Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam dürüst ve sözünün eri olan Peygamber efendimiz Rasulullah (s.a.v)’e olsun. Allahım, bizi cehalet ve şüphe karanlıklarından, ilim ve marifet nuruna çıkar, arzularımızın çukurundan çıkıp cennetine girmeyi nasip et.

Beşeri Anlamda Üstün Niteliklerin Allah’ın Kulları Arasında Dağıtılması:

Değerli kardeşlerim… Araf Suresi Konulu 53. Dersimizi yapmaktayız, 181. ayete değineceğiz. Orada Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır”

Bu ayetten önce Allah Teâlâ çok defa şöyle buyurmuştur:

﴾ وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ ﴿

( سورة الأعراف الآية : 179 )

“ Andolsun biz, cinler ve insanlardan birçoklarını cehennem için var ettik ”

(Araf Suresi: 179)

Öyleyse, çok kişi Allah’ın yolundan sapmış ve cehennemi hak etmiştir. Ama bu, tüm insanların böyle olduğu anlamına gelmez.

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.”

Şu kelimeye gelelim:

﴾ أُمَّةٌ ﴿

“Toplum, Ümmet”

Beşeri üstün nitelikler, yapısı gereği çeşitlidir, cesaret, cömertlik, hikmet, yumuşak huyluluk, lütufkâr olmak, güç, onur, merhamet gibi kavramlar buna dâhildir. Yani beşeri anlamda üstün nitelikler birden fazladır. Şöyle ki, Allah’a iman eden her insan, bu üstün vasıflarla değerlenir. İnsan, cömertliği ile diğer tüm insani vasıfları geride bırakarak değer kazanır. Diğer birisi cesaretlidir, diğeri hoşgörülüdür, diğeri varlıklara hizmet eder. İşte bu insani üstün nitelikler bu şekilde varlıklar arasında paylaştırılmıştır.

Peygamber Efendimizin Üstün Nitelikleri Kapsamlıdır:

Öyleyse:

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ ﴿

“Bir toplum, bir ümmet yarattık.”

Ümmet, tüm üstün niteliklerin bir araya toplandığı bir olgu olmanın yanında yaşanan ve bilinen bir olgudur da. Yaşadığımız yerde büyük imamlar, tebliğ yapan davetçiler görürüz. Mesela büyük bir iyiliksever, büyük bir âlim, büyük bir komutan, Allah Teâlâ bazı insanları düşmanlarla mücadele etmek üzere güçlendirmiştir; Selahaddin Eyyübi, Halid b. Velid gibi. Bazı insanları ise adaleti getirmesi için kuvvetlendirmiştir; Hz. Ömer gibi. Yani her insanı üstün kılan bir niteliği vardır. Bu nitelikler bir araya geldiğinde de ümmet oluşur. Sadece Hz. İbrahim tek başına bir ümmettir.

﴾ إِنَّ إِبْرَاهِيمَ كَانَ أُمَّةً ﴿

( سورة النحل الآية : 120 )

“Şüphesiz İbrahim bir ümmet, bir önder idi.”

(Nahl Suresi: 120)

Yine Hz. Peygamber (s.a.v.) de tek başına bir ümmetti. Bu yüzden O, kendisi günahsızdı. Bununla beraber ümmeti de toplu olarak, bir arada masum yani günahsızdır.

(( أُمَّتِي لَا تَجْتَمِعُ عَلَى ضَلَالَةٍ ))

[أخرجه ابن ماجه عن أنس بن مالك]

“Ümmetim dalalet, sapkınlık üzere birleşmez.”

(İbn Mace Hz. Enes’den nakletmiştir)

O’nun (s.a.v.) üstünlüğü ise kapsamlı idi.

 ﴾ وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ ﴿

( سورة القلم )

“Sen yüce bir ahlak üzeresin.”

(Kalem Suresi)

Cesareti, yumuşak huyluluğu, merhameti, inceliği, lütufkârlığı, bu özelliklerin hepsi Rasulullah (s.a.v.)’in şahsında toplanmıştı. O, günahsızdı ve tüm beşeri üstün nitelikleri tek başına taşıyor ve gerçekleştiriyordu. Ümmeti ise toplu bir şekilde, bir arada masum ve günahsızdır. Bu üstün nitelikler ümmet içinde paylaştırılmıştır ve bu yaşanmış, bilinen bir durumdur, doktor, mühendis, avukat, uzmanlar, iyiliksever ve davetçi insanlar, cesur komutanlar hepsi bu ümmette vardır. Saydığımız nitelikler başlı başına Rasulullah (s.a.v.)’de mevcuttur, aynı zamanda ümmetinde de mevcuttur. Bu, şu ayetten de anlaşılmaktadır:

 ﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا ﴿

“Onlardan (bir ümmet) yarattık.”

 

﴾ وَلَقَدْ ذَرَأْنَا لِجَهَنَّمَ كَثِيراً مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ ﴿

“Andolsun biz, cinler ve insanlardan birçoklarını cehennem için var ettik.”

Tabi bu bir uyarıdır:

﴾ ذَرَأْنَا ﴿

 

“var ettik.”

Yani bu onları cehennem için yarattık demek değildir. Orada çıkarım, nihai mana için kullanılmıştır. Yarattıklarımız içinde o kadar çok Allah Azze ve Celle’nin yolundan sapanlar var ki, onlar cehennemi hak ediyorlar. Yani burada ayette kullanılan lam harfi sebep bildirmez, sonuç bildirir. Birçok insan da Allah’ı tanıyıp iman ettikleri için cenneti hak etmiştir.

Allah Teâlâ İnsanı Mutlu Olması İçin Yaratmıştır:

Öyleyse:

﴾ فَمَنْ شَاءَ فَلْيُؤْمِنْ وَمَنْ شَاءَ فَلْيَكْفُرْ ﴿

( سورة الكهف الآية : 29 )

“Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.”

(Kehf Suresi: 29)

﴾ إِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ إِمَّا شَاكِراً وَإِمَّا كَفُوراً ﴿

( سورة الإنسان )

“Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.”

(İnsan Suresi: 29)

﴾ وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَاسْتَبِقُوا الْخَيْرَاتِ ﴿

( سورة البقرة الآية : 148 )

“Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın!”

(Bakara Suresi: 148)

Allah tüm varlıkları mutlu olmaları için yaratmıştır.

﴾ إِلَّا مَنْ رَحِمَ رَبُّكَ وَلِذَلِكَ خَلَقَهُمْ ﴿

( سورة هود الآية : 119 )

“Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı.”

(Hud Suresi: 119)
 

Başa Gelen Musibetlerin Hikmeti:

“Peki, bu musibetlerin hikmeti nedir?” diye sorabilirsiniz. Onlar tamamen arabadaki fren gibidir. Araba ilerlemesi, hareket etmesi için yapılmıştır. Bu durumda fren, arabanın yapılış amacına uymamaktadır. Fakat o, insanın kurtuluşunun garantisidir.

﴾ وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ﴿

( سورة السجدة )

“Andolsun, dönsünler diye biz onlara (ahiretteki) en büyük azaptan önce (dünyadaki) yakın azabı elbette tattıracağız.”

(Secde Suresi: 21)

Başarılı Olan Kişi, Dili İle Değil Amelleri İle Allah’a Çağırandır:

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.”

Yani Allah Azze ve Celle müminlere bu üstün vasıfları verdiği zaman, bu özellikler, insanın içinde var olan bu duygular, dış davranışlarına yansır. Mesela kişinin merhametli bir kalbi vardır, davranışları da böyledir, Yine yumuşak huylu bir kişinin kalbinde bu duygu olduğu gibi, hareketlerine de bu duygu yansır. Böylece bu özellikleri etrafındaki insanlar nezdinde bir örek, bir rol model olacaktır.

Çocuklar babalarından kaba saba sözler duyduklarında, yüksek ihtimal onlar da o şekilde konuşacaklardır. Ama mesela baba öğle vaktinde abdest alıp da çocuklarının yanında namaz kılarsa, bu baba dürüstlükte, hikmette, diline sahip çıkmada, ibadetinde, davranışlarında, cömertlikte, merhamette bir örnek ve rol model olacaktır. İşte böyle müminleri Allah Teâlâ insani üstün vasıflarla onurlandırmıştır ve onlar aslında sessiz davetçilerdir. Bunu fark etmeden yaparlar. Başarılı davetçiler dilleri ile değil amelleri ve davranışları ile Allah’a davet edenlerdir. Bazı hadislerde buna işaret edilmektedir. Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

(( استقيموا يستقم بكم ))

[أخرجه الطبراني عن سمرة بن جندب ]

“Doğru yolda olun ki, Allah da sizi istikamet üzere kılsın.”

(Taberani, Semure b. Cündep’ten nakletmiştir)

Güvenilir olmanız yeterlidir, bu güvenirliğiniz aslında güvenilir olmaya davettir. Dürüst olmanız yeterlidir, sizin dürüstlüğünüz dürüstlüğe bir çağrıdır. Yine ibadetlerinizi yerine getirmeniz yeterlidir, umuma açık yerlerde ibadet etmeniz, insanları bunu yapmaya teşvik edecektir. Yani dilinizle de büyük bir davetçi olabileceğiniz gibi, amelleriniz ve davranışlarınızla da büyük bir davetçi olabilirsiniz.

Dokuz tüccar Endonezya’ya gidiyor, orada 13 bin tane ada vardır. Büyük bir ihtimalle bu dokuz kişi çok konuşmuyorlar fakat çok çalışıyorlar. Orası 250 milyon müslümanın yaşadığı en büyük İslam toprağı sayılır, oradaki Müslümanlar bu dokuz tüccarın vasıtasıyla Müslüman olmuştur.

Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki:

(( التَّاجِرُ الأمينُ الصَّدُوقُ مع النَّبيِّينَ ))

[أخرجه الترمذي عن أبي سعيد الخدري]

“Güvenilir, dürüst tüccar, peygamberlerle beraber olacaktır.”

(Tirmizi Ebu Said el- Hudri’den nakletmiştir)

Çin’de 80 milyon insan yaşamaktadır. Pekin’de 1200 yıllık bir camiyi ziyaret ettim. Bu camiyi yapan kişi caminin altında gömülüymüş. Dedim ki: “Bu insan Çin’e girdi. Ama şu anda 80 milyona daveti ulaştı.”

Güzel Örnek, Rol Model Olmak, Eğitimde Mükemmel Bir Yoldur:

Önemli bir nokta: İnsanın üstünlüğü, ahlakının mükemmelliği, iffetinin, istikametinin, güvenirliliğinin, dürüstlüğünün, merhametinin, adaletinin, hoşgörüsünün güzelliği iledir. Bu davranışları onu çevresindeki insanlar nezdinde güzel bir örnek, bir rol model haline getirir. Mümin bir baba düşünüyorum, hiç çabalamasa bile çocukları da onun gibi olur. Çünkü babalarının edebini, hikmetini, merhametini, iyiliğini, cömertliğini görürler. Bizim örnek olabilmek için eğitimde bir yolumuz vardır. Konuşmadan, hutbelere, nasihatlere, vaazlara, yönlendirmelere, azarlamalara hiç gerek duymayız. Evinizde mükemmel olun, bu mükemmelliğiniz çocuklarınıza da örnek olur. Yine iyi bir öğretmen örnektir, çalışanlarına karşı adaletli bir müdür, onlara karşı mütevazı, saygılı, hallerini, hatırlarını soran, ihtiyaçlarını gideren bir amir örnektir. Eğer onun altında çalışan büyük bir memur genel daire başkanı seçilirse büyük bir ihtimalle müdürünün merhametini ve adaletini taklit edecektir.

İnsanın Güzel Ahlaklı Olması Onu Diğer İnsanların Nezdinde Örnek Kişilik Haline Getirir:

Takip edeceğimiz kolay bir yol vardır o da örnek olmaktır. Hz. Ömer (r.a) bir emri uygulatmak istediğinde ailesini ve görevlilerini toplar ve şöyle derdi: “Ben insanlara bunu emrettim. Şunu şunu da yasakladım. İnsanlar kuş gibidir, sizi bunları uygularken görürlerse onlar da uyarlar. Vallahi sizden birinin insanlara yasakladığım şeyi yaparken görürsem ailemden olmanıza bakmam, cezalandırırım. Ailemden olmanız musibet haline bile dönüşebilir.”

O zaman siz iyi bir ahlaka sahipseniz, iyi bir eş, iyi, merhametli bir baba iseniz, sözleriniz merhamet, kalbinizde çocuklarınıza karşı şefkat dolu ise size iki ecir verilir. İlki kendi iyiliğiniz sebebiyle, diğeri de etrafınızdaki insanların size uymaları nedeniyledir. Hem kendi iyiliğiniz, hem de sizi taklit eden insanlar için mükâfatlandırılırsınız. Allah korusun sigara içen bir baba, öğretmen, o da hem kendi günahını hem de öğrencilerinden onu taklit edenlerin günahını üstlenir. Bu veya başka şekilde her hangi bir mevkide olan kişinin cezası katlanır. Hem kendi hatasına, hem de onu taklit edenlerin hatasına karşılık cezalandırılacaktır. Ve yine her hangi lider vasfında bir mevkide olan iyi insan için de bu böyledir. Öncü, lider konumda olmak, mesela baba evinde lider konumundadır. Anne, öğretmen, kurum müdürü, hastane müdürü, üniversite rektörü, fabrika müdürü veya Allah’ın belli bir topluluğu idare etmesini nasip ettiği her hangi bir kişi buna dâhildir. İyilikleri ile kat kat ecri hak eder, ama aynı zamanda kötülükleri için de kat kat ceza alır. Bir günah kendisi, diğeri ise etrafındaki onu taklit eden insanlar içindir. Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren bir topluluk vardır.”

Onlar sessizdirler. Ben diyorum ki, bir de sessiz davet vardır, hiç gürültüye gerek yoktur. Yüksek sese, azara, hutbeye ihtiyaç yoktur. Siz istikamet üzere dosdoğru olun, bu tavrınız bir tebliğdir. Güvenilir olun, güvenilirliğiniz bir davettir. Dürüst, yumuşak huylu, başarılı olun, bu tavırlarınız hep tebliğ olur.

Hak, Her Zaman Sabit ve Hedeflenen Şeydir, Batıl İse Kaybolmaya Mahkûm ve Bomboştur:

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren bir topluluk vardır.”

Hak nedir? Bu kelime Kuran’ı Kerim’de çok fazla tekrarlanır. Allah Azze ve Celle haktır. Fakat bu kelimenin manası nedir?

﴾ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ ﴿

( سورة التغابن : 3 )

“Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı.”

(Tegabun Suresi: 3)

﴾ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بِالْحَقِّ ﴿

( سورة التغابن : 3 )

“Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattı.”

(Tegabun Suresi: 3)

Yani her şeye kadir olan Hak yeri ve gökleri yaratmıştır. Hak sabit ve hedeflenen şeydir, buna karşılık batıl, kaybolmaya mahkûm ve boş şeylerdir. Mesela:

Herhangi bir şehirde haftalık bir sirk kurulur. Orada cambazlık gösterileri, fil ve vahşi hayvanlar vardır. Yani eğlence maksatlı bir organizasyondur. Öncelikle bu geçicidir, o büyük çadır sadece iki hafta için kurulmuştur. Sirk, derin bir ilmi bilgi, ince bir düşünce veya mükemmel bir malumat sunmaz. Sadece kişiyi eğlendirmek içindir.

Batıl geçicidir, batıl boştur. Bazen yüzlerce yıl kalması için bir üniversite inşa edersiniz. Mesela bazı üniversiteler vardır derler ki, bu üniversite 1500 yıllıktır. Şimdi 2000 li yıllardayız, yani o 500 yıllarında kurulmuştur. Bu üniversite kalıcı olması için inşa edilmiştir. Hedefi komutanlar, doktorlar, mühendisler, hâkimler, âlimler, astronomi bilginleri, atom bilimcileri yetiştirmektir. Yani hedef büyüktür, yüksektir, önemlidir. Yani hak, sabit ve hedeflenen şey iken batıl yok olmaya mahkûmdur. Ki küfür de batıldır.

Öyle ki, küfür üzerine kurulmuş devasa devletler yetmiş yıl kalmış ve yıkılıp gitmiştir. Düşünceleri ise çamur ve batak olmuştur. Çünkü batıl ne kadar güçlü olursa olsun yıkılıp gidecektir. Zira Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴾ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً ﴿

( سورة الإسراء )

“Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”

(İsra Suresi: 81)

Ne kadar çok olursa olsun nice sapkın mezhep ve grup İslam tarihinde vuku bulmuştur ama onlar şimdi nerdeler? Kalıcı olan haktır, ancak Kuran ve Sünnet-i Nebi’ye uyan şeyler kalıcıdır.

İnsanları İlahlaştırmak İle Allah Yolundan Gitmek Arasındaki Çelişki:

Öyleyse değerli kardeşlerim; sizlere özelliklerini dile getireceğim mezhep ve grupları açıklamak isterim. Bu mezheplerin bir özelliği, insanları ilahlaştırmaktır. Ama insanları ilahlaştırmak, Allah’ın kanunları ile bire bir çelişki içindedir.

﴾ قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ ﴿

( سورة الكهف الآية : 110 )

“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana vahyolunuyor.”

(Kehf Suresi: 110)

Bir bedevi Rasulullah (s.a.v.)’in bulunduğu meclise girdi ve sordu: “Muhammed hanginiz?” Yani O’nun özel bir yeri, özel bir konumu veya makamı yoktu. Bu yüzden bedevi “Hanginiz Muhammed?” diye sormuştu. Sapkın mezhep ve grupların en bariz özelliği insanları ilahlaştırmak ve sorumlulukları, görevleri hafifletmektir. Birisi namazı ortadan kaldırır, diğeri orucu, diğeri zekâtı, insanları ilahlaştırıp sorumluluk ve görevleri hafifletirler. Bunları da aslı olmayan uydurma metinlere dayandırırlar.

Bir seferinde biri bana bir kitap hediye etmişti, içerisinde seçilmiş hadisler vardı. İlk hadis Deylemi’nin İbn Abbas’tan naklettiği şu hadisti: “Rahat bir şekilde ölen kişi ölüme layık değildir. Gerçek ölüler yaşayan ölülerdir.” Dedim ki: “Bu hadis değildir. Bu söz Mütenebbi’ye aittir.” O da “Belki Peygamber Efendimiz ondan almıştır.” deyince ben de O’nun Rasulullah (s.a.v.)’den sonra yaşadığını söyledim.

 

Sapkın Mezhepler Uydurma Hadislere İtimat Ederler ve Görevleri, Sorumlulukları Hafifletirler:

Sapkın mezhepler uydurma hadislere, yanlış yorumlara, zayıf ve komik kıssalara dayanırlar. İkinci özellikleri ise onlar görev ve sorumlulukları hafifletirler. Mensubiyet, bir yere dâhil olmak çok kolaydır. Bu kolaydır ama gerekliliklerini yerine getirmek zordur. “Ben filanca ile beraberim” demeniz yeterlidir, bu kolaydır fakat doğru yolda mısınız? Sadık mısınız? Güvenilir misiniz? Allah’ın sınırları dâhilinde mi yaşıyorsunuz?

Asya’da 90 milyon civarında yerel din vardır ama bunların bir yolu yöntemi yoktur. Onlar sadece Buda’yı ilahlaştırırlar.

Bir seferinde Amerika’da yerel Asya dinlerinden birinin mabedini ziyaret etmiştim. Bronzdan yapılmış bir put gördüm. İnanın kardeşlerim putun göğsünde yüz milyonlar değerinde elmas taneleri vardı. Bronz siyahtı ve göğsünün tamamı prizma şeklinde milyonlar değerinde elmas ve pırlanta ile doluydu. O dine mensup bazı kişiler yere yüzükoyun yatarak ibadet ediyordu ve onlar kültürlü, eğitimli insanlardı. Mabedin girişinde bir Hindistan cevizi kırmak için alet gördüm ve sordum. Dediler ki: bu tabutlar Hindistan cevizi sever dediler. Vallahi bu unutamayacağım bir Amerika Los Angeles ziyaretiydi. Bronz ve elmastan yapılmış o put nasıl Hindistan cevizi sever? Bu akıl alır bir şey midir?

Dünyaya ait her şeye bağlanmak kolaydır. Çünkü bir usul ve yöntemi, yolu yoktur. Şunu yap, bunu yapma diyen bir kanunu yoktur. Bağlandım demek yeterlidir.  Yani çok kolay bir meseledir. Fakat İslam’ın bir yöntemi, bir üslubu, hükümleri, emirleri, yasakları, kutsalları, ibadetleri, bir hedefi ve uyulması gereken kanunu vardır.

İşte şu ayet de bu minvaldedir:

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren bir topluluk vardır.”

Bu ayet hak ile ilgilidir.

﴾ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً ﴿

( سورة الإسراء )

“Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”

(İsra Suresi: 81)

Sapkın grup ve mezheplerin hepsi insanları ilahlaştırır, görev ve sorumlulukları hafifletir, uydurma ve zayıf rivayetlere, komik ve şiddet eğilimli kıssalara itimat ederler. Bu dört vasıf tüm sapkın grupların özelliğidir.

İslam Dininin Yüceliği:


Kitap ve Sünnete gelince, yaratılmışların efendisi, Hakkın sevgilisi şöyle buyuruyor:

﴾ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ ﴿

“Ben de sizin gibi bir beşerim.”

Dikkat edin, ben fayda ya da zarar vermeye kadir değilim, varlıkların efendisi diyor ki, ben fayda veya zarar veremem. Bundan da daha önemlisi:

﴾ قُلْ لَا أَمْلِكُ لِنَفْسِي نَفْعاً وَلَا ضَرّاً ﴿

( سورة الأعراف الآية : 188 )

“De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim.”

(Araf Suresi: 188)

Bundan da önemlisi, De ki, ben gaybı bilmem.

﴾ قُلْ إِنِّي أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ﴿

( سورة الزمر )

“De ki: “Eğer ben Rabbime isyan edersem, şüphesiz büyük bir günün azabından korkarım.”

(Zümer Suresi: 13)

O kimdir? Tüm yaratılmış varlıkların efendisidir. Hakkın sevgilisidir. Âdemoğlunun efendisidir ama kendisine bir fayda veya zarar verme gücüne sahip değildir. “Ben size fayda veya zarar veremem. Zira ben gaybı bilmem.”

﴾ أَخَافُ إِنْ عَصَيْتُ رَبِّي عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ﴿

( سورة الزمر )

"eğer Rabbime asi olursam, büyük günün azabından korkarım."

Zumer sûresi 14

Kardeşlerim, bu dinin yüceliğini gördünüz mü?

Düşmanlık, Yalan ve Hile Üzerine Kurulan Her şey Çaresizce Yok Olmaya Mahkûmdur:

Öyleyse,

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.”

Hak, sabit ve hedeflenen şeydir. Din haktır. Ama boş ve kaybolmaya mahkûm binlerce değersiz çalışma vardır. Onlar batıldır. Batıl yok olacaktır, yani temelsiz, direksiz inşa ettiğimiz duvar yıkılır. Çünkü temeli yoktur ve sonu bellidir. Ama doğru ve sağlam temeller üzerine inşa ettiğimiz duvar, yapısı gereği kalıcıdır. İşte hak da kalıcı, batıl ise yok olmaya mahkûmdur.

Tevhid sloganını ortadan kaldıranların atom bombaları, nükleer silahları vardır. Dünyanın yaklaşık üçte birine hükmederler. Tüm bu güç, bu kibir, bunların hepsi yok olacak ve her şey bitecektir.

﴾ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً ﴿

( سورة الإسراء )

“Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”

(İsra Suresi: 81)

Hak ile değil de batıl ile dünyaya egemen olmayı isteyen diğer güç de yine yok olacaktır. Bu şekilde batılı ülkeleri de işgal edenler orada 70 yıl kalabilmiş, sonra oradan çıkmak zorunda kalmışlardır.

﴾ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقاً ﴿

( سورة الإسراء )

“Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”

(İsra Suresi: 81)

Düşmanlık, yalan ve hile üzerine kurulan her şey çaresizce yok olacaktır.

Başarıya Ulaşmış İnsanlar, Etraflarındakileri de Başarıya Götürürler:

Bugüne odaklandığımızda görüyoruz ki, sen başarılıysan etrafındaki insanlar da başarılı oluyorlar. Sen dürüstsen çevren de dürüst, sen güvenilirsen çevren de güvenilir oluyor. Yani tek başına iyi olmak, iyi ahlaka sahip olmak Allah’a davettir. Hitabet gücüne, önemli metinlere ihtiyaç duymazsın. İyi, salih bir babanın çocukları da salih olur.

Burada önemli bir nokta vardır: Okuma yazması olmayan birisi bir klima satın alır, düğmesine basar çalıştırır ve gelen soğuk hava ile rahatlar. Onunla birlikte dünya ülkelerinin en önemlilerinden birinde alanında doktora yapmış birisi de klima satın alır, odasına koyar, açar ve hava alır. Bazıları der ki: Bir şeyden faydalanmak ilim dallarından biri değildir. Okuma yazması olmayan biri de bir klimayı doğru bir şekilde kullanabilir. Tıpkı iklimler ile ilgili konularda doktora yapmış birisinin kullandığı gibi. Buradan kasdımız şudur, birisi dürüst olur ama dürüstlüğün felsefesini okumamıştır veya dürüstlüğün sonuçları, delilleri hakkında okuma yapmamıştır. Diğeri de dürüstlüğün delilleri, belirtileri ile ilgili on sayfalık bir seminer verir, hadislerden, kıssalardan, tahlillerden, kişisel, toplumsal ve dilsel anlamda çıkarımlardan bahseder. Seni dürüst olman için bilgilendirir. Ama insan fıtrat gereği dürüst olur ve dürüstlüğün tüm meyvelerini toplar. O zaman şu kuralı ezberleyin, bir şeyi kullanmak, ondan faydalanmak, bir ilim dalı değildir. (ilim dalında ilerlemeyi gerektirmez.)

Tam Olarak Başarıya Ulaşan Kişinin Yüksek Seviyede Kültüre, Derinleşmeye veya Felsefeye İhtiyacı Yoktur, Onun Merhametli Bir Kalbe İhtiyacı Vardır:

Atalarımız sınırlı bir kültüre sahiptiler ama onlar salih bir babaydılar. Beş vakit namaz kılarlardı, dürüst, güvenilir, merhametli insanlardı. Hiçbir dürüstlük ideolojisi tahlillerini bilmezlerdi ama etraflarındaki insanlar onlardan, ahlaklarından faydalanırlardı. Allah korusun ben cehaletten bahsetmiyorum. Bu din tüm varlıkların dinidir, eğitim almış, almamış, çok yüksek seviyede kültürlü, köy halkı, şehirli, fakir, zengin, üstün zekâlı veya sınırlı zekâya sahip herkesin dinidir. Tüm insanlık dinidir. Yani insan Allah’ın gösterdiği yoldan gider, görevlerini yerine getirirse onun meyvelerini de mükemmel bir şekilde toplar. Bilinçli veya bilinçsiz, bilerek ya da bilmeyerek karşılığını alır. Yani insan Allah’ın kanunlarına uyar ve sonunda da karşılığını alır.


Çok anlattığım bir hikâye vardır ve şimdi de aklıma geldi tekrar anlatayım: İmam hatip olarak çalışan bir adam rüyasında Rasulullah (s.a.v.)’i görüyor. Efendimiz ona “filanca komşuna söyle, o cennette benim arkadaşım olacaktır.” diyor. Adı geçen komşusu ise bir bakkal çok basit bir insan ama rüya gören adam minbere çıkıp hutbe veren biridir. Fakat insanları olumsuz etkileyen bir imamdır. Bu yüzden de bu rüyanın ancak kendisi için olabileceğini, ama neden o bakkal için olduğunu düşünüyor. Gidip bakkalın kapısını çalıyor. Diyor ki; “bir müjdem var ama Rabbin için ne yaptığını söylemezsen bu müjdeyi sana söylemeyeceğim.” Adam çekiniyor, uzun bir ısrarın üzerine şöyle diyor: “Birisiyle evlendim, evliliğimizin beşinci ayında o dokuz aylık hamileydi. Büyük bir günah işlediği ortadaydı. Onu ezebilir, kusurunu ortaya çıkarabilir, boşayabilirdim. Şeriat da, ailesi de, toplum da, kanunlar ve mahkeme de benim yanımdaydı. Fakat tövbe etmesine yardım etmek istedim. Ebe geldi ve doğum gerçekleşti. Ben çocuğu cüppemin içinde taşıdım ve Şam’daki Gül Camii’ne gittim. İmam niyet edene kadar kapıda bekledim. “Allahuekber” deyince içeri girdim ve bebeği kapının yanına bırakıp cemaate katıldım. Namaz bittiğinde bebek ağlamaya başladı. Cemaat etrafına toplandı. Herkes bebeğin yanına gelene kadar bekledim, sonra da yaklaştım ve “ ne oldu?” dedim. Dediler ki: “Gel, bak, kayıp, kimsesiz bir çocuk.” Dedim ki “ben onun bakımını üstlenirim, alırım” Sonra da bakıp büyütmesi için annesine götürdüm. İşte bu insan cennette Rasulullah (s.a.v.)’in arkadaşı, komşusu olmaya hak kazanıyor.

Bazen güzel davranışın yüksek bir kültüre, derin ilme, felsefeye ihtiyacı yoktur. Onun merhametli bir kalbe ihtiyacı vardır. Ben birisini tövbe etmeye yönlendirebilirsem, onun yaptığından ben de büyük bir ecir alabilirim.

Kardeşlerim, sadece güzel ahlaklı olarak davetçi olabilirsiniz. Dilinizle değil davranışlarınızla bunu yapabilirsiniz. Öğretmen bir babasınızdır, ticari bir işletmeniz vardır, beş tane çalışanınız vardır, yönetici konumunda çalışıyorsunuzdur, konuşmanız düzgündür, kaba konuşmazsınız ve onlara güzel konuşmayı öğretirsiniz. Açık giyinmiş bir bayan geldiğinde ondan gözlerinizi kaçırırsınız, bu davranışınızla çalışanlarınıza da bunu öğretmiş olursunuz.

İşte ayet de bu minvaldedir:

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ ﴿

 

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.”

Allah’ın Kelamını Davranışlarıyla, Ahlakıyla Önemsemeyen Kişi Allah’ın Cezalandırmasına Maruz Kalacaktır, ta ki Günahını İtiraf Edip Tövbe Edinceye Kadar:

﴾ وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآَيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ﴿

( سورة الأعراف )

“Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.”

(Araf Suresi: 82)

Hayatta kâinata dair ayetler, Kuran ayetleri ve yaratılışla ilgili ayetler vardır. Bunları önemsemeyen kişi, Allah’ın fiillerini de ahlakıyla ve sözleriyle önemsemiyor demektir.

﴾ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ ﴿

“Onları yavaş yavaş felakete götüreceğiz.”

Şöyle ki, bir merdiven kişiyi birinci kattan adım adım beşinci kata çıkarıyor, yine beşinci kattan da derece derece birinci kata indiriyor. Allah Azze ve Celle de burada kendisinden yüz çeviren insanın günahını itiraf etmesini bir derece sayıyor ve bu kişi sonunda “ Rabbim ben sana ortak koşanlardan değilim” diyor.

﴾ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ ﴿

“Onları yavaş yavaş felakete götüreceğiz.”

İsyankâr olan kişi inatçıdır, kibirli, kendini beğenmiştir. Başına bir felaket gelir, ardından bir musibet daha gelir ve der ki: “Ben çok kötü bir insanım.” Ama bunu ne zaman der? Allah onu cezalandırdıktan sonra söyler. Allah onu her şekilde cezalandırır ki günahını itiraf edebilsin.

﴾ وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآَيَاتِنَا ﴿

“Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince,”

Hem kâinata dair, hem yaratılışa dair delilleri, hem de Kuran ayetlerini:

﴾ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ﴿

biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.”

Kişi öyle biriyle karşılaşır ki, bu kişi onun aklını başından alır ama kendisi uyanıktır. Yani birisiyle sizin ilişkinizi bozar. Size “Onu ben uyandırdım” der. Ona da “O benimle akşam yemeği yemeden önce sen onunla öğle yemeği yedin” der. (kafa karıştırır.) İnsan bunu yapar ama Kâinatın yaratıcısı olan Allah bunu yapmaz.

﴾ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ﴿

biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.”

 

﴾ وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ ﴿

( سورة الأعراف )

“Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.”

(Araf Suresi: 183)

Yani onlara zaman tanımıştır.

Cezalandırma ve Mükâfatın Gecikmesi İnsana Tercih Hakkı Verir:

Değerli kardeşlerim, çok önemli bir konudur: Kişinin ilk günahında Allah onu helak etseydi herkes doğru yolda olurdu ama Allah sevgisi içinde olmazdı. Eğer ilk salih amelde Allah kulunu mükâfatlandırsaydı herkes salih amelleri ticari bir düşünce ile yerine getirirdi. Fakat Allah kuluna uzun bir süre verir. Sen yine sensindir, görünen bir şey yoktur. Sınırlı bir gelirin, mütevazı bir evin, sağlığın vardır. Oruç tutar namaz kılarsın. Yine her türlü günahı işleyen bir kişinin tansiyonu 12-8 yani iyi düzeyde, kalp atışı da 80 atımda olabilir. Tahlil yaptırıldığında her şey iyi düzeydedir, tıpkı bir katır gibi. Allah’a uzun bir süre isyan edebilirsiniz ve çok güçlü de olabilirsiniz. Ona itaat de edebilirsiniz. Cezanın veya mükâfatın geciktirilmesi size tercih şansı verir. Yani özgür bırakılırsınız.

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.

﴾ وَأُمْلِي لَهُمْ ﴿

“Ben onlara mühlet veririm”

Onları öyle bir görürsün ki, kendilerini beğenirler, halkları yerle bir ederler, şehirleri bombalarlar, kendilerini Allah Azze ve Celle’den üstün görürler. Ama rahattırlar.

﴾ وَأُمْلِي لَهُمْ ﴿

“Ben onlara mühlet veririm”

Öyleyse;

﴾ وَلَا تَحْسَبَنَّ اللَّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الْأَبْصَارُ ﴿

( سورة إبراهيم )

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.”

(İbrahim Suresi: 42)

﴾ إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْداً * وَأَكِيدُ كَيْداً ﴿

( سورة الطارق )

“Şüphesiz onlar bir tuzak kurarlar, Ben de bir tuzak kurarım.”

(Tarık Suresi)

﴾ وَقَدْ مَكَرُوا مَكْرَهُمْ وَعِنْدَ اللَّهِ مَكْرُهُمْ وَإِنْ كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ ﴿

( سورة إبراهيم )

“Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).”

(İbrahim Suresi)

Bu ayet de şu manadadır:

﴾ وَأُمْلِي لَهُمْ ﴿

“Ben onlara mühlet veririm”

İnsanın Kahramanlığı Allah Katınca Yüceliği İstemesidir:

Kişinin ilk hatasında Allah onu cezalandırsaydı tercih hakkı, özgürlüğü iptal olurdu. Mesela kişi harama bakar, gözlerini kaybederdi, herkes gözlerini harama kapatır ve iş biterdi. Veya mesela birisi bir lira sadaka verir, karşılığında hemen kendisine on lira verilirdi. O zaman da herkes sadaka verirdi. Hayır! Onu uzun bir mühlet için vermelisiniz, çünkü o zaman bir şey kalmaz, çünkü siz ahireti istiyorsunuz. Allah Teâlâ tüm günahların karşılığını verseydi, insanın elinde hiçbir şey kalmazdı, evini, arabasını, gelirini, yemeklerini, yolculuğunu, gidişini, dönüşünü her şeyini kaybederdi, elinde bir şey kalmazdı. Kişiye “Allah nerde?” diye sorduğunuzda ona hiçbir şey olmadan uzun vadede itaat eder, sadece gönül rahatlığı vardır. Kaç tane sadık mümin fakirdir? Yüksek dereceli bir memur vardır, bir daktilo kâtibi vardır. Fakat işi ve evi orta düzeydedir, bu kişi dürüsttür, güvenilirdir, beş vakit namaz kılar. Allah Azze ve Celle’yi sever. Devam ettiği dersleri vardır. Bir tırnak makası milyonlarca kişiyi eşitler ama dünya öyle bir yer değildir, sıradan vatandaşlar barındırır. Öyleyse

(( رُبَّ أَشْعَثَ مَدْفُوعٍ بالأبواب لو أقْسَمَ عَلَى اللهِ لأَبَرَّهُ ))

[أخرجه مسلم عن أبي هريرة ]

“Saçı başı dağınık eli yüzü tozlu kapılardan kovulmuş öyleleri vardır ki bu şöyle olacak diye yemin etseler, Allah onların dediğini yapar.”

(Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Kişi toplumsal olarak onuncu derece olabilir, memur, kapıcı olabilir. Diğeri ise genel müdür, sekreter olabilir. Ama sonunda Allah onu sevmez. Kapıcı ise Allah katında değerlidir. Marifet Allah katında yüceliği istemektir.

(( رُبَّ أَشْعَثَ مَدْفُوعٍ بالأبواب لو أقْسَمَ عَلَى اللهِ لأَبَرَّهُ ))

[أخرجه مسلم عن أبي هريرة ]

“Saçı başı dağınık eli yüzü tozlu kapılardan kovulmuş öyleleri vardır ki bu şöyle olacak diye yemin etseler, Allah onların dediğini yapar.”

(Müslim Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

İstediğiniz gibi olun, zengin, fakir, Şam’ın en şöhretli herkes tarafından bilinen bir ailesinden olun, siz Allah’ın kulusunuz. Bunların hepsi cahiliye adetleridir.

Vallahi kardeşlerim ben Müslüman kelimesinin üzerine bir şey eklemem. Müslüman’dır, bitmiştir. Onu zengin de olsa seversiniz, fakir de olsa seversiniz, Çok kültürlü biri de olsa seversiniz. Onun kültürü davetin hizmetindedir. Onu bilgisiz de olsa seversiniz. Bilgisizdir ama fıtrat üzeredir, dürüsttür, güvenilirdir, cömerttir. Bazı fıtratı üzere kalmış bir insanı seversiniz. Müslüman olduğu sürece kişi güzelliklerle boyanmıştır. Ve ben Müslüman kelimesinin üzerine artık daha fazla bir şey eklemem.

Kişinin Yapması Gereken Mütevazı Olmak ve Dünyevi Mertebeleri Önemsememektir:

Kardeşlerim,

﴾ وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ * وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآَيَاتِنَا سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ ﴿

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır. Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz.”

Allah katında zeki yoktur. Uyanık kişi bile sığınağını terk eder.

﴾ وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ ﴿

“Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir.”

Metanet (Çetin olmak) güçlü gerilmeye karşı yapılan savunmanın bir özelliğidir. Yani dünyadaki en metanetli şey örülmüş çeliktir. Devasa köprüler çelik halatlarla bağlanırlar. Yine asansörler, teleferik çelik halatla bağlıdır. Çünkü o en dayanıklı şeydir. Basınca karşı en direnişli şey ise elmastır. Metanet gerilmeye karşı savunmadır, dayanıklılık, basınca karşı savunmadır. İnsan öyle bir ipe bağlıdır ki ne kadar güçlü olursa olsun kurtulamaz, ne kadar zeki olursa olsun Allah’ın kabzasındadır. Kişi bir saniyede çok güçlenebilir, bir saniyede felç olabilir, dört sene veya daha fazla zaman felç kalır. Kaç senedir bu haldedir? Vallahi Allah onun ömrünü uzatmıştır.

﴾ وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ ﴿

“Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir”

Marifet Allah’ı bilmen, mütevazı, edepli olmandır. Dünyevi mertebeleri önemsememendir. Dünyada düşük bir seviyen olabilir ama Allah katında büyük bir değerin vardır.

Gerçekten İman Eden Kişinin Ölçütleri Değişir ve Allah Katında Büyük bir Değeri Vardır:

﴾ إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ * فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِنْدَ مَلِيكٍ مُقْتَدِرٍ ﴿

( سورة القمر )

“Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar cennetlerde, ırmak başlarındadırlar. Muktedir bir hükümdarın katında, doğruluk meclisindedirler.”

(Kamer Suresi)

Normal bir insan olun, normalinde altında olun ama Allah sizi sevsin. Allah sizi severse her şey sever. Allah sizinle beraberse kim karşınızdadır ki? O, sizin karşınızdaysa kim yanınızda olur? Ey Rabbim seni bulan neyi kaybeder? Seni kaybeden neyi bulur? Dünyayı önemsemeyin. O geçici bir yerdir. Onun nimetlerini iyi de kötü de yer. Ahiret ise adil bir hükümdarın yönettiği, gerçekleşecek bir vaattir. Ahiret ehlinden olun, salih amel işleyin, ilim isteyin, Allah’a dua edin. Eviniz Şam dışındaysa da hayır olsun inşallah!

Bir seferinde sahibi çok zorluk çeken bir eve girdim. Ev çok küçüktü. Dedim ki: “Aldırma, tüm yaratılanların efendisi, Hakkın sevgilisinin de odası namaz kılması ve aynı zamanda eşinin uyuması için yeterli olacak genişlikte değildi.

(( لو كانت الدنيا تزن عند الله تبارك وتعالى جناح بعوضة ، ما أعطى كافراً منها شربة ماء ))

[أخرجه ابن أبي شيبة عن رجل من بني فهم ]

“Dünya Allah katında sinek kanadı kadar değerli olsaydı, kâfirler ondan bir yudum su içemezdi.”

(İbn Ebi Şeybe Fehmoğullarından birinden nakletmiştir)

Allah’a gerçek manada iman ederseniz tüm ölçütler değişir. Ölçütünüz salih amel, ibadetler, Allah Azze ve Celle sevgisi, hayra düşkünlük ve yaratılana hizmet olur.

 وَمِمَّنْ خَلَقْنَا أُمَّةٌ يَهْدُونَ بِالْحَقِّ وَبِهِ يَعْدِلُونَ * وَالَّذِينَ كَذَّبُوا بِآَيَاتِنَا ﴿
﴾ سَنَسْتَدْرِجُهُمْ مِنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ * وَأُمْلِي لَهُمْ إِنَّ كَيْدِي مَتِينٌ 

“Yarattıklarımızdan, hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır. Ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, biz onları bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş felakete götüreceğiz. “Ben onlara mühlet veririm. Şüphesiz benim tuzağım çetindir”

 

﴾ أَوَلَمْ يَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِهِمْ مِنْ جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ ﴿

( سورة الأعراف )

“Onlar düşünmediler mi ki (çok iyi tanıdıkları, kendileriyle iç içe yaşamış olan) arkadaşlarında (Peygamber’de) delilikten eser yoktur. O, ancak apaçık bir uyarıcıdır”

 

(A'râf Sûresi)

İlim, hikmet, güven, dürüstlük, tatlı dillilik, davet ve beyan.

﴾ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ مُبِينٌ ﴿

“O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.”

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun