Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Alemlerin rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salat ve selam dürüst ve sözüne güvenilir Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e olsun.

Nebi (s.a.v.)’nin Sebat ve Azim Yöntemiyle İlişkisindeki Sünneti:

Değerli kardeşlerim, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sünnetinin iki kapsamı vardır; birincisi takip etmemiz gereken yol; ikincisi ise bu yol, bu yöntemle ilişkimizdeki usuldür.

﴾ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنْكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجاً ﴿

[سورة المائدة الآية:48]

“Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yöntem koyduk.”

(Maide/48)

Şeriat, (şunu) yap, (şunu) yapma şeklindeki hükümlerdir. Bu hükümler insan hayatıyla ilgili her konuyu kapsar. Yöntem ise bu şeriatla birlikte hareket etme usulüdür. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in şeriatla ilişkisinde takip ettiği usullerden biri yapılan işlerde sebat; yani süreklilik ilkesidir. Peki bu olmazsa ne olur? İnsan başı boş, rabbinden kopuk, bu uzaklığın verdiği ağırlıktan acı çeker hale gelir. İşleri zorlaşır, içi daralır ve bir keyifsizlik hisseder.

Bu manevi, sosyal, ekonomik ve bedensel problemlerin hepsi çok büyük acı verir. Ancak Allah azze ve celle ile ilişki içinde olursa özel ve mutluluk veren bir değişim yaşar. Daha önce hiç tanımadığı, içsel bir dengeyle ve geleceğe dair bir güvenle Allah’ın kendisinden razı olduğu hissini duyduğu, huzur, emniyet, başarı ve kolaylıkla dolu bambaşka bir hayat elde eder.

Bu özel ve ani değişim kişiyi en mutlu insan yapar. Hatta gizlenemez bir mutluluk yaşar. Sonra ne mi olur ? Bu parlak dönemde kaldıramayacağı şeyleri nefsine yükler ve sonra da adım adım takip ettiği yoldan döner. Bir anda büyük bir kırılmayla karşı karşıya kalır. Bu kırılma gece namaz kılarken artık kılmaması, ilmi dersleri takip ederken artık takip etmemesine neden olur. Bu dönüş ise problemi de beraberinde getirir.

Hz. Peygamber’in yöntemle; süreklilik ve azim yöntemiyle ilişkisi konusundaki sünnetine dair Hz. Aişe’den rivayet edilen hadis şöyledir:

كان لرسول الله -صلى الله عليه وسلم- حصيرٌ، وكان ))
يُحَجِّرُهُ باللَّيل فيُصلي فيه، ويَبْسُطُهُ بِالنَّهار، فَيَجْلِس
عليه، فجعل النَّاسُ يَثُوبُونَ إلى النَّبي، فيُصَلُّونَ
بصلاته، حتَّى كَثُرُوا، فأقبَلَ عليهم، فقال: يا أيُّها
النَّاسُ، خُذُوا من الأعمال ما تطيقون، فإنَّ الله لا يَمَلُّ
(( حتَّى تَملُّوا، وإنَّ أحَبَّ الأعمال إلى الله ما دَامَ وإن قلَّ

[أخرجه البخاري ومسلم وأبو داود والترمذي والنسائي ومالك في الموطأ عن عائشة]

“Hz. Peygamber (s.a.v.)’in bir hasırı vardı. Geceleri perde yapıp gerisinde namaz kılar, gündüzleri de yayıp üzerine otururdu. Halk da Rasulullah (s.a.v.)’ın yanına gelip aynen onun gibi namaz kılmaya başladılar. Sayı gittikçe arttı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.v.) onlara yönelerek şunu söyledi: “Ey insanlar, takat yetirebileceğiniz işleri yapın. Zira siz usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah’a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır.”

Ayda yüz lira infak ediyorsan bunu devam ettirmelisin. Kuşluk namazı kılıyorsan bunu sürdürmeli, ilmi bir derse geliyorsan buna devam etmelisin. Sabit ve sürekli adımlar kendine güven getirir. Dönüşler ise peşinden kırılma getirir. İnsan, geriye ya da ileriye doğru birbirini takip eden adımlar anlamında bir hareket (halindedir).

(( أحب الأعمال إلى الله أدومها وإن قل ))

[أخرجه مسلم عن عائشة] 

“Allah’a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır.”

Kişinin Dengeli, Güç Yetirebileceği ve Süreklilik Gösterebileceği Bir Yol Edinmesi Kuralı:

Bir başka şey de şu: Bu yol hayat yoludur; istemeyerek çalışıp bitirdiğin bir lise diploması ya da yirmi saat ders görüp lisansını aldıktan sonra her şeyin bittiği bir üniversite diploması değil. Bu, ömrünün sonuna kadar devam edecek bir yol.

Gereken şey dengeli, güç yetirebileceğin, devam edebileceğin bir yol edinmen; kural da grafiğinin hep yukarı yönde olması ve içinde gerilemeler olmamasıdır. Gerilemeler tekrarlanırsa peşinden hayal kırıklığı gelir. Bu konuda Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( أحب الأعمال إلى الله أدومها وإن قل ))

[أخرجه مسلم عن عائشة]

“Allah’ın en sevdiği amel, az da olsa sürekli olandır.”

Bazen insan bütün malını infak eder sonra da pişman olur. Keşke infak etmese de pişmanlık yaşamasa. İnfak iyidir, ancak peşinden pişmanlık gelmeyen infak iyidir. Bir anlık bir şevkle malının hepsini, maaşının tamamını infak edip sonra da açlıktan kıvranarak “Hata ettim, keşke vermeseydim” düşüncesine kapılırsan bütün amelin boşa gider.

Ben sabit bir yükseliş gösteren dengeli bir yol izlemekten yanayım; coşup taşma taraftarı değilim.

İnsan bazen öyle büyük bir patlama yaşar ki onu mescitten başka bir yerde göremezsin. Sadece infak ederken ya da namaz kılarken görürsün; ama sonra ters yüz olur, geriler. Gerilemeler ise çok tehlikelidir.

Burada; hiçbir direnç göstermeksizin yaptığı iyi işleri bırakıp yolundan sapan (yukarıda zikredilen) bu kardeşimizle devam etmek istiyorum. Niçin böyle oldu? Çünkü nefsini dayanamayacağı şeylere zorladı, ona kaldıramayacağı bir yük yükledi. Şüphesiz nefsin (çok fazla amel yapmak için) ileri atıldığı vakitler de vardır, kendini geri çektiği vakitler de. Hz. Ali de “ Nefsin ilerleme gösterdiği zamanlarda onu nafilerle zorunlu tut. Kendini geri çektiğinde ise fazlarla zorunlu tut.” İnsan kendinin doktorudur. Bu ömürlük bir yol; bir aylık ya da bir senelik değil. Allah ile olan ilişkin de hayatının sonuna kadar devam edecek bir ilişki.

Denge, İstikrar ve Süreklilik; Kişinin Takip Etmesi Gereken Doğru Yol Budur :

İnsan vardır geleceğiyle ilgili plan yapmaz, evliliği hiç düşünmez. Evlilik yaşına gelip de etrafındaki herkes evlenirken o hiçbir şey düşünmez. Ne işi, ne evi, ne de yardım alabileceği herhangi bir şeyi vardır. Bu da bir başarısızlıktır. Evlilikten mahrum kalmak niye ? Allah sana bir akıl, bir yöntem vermiş, ama sen hiçbir plan yapmamışsın. İnsanın dengeli bir yapı inşa etmesi taraftarıyım.

Evlenmeli, bir işi, belirli bir eğitimi olmalı. Bunun yanında namazlarını kılmalı, ilim talep etmeli. Bir insanın bütün vaktini, hatta bütün hayatını sana vermesini sağlasan ve sonra birden ortadan kaybolsa bu bir çöküş olur. bu senin aceleci, taşkın, doğru olmayan bir yol izlediğini gösterir. Denge, istikrar ve süreklilik ise doğru yoldur. 

Bir rivayette şöyle buyruluyor:

(( وكان آل محمد إذا عملوا عملاً أثبتوه ))

[أخرجه البخاري ومسلم وأبو داود والترمذي والنسائي ومالك في الموطأ عن عائشة]

“Muhammed (s.a.v.)’in ailesi bir şey yapınca onu sabit kılardı (artık terk etmez, devamlı yapardı).”

Mesela günde beş sayfa Kuran okumak konusunda bir adım at. Beş sayfayla başla. Beş cüzle başlayan insan bunu kaldıramaz. Beş cüz! Yüz sayfa ! Hayat çok karmaşık; işin var, randevuların var. Nefsine yüklediğin bu yük takatinin üzerinde bir yük haline gelir. beş cüz okumak, işi gücü olmayan emekli birine göre bir iştir. Hayatının başında, geleceğini kuran biriysen, Kuran okumaya beş sayfayla başla. Her gün bu beş sayfayı düzenli olarak oku. Zamanla on sayfaya çık. Kuran okumaya beş cüzle başlarsan zamanla Kuran’dan tamamen koparsın.

Ben bu anlayışa karşıyım; patlama ve sonrasında sönme, ciddi bir ilerleme, peşinden gerileme, süreklilik ve sonrasında gelen kopukluk, infak ve sonra cimrilik.. Bu fevri uslup nefiste ciddi infiallere sebep olur. Bunların en hafifi kendini geri çekme hissidir. İkincisi gerileme, üçüncüsü ise bir ileri bir geri gidiş gelişlerdir. 

Bedenin Kanunlarıyla Şeriatın Kanunları Arasındaki Uyum:

Sen ayağını sağlam ve sabit bir zemine, bir kayaya koy, sonra diğer adıma geç. Ömrün, hayatın metodudur bu; dört yıllık lisans, bir yıllık yüksek lisans ve peşinden iş kurma metodu değil.

Bir gün doktora testis salgılarıyla üreterlerin birleştiği yerde bulunan muazzam prostat bezi hakkında bir soru sodum. Eğer bu ikisi bir kanalda toplanırsa prostat bezi şişer. Bu bez, meni kanalı açıksa kokulu, temiz, besleyici bir madde salgılar. İdrar yolunun açık olması durumunda ise asite eşdeğer bir alkali madde salgılar. Seksen yıl boyunca yorulmadan usanmadan bu işi yapar.

Doktora: “Prostat bezinin iltihaplanmasına neden olan nedir?” diye sordum; “Evlenmemek” cevabını verdi.

Bu cevap, insanın evlenmek için tasarlandığı anlamına gelir. Bu yüzden evlilik planı yapmak gerekir. Bir yıllık bir evlilikle insanı yaratan ile Kur’an’ı indirenin tek bir varlık olduğunu, bedenin kanunlarıyla şeriatın kanunları arasında bir uyum olduğunu anlarsın.

Şimdi üçüncü rivayete geçelim:

(( إن رسول الله -صلى الله عليه وسلم- سئل: أي الأعمال أحب إلى الله؟ قال: أدومها وإن قل ))

[أخرجه البخاري ومسلم وأبو داود والترمذي والنسائي ومالك في الموطأ عن عائشة]

“Allah Rasulü (s.a.v.)’ne “Allah’a en hoş gelen amel hangisidir?” diye soruldu. Allah Rasulü (s.a.v.): “Az da olsa sürekli olanıdır”

buyurdu. Başka bir rivayette ise Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

 أن رسول الله -صلى الله عليه وسلم- قال: سَدِّدُوا ))
(( وقاربُوا، واعلموا أنَّهُ لَنْ يُدْخِلَ أحَدَكُم عَمَلُهُ الجَنَّةَ 

[أخرجه البخاري ومسلم وأبو داود والترمذي والنسائي ومالك في الموطأ عن عائشة]

“Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır.”

İki gün önce bir taziyedeydim. Birisi bu hadisi, bir tarafta adalet, bir tarafta rahmet olduğu, amelin adil bir şekilde (cennete girmek için) yeterli olmadığı, Allah’ın rahmeti sayesinde cennetin kazanılacağı şeklinde açıkladı. Daha derin açıklama yapmasını arzulardım.

Yüz milyon değerinde bir ev. Yaptığın bütün iş sadece anahtarının bedeline denk. Evin sana karşılıksız sunulması ise düzenin gereği. Dünyada yaptığın bütün iyi işler bu evin anahtarına denk. Ancak bütün işleri bir düzene koyan Allah. Bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor:

﴾ ادْخُلُوا الْجَنَّةَ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ ﴿

[سورة النحل الآية:32]

“Yapmış olduğunuz iyi işlere karşılık girin cennete”

(Nahl/32)

Aslında amelin (cennete girmek için) yeterli değil; o bu evin bedeli değil, yalnızca anahtarının bedeli o.

Oğluna, birinci olması durumunda pahalı bir bisiklet vereceğini vaad eden bir baba düşünün. Çocuk, başarılı olup birinci olduğunda derin düşünememesinden dolayı doğruca bisiklet satıcısına gidip: “Bu benim birincilik belgem, bu bisikleti bana ver”, dese, satıcı: “Bu babanla senin arandaki mesele, biz bisikletin ücretini isteriz”, karşılığını verir. 
Yani, insanın dosdoğru olması yetmez. Dosdoğru olması cennetin karşılığı değil sebebidir.

Alimler şöyle der: “Cennet saf ihsan, cehennem ise saf adalettir.”

Gerçek Disiplin Dini Disiplindir. Çünkü Kanun Koyucu Seninle Birlikte ve Sen de Onun Elindesin:

Allah Rasulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

(( سَدِّدُوا وقاربُوا، واعلموا أنَّهُ لَنْ يُدْخِلَ أحَدَكُم عَمَلُهُ الجَنَّةَ ))

[أخرجه البخاري ومسلم وأبو داود والترمذي والنسائي ومالك في الموطأ عن عائشة]

“Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır.”

“Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın.” Yani, daima hedefe doğru hareket et, hedefi hiç unutma.

Bazen insan doğru bir başlangıç yapar:

﴾ رَبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ ﴿

[سورة الإسراء الآية:80]

“Rabbim! (gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlikle çıkar.”

Ayetteki bu detay niye? Neden Allah azze ve celle sadece “Rabbim doğru olmamı sağla” demedi ? Çünkü bazen hayatta doğru bir başlangıç yaparsın. Sonra bir sorun ortaya çıkar, dünyaya meyleder, (girdiğin gibi) doğru bir şekilde çıkamazsın. Giriş doğrudur; ama çıkış doğru olmaz. 

Bu yüzden dua: “ Rabbim! (gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlikle çıkar.” 

Çok yüce, büyük insani işler vardır. Başlangıcı iyi ve sağlamdır, ancak sonucu sağlam olmaz. Bu yüzden : “Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın.” 

Uzay araçlarında yol düzeltici denen bir şey vardır. Sürekli yol kontrolü yapılır. Basit bir sapma ola ve güzergah düzeltilmese aya ulaşamaz. Hatta başka bir gezegene bile ulaşamaz. Bunun gibi sen de daima bir yol düzelticiye muhtaçsın. “Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın.” Hadisinin anlamı budur. 

İnsan Kendini Koruyacak Bir Dine, Mutlu Olacağı Bir Ahirete Muhtaçtır:

İnsanlar “Orta yolu tutun..” hadisini Hz. Peygamber’in kastının tam tersi şekilde anlıyorlar. Yani, çok inceleme; orta yolu tut, güzele yakın olanı yapmaya çalış. Bir günah varsa üzerinde çok düşünme gibi anlıyorlar.

Hadisin sana dediği ise şu: Orta yolu tut. Hedefini bulan ya da yakınına isabet eden bir atış yapmak için çaba sarf et ki bir şey ortaya çıksın. “Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır. Allah’a en hoş gelen amel, az da olsa sürekli olandır.” Hadis, Buhari’nin rivayetinde şöyle geçer:

((كان أحبُّ الأعمال إلى الله الَّذي يدومُ عليه صاحبُهُ))

[أخرجه البخاري وموطأ عن عائشة]

“Allah’a en hoş gelen amel, kişinin sürekli yaptığı ameldir.”

Müslim’in rivayetinde ise hadis şu şekildedir:

((كان أحب الأعمال إلى الله أدومها وإن قل))

[أخرجه مسلم عن عائشة]

“Allah’a en hoş gelen amel, az da olsa sürekli olandır.”

Bugünkü hadislerin konusu, Allah Rasulü (s.a.v.)’nün takip ettiği yol ile sakin, istikrarlı, yükselen bir ilişki içinde olmaktı. Biz aceleciliğin ve taşkınlığın yanında değiliz; insanın doğru bir yapı inşa etmesinden yanayız. Peygamber Efendimiz’in duasında olduğu gibi: “Allah’ım, bizi koruyan dinimizi düzelt. İçinde geçimimizi sağladığımız dünyamızı ve ahretimizi düzelt.” İşte denge bu. Dünyaya ihtiyacın var; bir ev açacaksın, evleneceksin, çocukların olacak. Aynı şekilde seni koruyacak bir dine, mutlu olacağın bir ahirete de ihtiyacın var. 

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun