Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla

Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve Selam dürüst ve sözünün eri olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’ olsun. Allahım bizi cehalet ve şüphe karanlıklarından, ilim ve marifet nuruna çıkar, arzularımızın çukurundan al, cennetine ulaştır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Sözlerinde, Fiillerinde ve Takririnde (Onaylamalarında) Günahsızdır:

Değerli kardeşlerim, Peygamberimizin (s.a.v.) Şemaili (Fizikî ve Ahlakî Özellikleri) derslerimizin ilkini yapmaktayız. Konunun önemini belirtmek adına bu derslerimizin başında bir noktaya değinmeliyiz.

İlk hakikat şudur ki; Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kendisi, sözlerinde, fiillerinde (davranışlarında) ve onaylamalarında günahsızdır. Allah Azze ve Celle bize Kuran’ı Kerim vasıtasıyla, Rasulullah‘ın bize getirdiklerini almamızı, yasakladıklarını da terk etmemizi emretmiştir. Rasulullah (s.a.v.)’e sözlerinde, fiillerinde ve takririnde (onaylamasında) tabi olmak, her Müslüman için farz-ı aynıdır. Çünkü O, rol modeldir, örnektir, mükemmel insanı temsil eder. Çünkü Allah Azze ve Celle O’nu istisnasız tüm ümmete hidayet edici, doğru yola sevk edici olarak göndermiştir, O, Âlemlere rahmettir.

Siz Allah’ı ve ahiret gününü temenni eden bir müminseniz, bu yüce şahsiyetin her halini; evinde, işinde, kardeşliğinde, arkadaşlığında, barışta, savaşta, fakirlikte, zenginlikte, zayıflıkta ve güçlü olduğundaki her davranışını kendinize örnek almalısınız. Zira O, rol model ve örnektir. Bize Rasulullah (s.a.v.)’e uymamız emredilmiş, Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

﴾ قُلْ إِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللَّهَ فَاتَّبِعُونِي يُحْبِبْكُمُ اللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللَّهُ غَفُورٌ رَحِيمٌ ﴿

[ سورة آل عمران]

“De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”

(Al-i İmran Suresi: 31)

Günümüzde Müslümanların, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Hayatını ve Şemailini (Fiziki ve Ahlaki Özelliklerini) Bilmeye Çok İhtiyaçları Vardır:

Bugün İslam âlemi, zayıflıklarından ve Müslümanların, Peygamber Efendimizin kavli (sözlü) sünnetini uygulamaktan ve fiili (ameli) sünnetlerine uymaktan uzak oluşları sebebiyle ayrışmalarından çok çekmiştir. Bunun delili Allah Teâlâ’nın şu ayetidir:

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ ﴿

[ سورة الأنفال الآية: 33]

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi.”

(Enfal Suresi: 33)

Tefsir âlimleri şöyle diyor: Bu ayetin manası şudur: Rasulullah (s.a.v.)’in Yüce dostuna kavuşmasından yani vefat etmesinden sonra da bu böyledir. Yani Allah Teâlâ’nın Peygamber Efendimizin vefatından sonra da, Müslümanlar O’nun sünnetine uyduğu, çizdiği yolda ilerlediği, hayatını hayatlarına yerleştirdiği sürece, onlara azap etmesi binlerce kez imkânsızdır. Ayetin ilk manası budur:

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ ﴿

[ سورة الأنفال الآية: 33]

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi.”

(Enfal Suresi: 33)

Bizim bu ayetler ve açıklamaya göre Peygamber Efendimizin hayatını ve şemailini (Fiziki ve Ahlaki yapısını) öğrenmeye çok ihtiyacımız vardır. Siyer ile Rasulullah (s.a.v.)’in kronolojik olarak hayatını öğreniriz ki Siyerin manası budur. Ama Şemail ile, konulara göre bir sınıflamaya değiniriz. Zira Rasul-i Ekrem (s.a.v.)’in merhameti, adaleti, hilmi (yumuşak huyluluğu) ve ashabına olan sevgisi Şemaili ile ilgilidir. Biz şu anda Şemailine dair bir hayatı inceleyeceğiz yani bu sıralama ile Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in hayatını ve ahlakını kronolojik hikâyeler şeklinde değil, konularına, durumlara göre inceleyeceğiz.

Allah Azze ve Celle Müminlere, Rasulullah (s.a.v.)’ın Getirdiklerini Almalarını ve O’na Uymalarını Emretmiştir:

Kardeşlerim, Peygamberimizin Sünneti dediğimizde ne kastederiz? O’nun sözlerini, fiillerini ve takrirlerini (onaylamalarını) kastederiz. Yani sözleri teşrî (dini, kanuni) nitelik taşır:

﴾ وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿

[ سورة النجم الآيات: 3-4 ]

“O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”

(Necm Suresi: 3-4)

O’nun sözleri vahy-i gayri metluvdur. (Tilavet edilmeyen, Kuran’da bulunmayan vahiydir). Rasulullah (s.a.v.) günahsızdır, getirdiklerini almamız emredilmiştir:

﴾ (7) وَمَا آَتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا ﴿

[ سورة الحشر ]

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.”

(Haşr Suresi: 7)

Yine Rasulullah (s.a.v.)’in hayatına uymamız, ona ittiba etmemiz emredilmiştir. Şöyle ki:

﴾ لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآَخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً ﴿

[ سورة الأحزاب الآية: 21]

“Andolsun, Allah’ın Resulünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”

(Ahzap Suresi: 21)

İnsanın Yapması Gereken Davranışlar, Rasulullah (s.a.v.)’in Eylemleri İle Uyumlu Olmalıdır:

İkinci bir noktaya gelirsek; Değerli kardeşlerim, İnsan hareket eden, eylemleri olan bir varlıktır. Peki, onu harekete geçiren nedir? Yeme içmeye olan ihtiyaç, diğer bir taraftan evliliğe olan ihtiyaç ve kendini ispat etmeye olan ihtiyacıdır. Bunlar harekete sebep olan güdülerdir. Şimdi, insan eylemleri olan bir varlıktır. Bu hareket ya farz olur ki esenliğiniz, mutluluğunuz bu harekete bağlıdır, ya vacip olur ki bu da farzdan bir alt seviyededir, ya da sünnet, mübah, mekruh, tahrimen mekruh veya haram olur. Her türlü hareket, hareketsizlik, seyir, duruş, gidiş, dönüş, verme, yasaklama, öfke ve rıza, şu sınıflandırmaya girmektedir: Farz, vacip, sünnet, müstehap, mübah, tenzihen mekruh, tahrimen mekruh, haram… Bunların hepsinde Rasulullah (s.a.v.)’e tabi olmak zorundasınız. Bu yüzden Rasulullah (s.a.v.)’in Şemailini öğrendiğimizde, sanki amel etmemiz gereken şeyleri öğreniyoruz, O’na uymamız gereken şeyleri inceliyoruz demiş oluyorum. Öyleyse, bu, ince bir konudur. Çünkü İslam’ın tamamı şu iki cümleden ibarettir: “Allah’tan başka ilah yoktur” bu tevhiddir, “Hz. Muhammed (s.a.v.) Allah’ın Resulüdür” bu da Sünnete uymaktır. Yani bir tevhid cümlesi, bir de ittiba (sünnete uymak) cümlesi vardır. Allah’tan başka ilah olmadığına iman eder, Rasulullah (s.a.v.)’e itaat edersiniz. Bütün peygamberlerin daveti, şu iki cümle ile özetlenmiştir:

﴾ وَمَا أَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ ﴿

[ سورة الأنبياء الآية: 25]

“Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.”

(Enbiya Suresi: 25)

“Gönderdiğimiz bütün peygamberlere şu iki noktayı vahyettik; Benden başka ilah yoktur, öyleyse itaatle ibadet edin.” Yani İslam inanç ve davranıştır (ameldir), teorik girişimler ve ameli uygulamalar, düşünce ve harekettir. Öyleyse insanın yapması gereken davranışlar, Rasulullah (s.a.v.)’in davranışlarına uyumlu olmadır.

Siyeri, Rasulullah (s.a.v.)’in Şemaili Üzerinden Öğrenmek Her Müslüman’a Farz-ı Ayndır:

Kardeşlerim, Siyeri, Rasulullah (s.a.v.)’in Şemaili üzerinden öğrenmek neredeyse her Müslüman’a farz-ı ayndır. Peki, neden? Çünkü Allah Azze ve Celle size Peygamber Efendimizden, bu yolun gerektirdiklerini almanızı, Rasul-i Ekrem’in size ne verdiğini, neyi yasakladığını, uymanız gereken tavrın ne olduğunu öğrenmenizi emretmiştir. Sabit olan bir şey vardır ki, o da farz yine farz olan bir şey ile tamam olur. Tıpkı abdest gibi, namaz ancak abdestle tamamlanır. Namaz farzdır, onun için abdest almak da farzdır. Yine vacip, vacip olan bir şey ile, sünnet yine sünnet olan bir şey ile tam olur. Kuran’ı Kerim’de var olan her emri uygulamak gerektiğine göre, ilahi emir şudur:

﴾ (7) وَمَا آَتَاكُمُ الرَّسُولُ فَخُذُوهُ وَمَا نَهَاكُمْ عَنْهُ فَانْتَهُوا ﴿

[ سورة الحشر ]

“Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin.”

 (Haşr Suresi: 7)

Öyleyse, verilen bu emri uygulamanın gerekliliklerinden biri, Rasulullah’ın neyi verdiğini, neyi yasakladığını bilmektir. Mesela Hz. Peygamber (s.a.v.) vefat etmiş bir sahabînin evindeyken o sahabinin eşinin şöyle dediğini duydu: “Mübarek olsun ey Ebu Saib, Allah sana ikramda bulundu” Eğer siz bu sözü işitirseniz ve susarsanız, bu hiçbir manaya gelmez. Çünkü Rasulullah (s.a.v.)’in sessiz kaldığı veya onayladığı şeyler kanundur. O’nun susması onaydır ve dini hüküm sayılır. Ama burada kadının bu sözü doğru değildir. Bu kadın “Mübarek olsun ey Ebu Saib, Allah sana ikramda bulundu” dediğinde, Rasulullah (s.a.v.) ne demişti? Şöyle demişti:

(( وَمَا يُدْرِيكِ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَكْرَمَهُ... وَاللَّهِ إِنِّي لَأَرْجُو لَهُ الْخَيْرَ وَاللَّهِ مَا أَدْرِي وَأَنَا رَسُولُ اللَّهِ مَا يُفْعَلُ بِي ))

[ رواه البخاري عن ابن شهاب]

“Allah Teâlâ’nın ona ikram ettiğini nereden biliyorsun?.. Vallahi onun için hayır ümit ediyorum. Ancak ben Allah Teâlâ’nın Peygamberi olduğum hâlde, başıma ne geleceğini bilmem.”

(Buhari İbn Şihab’tan nakletmiştir)

Herhangi bir sahabi eğer bir sözü işittiyse ve sessiz kaldıysa bu durumda bir şey gerekmez. Ancak sadece Peygamber Efendimiz susarsa, onun sessiz kalması o sözün doğru olduğuna ya da olmadığına dalalet eder. Âlimler bunu (kişinin birisi hakkında hüküm vermesini) “Allah’a karşı yemin etmek (hüküm vermek)” olarak isimlendirirler. Bir insanın sonunun ne olacağı ile hüküm verme konusunda kendinize bakın, belki de o kişi tövbe etmiş ve sizi geride bırakmıştır. Şimdi, ortada bir günah olabilir ama birinin Allah katında sonunun ne olacağı hakkında konuşmaktan sakının. Birinin Allah katında akıbeti hakkında konuşmak Allah’a karşı yemin etmenin bir çeşididir. Bu bir örnektir. Çünkü Peygamberimiz tevhide ters olan ve içinde Allah’a karşı edepsizlik barındıran bir cümle duymuştur. Bir insanın geleceği hakkında hüküm vermek sanki gaybı bildiğini (iddia etmek) gibidir. Ama gaybı Allah’tan başka kimse bilemez. Bu yüzden Rasulullah (s.a.v.) bu kadına şöyle demiştir:

(( وَمَا يُدْرِيكِ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَكْرَمَهُ... وَاللَّهِ إِنِّي لَأَرْجُو لَهُ الْخَيْرَ وَاللَّهِ مَا أَدْرِي وَأَنَا رَسُولُ اللَّهِ مَا يُفْعَلُ بِي ))

[ رواه البخاري عن ابن شهاب]

“Allah Teâlâ’nın ona ikram ettiğini nereden biliyorsun?.. Vallahi onun için hayır ümit ediyorum. Ancak ben Allah Teâlâ’nın Peygamberi olduğum hâlde, başıma ne geleceğini bilmem.”

(Buhari İbn Şihab’tan nakletmiştir)

Öyleyse Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sözleri, fiilleri ve onayı kanundur. O zaman Rasulullah (s.a.v.)’in şemailinden bahsetmek, aynı zamanda Rasulullah’ın bizim uygulamamıza, itaat etmemize, yolundan yürümemize ve hedef olarak belirlememize hükmettiği şeylerden bahsetmektir.

Rehber Edinmek ve Uymak İçin Rasulullah (s.a.v.)’in Hayatını Öğrenmek Farz-ı Ayndır:

Az önce de söylemiştim: Kuran’ı Kerim’de var olan her emri uygulamak gerekir. Marifet kardeşlerim, dinin sadece beş tane ibadetten oluşmadığını, ayrıntılı bir yol olduğunu anlamanızdır. Ki bu din eşlerin yatak odasından başlayıp uluslar arası ilişkilere kadar etkilidir. O, birebir uymamız, gösterdiği yolda yürümemiz gereken kişidir, O Allah’ın Resulüdür. Öyleyse Rasulullah (s.a.v.)’e uymak, O’nun yolundan yürümek, kavlî (sözlü) sünnetlerini uygulamak ve fiili hayatı paylaşmak için bu derslere çok ihtiyacımız vardır.

Değerli kardeşlerim, hepinizin bildiği gibi İslam’da farz-ı ayn ve farz-ı kifaye diye adlandırılan kavramlar vardır. Yani Siyer ve Şemail İlminde derinleşmek, bu bilgileri elde etmek için eski kaynaklara müracaat etmek ve tüm rivayetleri okumak, farz-ı kifayedir. Bunları ümmetin bir kısmının yapması ile, diğer kısmından farziyet düşer. Fakat zikredilen bu kısa anekdottaki durum farz-ı aydır. Zira kadın “Mübarek olsun ey Ebu Saib, Allah sana ikramda bulundu” dediğinde Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştu:

(( وَمَا يُدْرِيكِ أَنَّ اللَّهَ قَدْ أَكْرَمَهُ... وَاللَّهِ إِنِّي لَأَرْجُو لَهُ الْخَيْرَ وَاللَّهِ مَا أَدْرِي وَأَنَا رَسُولُ اللَّهِ مَا يُفْعَلُ بِي ))

[ رواه البخاري عن ابن شهاب]

“Allah Teâlâ’nın ona ikram ettiğini nereden biliyorsun?.. Vallahi onun için hayır ümit ediyorum. Ancak ben Allah Teâlâ’nın Peygamberi olduğum hâlde, başıma ne geleceğini bilmem.”

(Buhari İbn Şihab’tan nakletmiştir)

Bu hepimizin (ondan bir şeyler) alması gereken bir kıssadır. Yani demeliyim ki: “Vallahi O’nun salih bir kul olduğunu zannediyorum ama kimseyi Allah’a karşı tezkiye etmem.” Size zayıf bir kul gibi, bir insan hakkında hatta onun akıbeti hakkında hüküm vermek yakışmaz. Bu kibirdir, Allah’a karşı yemin (hüküm vermektir) etmektir. Rasulullah (s.a.v.) bunu yasaklamıştır.

Öyleyse rehber edinmek ve uymak için Rasulullah (s.a.v.)’in hayatını bilmek farz-ı ayndır. Yine Sünnet-i Nebi’yi, emirlerine uymak için bilmek farz-ı ayndır. Ama bunlarda derinleşmek, ayrıntılı bilgiye sahip olmak, bu alana kendini adamak, eserler yazmak, rivayetleri araştırmak, bu rivayetleri takip etmek, kaynaklarını tetkik etmek, bunların hepsi farz-ı kifayedir. Siyer Âlimleri gibi ümmetin bir kısmı bunları gerçekleştirdiğinde, diğerlerinden mükellefiyet düşer.

Müslümanın Günlük Yaşantısı Allah’ın Gösterdiği Yola Uygun Olmadığı Sürece, Siyer’in Meyvelerini Toplayamayacağız:

Kardeşlerim, Ayeti ikinci kez zikredelim:

﴾ وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ ﴿

[ سورة الأنفال الآية: 33]

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi.”

(Enfal Suresi: 33)

Yani bizler Peygamberimizin yoluna uyduğumuzda, Allah’ın azabından korunuruz, refah içinde, güvende, güçlü ve zengin oluruz. İslam âleminin başına gelen her şeyi zayıflık ve parçalanmışlık ile açıklayabiliriz. Çünkü Peygamber Efendimizin yolu, onların hayatında yoktur. İslamî yapı ayaktadır. Camiler, namazlar, vaazlar, okunan Kuran’lar, öğrenilen sünnetler vardır. Ama Müslümanın günlük yaşantısı Allah’ın gösterdiği yola uygun olmadığı sürece, Siyer’in meyvelerini toplayamayacağız. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ وَاعْلَمُوا أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللَّهِ ﴿

[ سورة الحجرات الآية: 7]

“Bilin ki, aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır.”

(Hucurat Suresi: 7)

Tehlikeli bir şey vardır; Uzak ülkelere gidersiniz. Orada denizin dalgasına, aya, güneşe, taşa, ateşe, söylememin uygun olmadığı şeylere taparlar. Japonya’da putlara tapmaktadırlar. Vallahi Allah Azze ve Celle bizi bu risalet ile üstün kılmıştır. Öyleyse:

﴾ وَاعْلَمُوا أَنَّ فِيكُمْ رَسُولَ اللَّهِ ﴿

[ سورة الحجرات الآية: 7]

“Bilin ki, aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır.”

(Hucurat Suresi: 7)

Peygamberimizin Hayatındaki Her Kelime İnsan İçin Bir Yoldur:

Dikkat çeken bir şey var ki, Allah Teala Rasulullah (s.a.v.)’i mükemmel bir suret ve sirette yaratmıştır.

﴾ وَإِنَّكَ لَعَلى خُلُقٍ عَظِيمٍ ﴿

[ سورة القلم الآية: 4]

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.”

(Kalem Suresi: 4)

O’nu yumuşak huyluluğunda, merhametinde, dürüstlüğünde, güvenilirliğinde, başkalarına karşı sevgisinde taklit et. Temennim, bu derste bu konunun Allah’ın izniyle gayet açık bir şekilde anlaşılmasıdır. Rasulullah (s.a.v.), Hz. Hatice ile evlendiğinde Hz. Hatice kendisinden on beş yaş büyüktü. Rasulullah (s.a.v.) yirmi beş yaşındayken, Hz. Hatice kırk yaşındaydı. Bu derste öğrendik ki, saliha bir kadına hiçbir şey denk olamaz. Rasulullah (s.a.v.) Hz. Hatice’yi çok seviyordu. Mekke-i Mükerreme’yi fethettiğinde, ashab Rasulullah (s.a.v)’i evlerinde konaklaması için davet etmişti. Ama Rasulullah (s.a.v) şöyle demişti: “Hayır, bana Hz. Hatice’nin evinin yanında bir çadır kurun” Bunun üzerine zafer sancağını Hz. Hatice’nin kabrinin önüne dikmişlerdi. Çünkü herkes bu saliha kadının kabirde olduğu halde, bu zafere ortak olduğunu bilmeliydi.

Eşin ve çocuklarının gözünde değerin nedir? Eşin seni çok zor durumdayken kendine eş olarak kabul etti. Sen geçim sıkıntısındayken seninle evlenmeyi kabul etti. Bu durumda onun faziletini, üstünlüğünü zikretmek gerekmez mi? Bu bir derstir. İnanın kardeşlerim, Rasulullah (s.a.v.)’in hayatındaki her kelime bizim için bir yoldur.

Başka bir şey de, umarım şu konu zihninizde gayet açıktır: Diğerleri Peygamber Efendimizi dâhi, büyük bir sosyal reformcu veya benzersiz bir komutan olarak nitelerler. Bunların hiçbiri kabul edilemez. Rasulullah (s.a.v.) peygamberdir. Peygamberlik sıfatı ondan asla alınamaz. O, nebilerin ve Resullerin efendisidir. Ona dâhi, sosyal reformist veya benzersiz bir şahsiyet demeyin. Bunlar Peygamberimizi yüceltmez, O’nu ancak Allah katında peygamber oluşu, kendisine peygamberlik verilmiş olan Rasul oluşu yüceltir.

Rasulullah (s.a.v.)’i Tanımak Dinin, O’nu Öğretmek de Allah’a Davetin Bir Parçasıdır:

Diğer bir şey, Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

﴾ أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ ﴿

[ سورة المؤمنون الآية: 69]

“Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar mı?”

Allah Celle Celaluhu adeta Peygamberimizi tanımaya davet ediyor. Rasulullah’ı tanımak dinin, O’nu öğretmek de Allah’a davetin bir parçasıdır. Kesinlikle bilin ki, bu, yüce peygamberi tanımaya yönelik çabanızın bir parçasıdır:

(( سَلُوا الله لي الوسيلةَ، فإنها منزلة في الجنة لا تنبغي إلا لعبد من عباد الله وأرجو أن أكونَ أنا ))

[أخرجه الترمذي عن أبي هريرة ]

“Daha sonra benim için Allah’tan “Vesile”yi isteyin. Vesîle, cennette Allah’ın kullarından bir tek kişiye nasip olacak bir makamdır. O kulun ben olacağımı umuyorum.”

(Tirmizi Ebu Hureyre’den nakletmiştir)

Bu, insanlığın içerisinde Peygamber Efendimizin yerleştiği yegâne makamdır.  "Ey şu eksiksiz davetin ve kılınacak namazın rabbi Allahım! Hz. Muhammed (s.a.v.)’e vesîleyi ve fazileti ver. Onu, kendisine vaat ettiğin makâm-ı mahmûda ulaştır.” İşte makam-ı mahmud insanoğlundan birine verilecek olan makamdır. O kişi de Rasulullah (s.a.v.)’dir. Bu yüzden Allah Teâlâ buyuruyor ki:

﴾ أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا رَسُولَهُمْ ﴿

[ سورة المؤمنون الآية: 69]

“Ya da onlar henüz kendi peygamberlerini tanımadılar mı?”

Burada Rasulullah’ı tanımaya bir davet vardır:

﴾ قُلْ إِنَّمَا أَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍ أَنْ تَقُومُوا لِلَّهِ مَثْنَى وَفُرَادَى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ ﴿

[ سورة سبأ الآية: 46 ]

“(Ey Muhammed!) De ki: “Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed’de cinnetten eser yoktur.”

(Sebe Suresi: 46)

Rasulullah (s.a.v.)’in Davranışlarının, Şemailinin, Sözlerinin Ve Fiillerinin Öğrenimi Dinin Bir Parçasıdır. Çünkü O, Rol Modeldir:

Öyleyse Rasulullah (s.a.v.)’in tavırlarını, şemailini, sözlerini, fiillerini ve yüceliğini öğrenmek, dinin bir parçasıdır. Çünkü O, rol modeldir.

Bu sebeple bir insanda somutlaşmamış olan mükemmellik ve ahlakın bir değeri yoktur. Yani bu dinin yüceliği, Allah’ın istediği mükemmelliği, Rasulullah (s.a.v.)’de görmenizdir. Siyer, delili olan bir hakikattir, bir insanda mükemmelliğin somutlaşmasıdır, Siyer, insanın yürüyen Kuran olmasıdır. Şöyle bir söz vardır: “Kâinat, sessiz Kuran’dır, Kuran, konuşan kâinattır ve peygamberimiz yürüyen Kuran’dır. Ne harika bir söz!” Yine Hz. Aişe (r.a.) şöyle buyurmuştur:

(( كان خلقه القرآن ))

[ مسلم عن عائشة ]

“O’nun ahlakı Kuran’dı”

(Müslim Hz. Aişe’den nakletmiştir)

Değerli kardeşlerim, bu yüce peygamberi tanımak, her Mümin için büyük bir başarıdır. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾ وَكُـلاًّ نَّقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنبَاء الرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِ فُؤَادَكَ ﴿

[ سورة هود الآية: 120 ]

“(Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz.”

(Hud Suresi: 120)

Eğer yaratılan varlıkların Efendisi, Allah’ın sevgilisi olan peygamberin, kendisi dışındaki diğer peygamberlerin kıssalarını duyduğunda imanı artıyorsa, bizim, Rasulullah (s.a.v.)’in hayatını öğrendiğimizde daha da fazla kalbimiz iman ve nur ile dolar.

﴾ قُلْ إِنَّمَا أَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍ أَنْ تَقُومُوا لِلَّهِ مَثْنَى وَفُرَادَى ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ ﴿

[ سورة سبأ الآية: 46 ]

“(Ey Muhammed!) De ki: “Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed’de cinnetten eser yoktur.”

(Sebe Suresi: 46)

Bunların hepsi Rasulullah (s.a.v.)’i tanımanın dinin bir parçası olduğunu desteklemektedir. Zira Allah Teâlâ da şöyle buyurmaktadır:

﴾ فَآَمِنُوا بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ وَالنُّورِ الَّذِي أَنْزَلْنَا ﴿

[ سورة التغابن الآية: 8]

“Artık siz Allah’a, peygamberine ve indirdiğimiz nura (Kuran’a) iman edin.”

(Tegabun Suresi: 8)

Rasulullah (s.a.v.)’in Ümmî Olması O’nun İçin Bir Şereftir, Bizim Ümmiliğimiz İse Bir Kusur Ve Utançtır:

Başka bir şeye değinelim; Büyük bir hocanız ile, büyük bir âlim ile övünürsünüz. Çünkü İlim öğrenmek büyük âlimler vasıtasıyla olur. Peki, Rasulullah (s.a.v.)’in ilmini Allah Teâlâ nasıl üstlenmiştir:

﴾ عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى *ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى ﴿

[ سورة النجم الآية: 5-6]

“Çünkü onu güçlü kuvvetli biri (Cebrail) öğretti. Ve üstün yaratılışlı (melek), doğruldu.”

(Necm Suresi: 5-6)

Rasulullah (s.a.v.) ümmi idi. Ümminin manası önemlidir. Bize dünyaca ünlü cerrah doktor gelse, bu doktorun birçok sertifikası, cerrahî operasyonlarda mükemmel deneyimleri olsa, ama Şam hava alanına geldiğinde, Arapça bilmiyor olsa, deriz ki: “Bu meşhur, büyük, bilim adamı olan Doktor, Arap dili konusunda ümmîdir.” Bu sözümüz doğrudur. Yani ümmî demek cahil demek midir? En bilgili ilim adamı dili iyi bilmiyor olabilir. Rasulullah (s.a.v.)’in okuma yazması yoktu. Fakat O’nun öğretimini Allah Teâlâ üstlenmişti. Çünkü Rasulullah (s.a.v.)’in, Allah Teâlâ’nın dünyadaki kültürler ile dolmasını istediği kültürel bir yönü vardı. O, Ashabı ile konuşur, Ashabı O’na her sözünde “Bu senin sözün mü yoksa vahiy midir? diye sorarlardı. Allah Teâlâ, bir hikmet sebebi ile Rasulullah (s.a.v.)’in kültürel yönünün diğer tüm kültürlerden arınmış olmasını istemiş, bu yönünü vahiy ile doldurmuştu. Bu yüzden de şöyle buyurmuştur:

﴾ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى * إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى ﴿

[ سورة النجم الآية: 3-4 ]

“O, nefis arzusu ile konuşmaz. (Size okuduğu) Kur'an ancak kendisine bildirilen bir vahiydir.”

(Necm Suresi: 3-4)

Öyleyse, Rasulullah (s.a.v.)’in ümmî olması O’nun için bir şereftir, bizim ümmiliğimiz ise bir kusur ve utançtır.

Yüce Peygamberimiz (s.a.v.), İnsana Ait Tüm Özellikleri Taşıyan Bir Beşer Olmasaydı, İnsanlığın Efendisi Olamazdı:

Kardeşlerim, Fakat O, nebilerin ve Resullerin, âdemoğlunun efendisidir. Allah Teâlâ O’nu günahtan korumuş, ona vahyetmiştir. Ama O, bir beşerdir, insandır. Eğer insana ait tüm nitelikleri taşıyan bir beşer olmasaydı, insanların efendisi de olamazdı:

﴾ قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ ﴿

[ سورة الكهف الآية: 110 ]

“De ki: “Ben de ancak sizin gibi bir insanım. (Ne var ki) bana, ‘Sizin ilâh’ınız ancak bir tek ilâhtır” diye vahyolunuyor.”

(Kehf Suresi: 110)

Bu söz gelecek dersin konusunu içermektedir. Gelecek dersimizde inşallah Rasulullah (s.a.v.)’in Şemaili hakkında, tam olarak, ayrıntılı bir şekilde konuşacağız. Umarım Allah Teâlâ, Rasulullah (s.a.v.)’in Şemaili ile ilgili olan bu ders silsilesinden faydalanmamızı nasip eder. Tek dileğim, bu derslerin günlük uygulamalara sirayet etmesidir. Ancak o zaman faydalanabilir, Allah Azze ve Celle’nin bahsettiği yardımını, zaferini hak edebiliriz.

﴾ (وَمَا كَانَ اللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمْ وَأَنْتَ فِيهِمْ وَمَا كَانَ اللَّهُ مُعَذِّبَهُمْ وَهُمْ يَسْتَغْفِرُونَ (33 ﴿

[ سورة الأنفال ]

“Oysa sen onların içinde iken, Allah onlara azap edecek değildi. Bağışlanma dilerlerken de Allah onlara azap edecek değildir.”

(Enfal Suresi: 33)

Bilimsel Mucizeler:

Çağımızda Bilimsel Mucizelerin Önemi:

Kardeşlerim, âdetimiz olduğu üzere, dersimizin bir kısmını bilimsel mucizelere ayırıyoruz. Şu dakikalarda belirli bir konudan bahsetmeyeceğiz. Fakat günümüzde bilimsel mucizelerin önemine değineceğiz. İnanın abartmıyorum, bu bölüm yani bilimsel mucizeler konusu, Allah’a davetteki en önemli kısımdır. Çünkü bu bölüm, âlemlerin yaratıcısının, aynı zamanda Kuran’ı da indiren Allah Teâlâ olduğunu onaylamaktadır. Size bazı örnekler sunalım.

Astronotlar uzay araçlarıyla uzay boşluğuna çıktıklarında, insanın yapabildiği en yüksek hıza ulaştılar. Peki, kardeşlerim orada ne oldu? Astronotlar hava tabakasını aştıkları zaman, ki hava tabakasında ışığın yayılması denen fizikî bir olay gerçekleşir, güneş ışınları hava parçacıklarını etkisi altına aldı. Bu parçacıklar diğer parçaları ters yüz ediyordu. Dünyada ışık vardı. Ama astronotlar bu tabakayı aştıkları zaman ışığın yayılması hadisesi sona erdi ve zifiri karanlıkta kaldılar. Bir astronot “Kör olduk, hiç bir şey görmüyoruz.” diye bağırdı. Faruk el-Baz isminde Mısırlı büyük bir atom bilimci, bu uzay aracının hareket ettiği üsteydi. Astronotun “kör olduk” diye bağırdığını kulaklarıyla bizzat duymuştu. Kuran’ı açıp şu ayete bir bakalım:

﴾ وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ بَابًا مِنْ السَّمَاءِ فَظَلُّوا فِيهِ يَعْرُجُونَ، لَقَالُوا إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَسْحُورُونَ ﴿

[ سورة الحجر الآيات:14-15 ]

“Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz” derlerdi.”

(Hicr Suresi: 14-15)

Bu ayet bin dört yüz sene önce inmişti ve bu astronotun söylediği söz ile birebir uyumluydu. Bu astronot, 100 000 km, uzaya doğru yol kat etmiştir. Dünyanın aya uzaklığı 360 000 kilometredir. Bu ne demektir? Bu, Kuran’ın Allah kelamı olduğunun, O’nun tüm evreni yarattığı gibi Kuran’ı da indirdiğinin bir delilidir.

Değerli kardeşlerim, dünyanın en büyük uzay üssü olan “Nasa” öyle bir resim yayınladı ki, iyi incelediğinizde bu resimdekinin kırmızı bir gül olduğundan bir saniye bile şüphe etmezsiniz. Resimdeki gülün koyu kırmızı renk yaprakları, parlak mavi yaprakçıkları, ortasında mavi bir kesesi vardır. İyice baktığınızda o, kırmızı bir güldür. Resmin altındaki yorumda bunun, dünyaya uzaklığı 3000 ışık yılı olan Kükürt isimli yıldızın patladığı anın resmi olduğu yazmaktadır. Işık hızı ise saniyede 300 000 kilometredir. Kuran’ı açın ve şu ayete bakın:

﴾ فَإِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ * فَبِأَيِّ آَلَاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ ﴿

[ سورة الرحمن الآيات: 37-38 ]

“Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül hâline geldiği zaman (hâliniz ne olur?) O hâlde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”

(Rahman Suresi: 37-38)

Bu Kuran’ı Kerim’dir. En lüks “777” Uçağına binersiniz. O, en üst seviyededir, koltuklar konforlu ve klimalıdır, önünde gazete ve dergiler durur, yemek çeşitleri boldur, uydu kanalları, programları vardır. Bu uçağa bindiğinizde 40 000 fit yükselirsiniz. Bu uçak içerisinde, yemek yiyen, bir şeyler içen, uyuyan, uyanan 400 kişi taşır. Onlarla birlikte uzay boşluğunda gezinir. Kuran’ı Kerim’i açıp şu ayeti okuyun:

﴾ وَالْخَيْلَ وَالْبِغَالَ وَالْحَمِيرَ لِتَرْكَبُوهَا ﴿

[ سورة النحل الآية: 8 ]

“Hem binesiniz diye, hem de süs olarak atları, katırları ve merkepleri de yarattı.”

(Nahl Suresi: 8)

Siz uçağa binersiniz, eşek bu uçağın neresindedir? Fakat ayete devam ettiğinizde şunu görürsünüz:

﴾ وَيَخْلُقُ مَا لَا تَعْلَمُونَ ﴿

[ سورة النحل الآية: 8 ]

“Bilemeyeceğiniz daha nice şeyleri de yaratır.”

(Nahl Suresi: 8)

Uçak, otomobil, helikopter, vapur, gemi, tüm ulaşım araçları, hızlı tren ve hızı 350 kilometreyi geçen herhangi bir araç, bu ayetin içeriğine dâhil olur. Öyleyse O, Allah kelamıdır.

Ayetler, Göklerin Yaratılışı Hakkında Düşünmemizi Sağlayan Bir Vasıtadır:

Kuran’ı Kerim’de kâinattan bahseden yaklaşık 1300 ayet vardır. Bana göre kardeşlerim, bu ayetler göklerin yaratılışı hakkında düşünmemiz için bir vesiledir. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

 إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآَيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ * الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَاماً وَقُعُوداً ﴿
﴾ وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلاً سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ 

[ سورة آل عمران الآيات: 190-191 ]

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. “Rabbimiz! Bunu boş yere yaratmadın, seni eksikliklerden uzak tutarız. Bizi ateş azabından koru” derler.”

(Al-i İmran Suresi: 190-191)

Öyleyse Göklerin ve yeryüzünün yaratılışı hakkında düşünmek, Rasulullah (s.a.v.)’in şu hadisiyle de, her Müslüman’a farzdır: “Bu ayet hakkında düşünmeyen kişiye yazıklar olsun.”

Bu şekilde inşallah Rasulullah (s.a.v.)’in Şemaili derslerimize devam edeceğiz. Her dersimizin on dakikası bilimsel mucizeler ile alakalı olacak. Çünkü bilimsel mucizeler kâinatı ve insanı yaratan varlığın, Kuran’ı da indiren yaratıcı olduğunu onaylamaktadır. Bu konu Allah’a davet hususunda önemlidir. Çünkü bu çağ, bilime güvenir. Ama beklenmedik bir şekilde bazı modern ve önemli icatların aslı Kuran’ı Kerim’de bulunur. Dünyadaki bilim adamlarının büyük bir kısmı, önemli ve onun sayesinde ünlü olacakları bir şey keşfettikleri zaman, beklemedikleri bir şey oluyor ve bu önemli icat 1400 yıl önce nazil olan Kuran’ı Kerim’de bulunuyor. Allah’a iman etmekten başka bir çareleri kalmıyor. İnşallah bir sonraki derste devam edeceğiz.

Alemlerin Rabbi Olan Allah’a Hamdolsun