunluk duygusu olmaz. Bunlar insanlar için kötü duygulardır. Ama siz bunlardan kurtulursunuz. Bu da Kevser’in bir parçasıdır. Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ أَفَمَنْ وَعَدْنَاهُ وَعْداً حَسَناً فَهُوَ لَاقِيهِ كَمَنْ مَتَّعْنَاهُ مَتَاعَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الْمُحْضَرِينَ(61) ﴿

[ سورة القصص ]

 “Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir?”  

[ Kasas Suresi: 61 ]

Mümin Allah katında bir yeri olduğunu hissetmesi:

﴾ إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ(54) فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ(55) ﴿

[ سورة القمر ]

“Takvâ sahipleri cennetlerde ve ırmak kenarlarındadır. Doğruluğun hâkim olduğu bir ortamda, gücüne sınır olmayan bir hükümdarın huzurundadırlar.” 

[ Kamer Suresi: 54-55 ]

Bu mekân, siz müminsiniz, Allah’a karşı itaatkâr, Allah’ı önceleyen, O’na isyan etmeyen, O’nu seven, emirlerini yerine getiren birisiniz. Sadece bu hissin kendisi Kevser’dir. Bu ayetten bir payınız vardır. Ancak:

"Özlemi (hasreti), ancak onun acısını çeken ve ona göğüs geren bilir;

Aşk ateşini (sevda acısını) de ancak ondan muzdarip olan anlar."

[ Ebu’l-Şamakşak ]

Konuşmak kolaydır ama nimetlerle dolu bir Kevser’de olduğunuzu hissetmelisiniz.

Müminlere Allah tarafından sınırsız bir nimet vaat edilmiştir:

Rasulullah (s.a.v.)’e hitaben söylenen her ayette, müminin de imanı, istikameti, salih ameli, bağlılığı, takvası, zahitliği ve sevgisi nispetince bir payı vardır. “Biz sana Kevser’i verdik.” Allah Teala buyuruyor ki:

﴾أَمْ حَسِبَ الَّذِينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّئَاتِ أَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ سَوَاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ سَاءَ مَا يَحْكُمُونَ(21)﴿

[ سورة الجاثية  ]

 “Yoksa kötülüğe gömülüp kalanlar, hayatlarını ve ölümlerini, eşit olarak iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapanlarınki gibi mi yapacağımızı zannediyorlar? Verdikleri hüküm ne kötü!” 

[ Casiye Suresi: 21 ]

Bu Kevser’dir. Siz Allah Teala’nın sınırsız nimetler vaat ettiği bir müminsiniz. Bu nimet dünyada başlar. “Öldükten sonra verilecek, daha çok var” demeyin, O daha dünyadayken başlar. Ama kimin için?

﴾ وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ(46) ﴿

[ سورة الرحمن ]

“Rabbinin huzurundan korkan kimse için çifte cennet vardır.”  

[ Rahman Suresi: 46 ]

(( أَبُو بَكْرٍ فِي الْجَنَّةِ ))

[ الترمذي عن عبد الرحمن بن عوف ]

“Ebu Bekir cennettedir.” 

[ Tirmizi Abdurrahman b. Avf’dan nakletmiştir ]

Rasulullah (s.a.v.) böyle buyurmuştu: “O cennettedir, Müminler hep cennettedir. Bir müminin kalbine bakacak olursanız, kalbinde yeryüzünün tüm mutsuzlarına dağıtsanız onları mutlu edecek kadar mutluluk bulursunuz. Çünkü o Allah ile beraberdir. Müslüman Efendimiz’in makamını ziyaret ettiğinde “yarım saat ağladım” der. Peki, neden ağlar? Rasulullah (s.a.v.)’den taşan nurdan dolayı, O senin için bir bağ olur.

Cennet Yüce Allah ile doğrudan bağlantıdır:

Makam mevki sahibi, sadece ilim sahibi değil imanlı bir kişiyle oturduğunuzda size der ki: “Çok mutlu oldum, kendimi iyi hissettim, sıkıntım gitti, endişelerim kayboldu, karamsarlığım yok oldu, kasvetim dağıldı, kaybolmuşluk hissim beni terk etti. Peki size ne oldu? İşte ümmetimin veli kulları, gördüğünüzde Allah’ı hatırlatırlar:

﴾ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ ٱللَّهِ ۗ أَلَا بِذِكْرِ ٱللَّهِ تَطْمَئِنُّ ٱلْقُلُوبُ (28) ﴿

[ سورة الرعد ]

 “Bunlar, iman edenler ve Allah’ı zikrederek gönülleri huzura kavuşanlardır. Bilesiniz ki gönüller ancak Allah’ı zikrederek huzura kavuşur.”  

[ Rad Suresi: 28 ]

(( إنَّ القلوبَ تصدَأُ كما يصدَأُ الحديدُ، فقيلَ: يا رسولَ اللَّهِ وما جلاؤُها؟ فقال: تلاوةِ القرآنِ، وذِكرِ الموتِ ))

[ تخريج الإحياء للعراقي بسند ضعيف ]

"Demir paslandığı gibi şu kalpler de paslanır." Denildi ki: "Ey Allah'ın Resulü, onun cilası (temizliği) nedir?" Şöyle buyurdu: "Kur'an okumak ve ölümü hatırlamaktır." 

[ Irakî, İhya zayıf bir senetle nakledilmiştir ]

Yüce Allah’a yöneldiğinizde bu sözün ne demek olduğunu anlarsınız. Mümin dünyada mutludur, dar bir evde otursa da, çocuğu olmasa da, geliri kısıtlı olsa da böyledir. Bunlara rağmen mutludur çünkü onun saadeti Allah’a ulaşmaya bağlıdır. Yani o mutluluğun kaynağına bağlıdır. Kişi güzelliğin kendisine dokunduğu bir varlıkla iletişim kurduğunda ya da güzel bir çocukla görüştüğünde, “onunla çok mutluyuz” dediğini görürsünüz. “Gece saat on ikiye kadar vakit geçirdik.” Bu varlıkta güzellikten sadece bir dokunuş vardır. Peki o güzelliğin sahibi ile iletişim kursa ne olurdu? Yeşil bir dağın yamacında, denize karşı, hafif bir esintiyle otursanız, “Vallahi cennet gibi” dersiniz. Peki, o güzelliğin sahibi ile olsanız? Hem mekanın hem de güzelliğin yaratıcısı ile…
Kişi dünyada Allah Azze ve Celle’nin yarattıklarıyla iletişim kurar. Allah Teala’nın bir miktar güzellik dokundurduğu varlıklarla… Ve onlarla mutlu olduğunu düşünür. Ama cennet yüce Allah ile bağlantı kurmaktır. Mümin cennette Allah Teala’ya bakar ve bu bakış elli bin yıllık mutluluğu aşar. Cennet ehlinin kalbinde sadece Allah’ın ilmi ile gelen bir mutluluk, ebedi bir saadet vardır. Onda korku, hüzün, endişe, maddi yoksunluk ve onu endişelendirecek ya da üzecek hiçbir şey yoktur. 

Allah ve Resulünün rızasını kazanmak tek bir noktada kesişen iki olgudur:

Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾ وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْاْ رَبَّهُمْ إِلَى ٱلْجَنَّةِ زُمَرًا ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا وَفُتِحَتْ أَبْوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَا سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ طِبْتُمْ فَٱدْخُلُوهَا خَٰلِدِينَ (73) ﴿

[ سورة الزمر ]

“Rablerine karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: “Size selâm olsun! Tertemiz oldunuz. Haydi ebedî kalmak üzere buraya girin.” 

[ Zümer Suresi: 73 ]

﴾ فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُواْ كِتَٰبِيَهْ(19) إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ(20)فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ(21) فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ(22) قُطُوفُهَا دَانِيَةً(23) كُلُواْ وَٱشْرَبُواْ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ(24) ﴿

[ سورة الحاقة ]

 “Kitabı sağ tarafından verilen kimse der ki “Alın kitabımı okuyun; Doğrusu ben, hesabımla karşılaşacağımı zaten bekliyordum.” Artık o, hoşnut olacağı bir hayat içindedir; Meyveleri kolayca devşirilebilir yüce bir cennettedir. Onlara “Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık olarak âfiyetle yiyin için” denir.”  

[ Hakka Suresi: 19-24 ]

“Şüphesiz biz sana Kevseri, bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes! Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.” (Kevser Suresi: 1-3) Soyu kesilmiş olan kimdir? Rasulullah (s.a.v.)’den en çok nefret eden kimdi? Neden öfke duyuyordu? Çünkü Allah Teala’ya karşı böyle hissediyordu:

﴾ يَحْلِفُونَ بِاللَّهِ لَكُمْ لِيُرْضُوكُمْ وَاللَّهُ وَرَسُولُهُ أَحَقُّ أَنْ يُرْضُوهُ إِنْ كَانُوا مُؤْمِنِينَ(62) ﴿

[ سورة التوبة ]

 “Sizi razı etmek için, Allah’a yemin ederler. Eğer gerçekten mü’min iseler (bilsinler ki), Allah ve Resûlü’nü razı etmeleri daha önceliklidir.”  

[ Tevbe Suresi: 62 ]

Bu ayetin bağlamı dilbilgisi ile çelişiyor. Gramer olarak “Allah ve Rasulü razı edilmeye daha layıktır” kısmında zamir ikil kullanılmalıdır. Ama Allah Teala tekil şahıs kullanmıştır. İşte bu Kuran’ın icazıdır. Zira Rasulullah (s.a.v.)’i razı etmek Allah Teala’yı razı etmektir. Allah’ı razı etmek Efendimizi razı etmek demektir. Yani Allah ve Resulünü memnun etmek aynı şeydir. İkisi tek bir noktada kesişen iki ayrı şeylerdir. “Allah ve Resûlü’nü razı etmeleri daha önceliklidir.”

Varlık ile Allah Teala arasında Allah’a itaat dışında bir yakınlık yoktur, O’na yakın olmak itaatle olur:

Allah Teala buyuruyor ki: “Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.” Bu peygamber Efendimizden nefret eden kişiydi. Peki, neden nefret ediyordu? Çünkü o aslında Allah Teala’yı sevmiyordu.

(( أحبُّوا اللَّهَ لما يَغذوكم من نعمِهِ، وأحبُّوني بحبِّ اللَّهِ وأحبُّوا أهْلَ بيتي بحبِّي ))

[ ضعيف الترمذي ]

“Sizi nimetleriyle beslediği (rızıklandırdığı) için Allah'ı sevin. Beni de Allah'ı sevdiğiniz için sevin. Ehl-i beytimi de beni sevdiğiniz için sevin."  

[ Tirmizi, zayıf ]

Ben soylu biriyim. Senin nesebin nedir? On sekiz göbek. Benimki senden daha kısa. Zira ben takvalı bir soyun mensubuyum velev ki Habeşli bir köle olsun. Fark etmez, hiçbir ayrım yoktur. Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

(( أحَبُّ الناسِ إلى اللهِ أَنفعُهم للنَّاسِ ))

[ رواه الطبراني ]

 “İnsanların Allah katında en sevimli olanı insanlara faydalı olandır.” 

[ Taberani ]

İnsanlar tarağın dişleri gibi eşittir. Diyor ki: “Ey Sad sana Resulullah’ın dayısı demeleri seni gururlandırmasın. Allah katında herkes eşittir.” Allah ile kul arasında itaat dışında bir yakınlık olamaz, zira yakınlık, akrabalık itaattir. “Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.” Ebu Leheb nerededir? Onu nerede zikretti? Onun anılmasına son verildi ve o zelil olmuş kişiler arasında girdi:

﴾ إِنَّ الَّذِينَ يُحَادُّونَ اللَّهَ وَرَسُولَهُ أُولَئِكَ فِي الْأَذَلِّينَ(20) ﴿

[ سورة المجادلة ]

“Allah’a ve peygamberine düşman olanlar var ya, işte onlar en aşağı kimselerin arasındadırlar.” 

[ Mücadele Suresi: 20 ]

Müminin akıbeti:

Ebu Cehil nerede? Onlar peygamberimizi yalanladılar, O’na düşman oldular, komplo kurdular, peki, şimdi neredeler? Aşağıların da aşağısındalar. İyi bir son kim içindir? Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki, şu ayeti her okuduğumda tüylerim diken diken olur:

﴾ تِلْكَ الدَّارُ الْآخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذِينَ لَا يُرِيدُونَ عُلُوًّا فِي الْأَرْضِ وَلَا فَسَادًا ۚ وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ (83) ﴿

[ سورة القصص ]

“İşte âhiret yurdu. Onu yeryüzünde haksız üstünlük kurmak ve bozgunculuk çıkarmak istemeyenler için hazırlamış bulunuyoruz. İyi son, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.”  

[ Kasas Suresi: 83 ]

İyi son, müminlerindir. Kafir şu an özgürce dolaşabilir ama yenilgiye uğrayacaktır. Mümin ise hem bu dünyada hem de ahirette mutlu sona ulaşacaktır. Dünyada bereketli bir hayatı olur; iyi bir eş, evinde, geleceğinde, ömrünün son baharında mutlu olur. Hatta hayatının son baharı en güzel günleri olur. Daha bilge, daha yumuşak huylu, Allah’a daha çok yönelen ve O’nu daha iyi tanıyan bir kimse olur, mertebesi yükselir. Müminin yükselişi süreklidir, durmaz ve eğilmez, asla aşağı inmez. Ölüm de bu yükselişin sadece bir noktasıdır. O çizgide yükselişe devam eder.
Allah Teala buyuruyor ki: “Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.” Dine düşmanlık edenler nerde? Allah ve Resulüne savaş açanlar? Allah’ın kelamını yok etmeye çalışanlar? Kabirde azap görüyorlar. Ama müminler cennet bahçelerindeler.
İnsanlar iki türlüdür, Allah’a karşı iyilik ve takva sahibi olanlar ile kötü ve sefil olanlar. 
“İyi son, Allah’a karşı gelmekten sakınanların olacaktır.” Bu hep aklınızda kalmalıdır. Ey mümin senin hem dünyada hem ahirette mutlu bir sonun olacaktır. Allah katında hayatın çok değerlidir.

(( فالناسُ رجلانِ :رجلٌ بَرٌّ تَقِيٌّ كريمٌ على اللهِ وفاجرٌ شَقِيٌّ هَيِّنٌ على اللهِ. ))

[ صحيح الجامع ]

 "İnsanlar iki kısımdır (iki sınıftır): Biri iyi (iyiliksever), takva sahibi (günahtan kaçınan) ve Allah katında değerli/değer verilen kimsedir. Diğeri ise günahkar (kötülük yapan), bedbaht (isyankar) ve Allah katında değersiz olan kimsedir." 

[ Sahihu’l-Cami ]

Allah katında hayatınız değerlidir. Evliliğiniz kıymetlidir. Dünyada sizi mutlu edecek, dini görevlerinizde yardımcı olacak size uygun bir eş verir. Yine size çocuklar bahşedecektir. Ya onları eğiterek mevkiniz yükselir ya da mutlu olursunuz. Yani her halükarda sizi mutlu eder. Eğer istediğiniz gibi değillerse o zaman da onları yetiştirerek, eğiterek makamınızı yükseltirsiniz. Eğer her şey yolunda giderse de varlıklarıyla mutlu olursunuz. Yani onlar sayesinde yükselebilir ve yine mutlu olabilirsiniz. Allah en doğrusunu bilir.
Size onurlu bir iş, helal ve temiz bir kazanç verir. Bu işin insanların nezdinde değerli bir yeri vardır. Onu öğrendiklerinde sizi de tanır ve saygı gösterirler. Siz beni rahat zamanda tanıyın ki ben de sizi sıkıntılı zamanınızda tanıyayım. İstediğim gibi olun ki ben de istediğiniz gibi olayım. İstediğim gibi olun, bana en iyisinin ne olduğunu öğretmeye kalkışmayın. Siz istersiniz, ben de isterim. Eğer bana teslim olursanız dilediğinizi veririm. Ama teslim olmazsanız sizi o arayışla yorarım ve ancak benim iradem geçerli olur.
“Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.” Soyu kesilmiştir. Gariptir, İkrime, Ebu Cehil’in soyundan değil midir? O efendimizi severdi, O’na bağlıydı, bu kötü düşmanın soyundan olmasına rağmen hak yolda kendini feda etti. Oğlu Efendimize tabi oldu, babası nefret etti. Ama Rasulullah (s.a.v.) cömertti. 
Oğluna olan cömertliğinden dolayı babasına sövmeyi ashabına yasakladı. Ebu Cehil’e… Ölülere lanet etmek yaşayana zarar verir, ölüye ulaşmaz. Ümeyye b. Halef, Ebu Cehil, onlar inkar eden, yüz çeviren, savaşan, komplolar kuran, zıtlaşan ve akıllarını bir kenara atan adamlar şimdi neredeler? İslam zirvededir. Kervan ilerlerken köpekler havlar ama köpeklerin uluması bulutlara zarar vermez. Bulutlar gökyüzündedir. Bu yüzden köpekler saatlerce ulusa da bulut buluttur, hareketleri durmaz. İslam da böyledir. Ona karşı çıkmak isterseniz ateşe yağ dökmüş gibi olursunuz. Zira bu ateşi daha da harlar, güçlendirir ve sağlamlaştırır. Bu nedenle Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: “Asıl soyu gelmeyecek olan, sana karşı nefret duyandır.” Soyu kesilmiştir. Hayrı kesilmiştir, hatıralardan silinmiştir. Tarih onları siler, imha eder. Tarih adil bir yargıçtır.
Tetkik edilmiş metin
Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

Metni indir

نص الدعاة

Mevcut Diller

Resmi Gizle