Karanlık Mod
29-02-2024
Logo
Akaid ve Kuran’ın İcazı – Kulluk Görevinin Unsurları – Ders: 18 – Şehvet – 4 – Musibetlerin Açıklaması – İnek Sessiz ve Mükemmel Bir Fabrikadır
   
 
 
Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla  
 
Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Emin ve sözünün eri olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e salat ve selam olsun. Allahım bizi cehaletin ve şüphelerin karanlıklarından, marifet ve ilim nuruna çıkart, arzularımızın hizmetinden al ve bizi cennetine ulaştır.

Şehvet Konusuna Giriş:

Değerli kardeşlerim, Akaid ve Kuran’ın İcazı derslerimizin on sekizincisini yapmaktayız. Geçen dersimizde şehvet konusuna gelmiş, şehvetin alt konuları olan adalet ve zapt kavramlarından bahsetmiştik. Bugün de inşallah şehvet ile alakalı başka bir konuya değineceğiz. 

1. Allah Alemlerin Rabbidir.

İnsan hayatta Allah’ın dinine aykırı şekilde kendi arzularına göre hareket ederse ne olur? İlk gerçek şu ki, Allah Azze ve Celle alemlerin Rabbidir. Yani bizi terbiye eden, bedenimizi ve ruhumuzu besleyen, eğiten ve şekillendirendir.
Bu gerçeğin açıklanması adına şöyle bir örnek verelim: Bir kurumun müdürü altı aylığına bir memuru deneme amaçlı görevlendirir. Burada müdürün görevi seçtiği memurun hatalarını saymaktır. Eğer hataları kabul edilmez bir seviyeye ulaşırsa bu memuru değiştirir. Çünkü müdürün görevi budur. Eğer bu memur kurumun sahibinin oğlu olsaydı, o zaman konu hataları saymak mı olurdu? O zaman bu bir eğitim olurdu. Her hatada onu uyarır, açıklar, öğüt verir, doğruyu gösterir, yönlendirirdi. Baba merhameti ile davranır, oğlunu bu görevde başarılı olmaya teşvik ederdi,  hareketlerini takip ederdi, hatalarını incelerdi, yönlendirir ve nasihat ederdi, yol gösterirdi, bazen de cezalandırırdı. Bazen cezası daha şiddetli olurdu. Çünkü bunların hepsi bir takip sürecidir. Bu ağır eğitim, bu görevlinin işinde başarılı olması için aslında bir rahmettir.

2. Şehvet İki Taraflıdır:

Alemlerin rabbi olan Allah Azze ve Celle bize rahmet etmek için yaratmıştır. Öyleyse geçen derste de söylediğimiz gibi şehvet ve arzular iki taraflıdır. Onlar bizi en üst mertebeye çıkaran merdivenler de olabilirler ya da aşağıların en aşağısına düşüren basamaklar da olabilirler. Çünkü onlar iki taraflıdır. İnsan tüm arzularında, payına düşenlerde, özelliklerinde muhayyerdir, seçme hakkına sahiptir.  İsterse onları yükseleceği bir merdiven olarak kullanır, isterse de aşağılara indiren bir basamağa çevirir. 
Şimdi bir durumla karşı karşıyayız. İnsan Allah’ın dinine aykırı bir şekilde arzularına göre hareket ediyor diyelim, bunu ister mal elde etmede, isterse kadınlarla olan ilişkilerinde yapsın, ne elde eder? Allah Azze ve Celle alemlerin Rabbidir. Dikkat çekilmesi gereken çok önemli bir nokta vardır; Kişinin dikkatini arkadaşından işittiği veya hocasından duyduğu bir söz de çekebilir. Bu dikkat çekme başına gelen bir musibet ile de olabilir. Ya da hatasının türü ile ilgili de olabilir. Musibet ve hata arasındaki ilişki Allah Azze ve Celle’nin bir öğretisidir: “Ey kulum, bu sıkıntı filanca şey içindir” yani bu konuda Allah Azze ve Celle’ye itaat etmelidir.

3. Rabbani Denetim ve Gözetim Kullara bir Rahmettir:

Allah’ın seni gözetlediğini, takip ettiğini hissediyorsan bu Allah’ın büyük bir lütfudur. Allah’ın seni hesaba çekmesi, seni nasihatle, şiddetle, musibetlerle, fakirlikle, darlıkla, zor durumda kalmalarla hep gözetlemesi, onun daima senin yar ve yardımcın olması demektir. Yani bu demek oluyor ki sen bu hatadan dönebilirsin, sana verilen bu hastalık şifanın bir habercisi, eskisi gibi tamamen sağlıklı haline geri dönebilirsin.
Öyleyse Allah’ın seni hep takip ettiğini, gözetlediğini, hesaba çektiğini, hep izlediğini, seni uyarıp cezalandırdığını, seni sıkıntıya soktuğunu, şu şu sebeple kalbine bir dehşet verdiğini hissettiğinde, bunu anladığında, bu ister korku salmak ile olsun, ister soru sorduğun bir insanın açıklaması ile olsun, ister bir musibet ile insanın işlediği günah arasındaki güçlü bağlantı sebebiyle olsun o zaman işte sen amellerine dikkat edersin. 
Bir adama malının zekatı düşer, zekat vermesi gerekir. Ama eşi ona baskı yapar ve bu parayla mobilyaları yenilemek ister. Adam da karısına uyar ve zekat olarak vermesi gereken bu para ile eşyalarını yeniler. Zekat kaçınılmaz bir farz ibadettir. Bu kişi diyor ki: Arabam ile kaza yaptım, bu kaza sebebiyle arabamın tamiri için ödediğim miktar yaklaşık zekat olarak vermem gereken ama vermediğim meblağ kadardı. Burada Cenab-ı Hak bir mesaj veriyor: Ey kulum sen hata ettin, ben de bu kaza ile seni gözettim.
Allah Teala buyuruyor ki:

﴾وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ﴿

[ سورة السجدة ]

﴾Belki dönüş yaparlar diye, onlara o büyük azaptan önce daha yakın azaptan muhakkak tattıracağız.﴿

[ Secde suresi: 21 ]

Allah Teala buyuruyor ki:

  وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِّنَ الْخَوفْ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِّنَ الأَمَوَالِ وَالأنفُسِ وَالثَّمَرَاتِ وَبَشِّرِ الصَّابِرِينَ *الَّذِينَ إِذَا أَصَابَتْهُم مُّصِيبَةٌ قَالُواْ إِنَّا لِلّهِ وَإِنَّا إِلَيْهِ رَاجِعون *أُولَئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ  

[ سورة البقرة ]

﴾ Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele! Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, “Doğrusu biz Allah’a aidiz ve kuşkusuz O’na döneceğiz” derler. İşte rablerinin lütufları ve rahmeti bunlar içindir ﴿

[ Bakara Suresi ]

Kardeşlerim;

  ظَهَرَ الْفَسَادُ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ بِمَا كَسَبَتْ أَيْدِي النَّاسِ لِيُذِيقَهُم بَعْضَ الَّذِي عَمِلُوا لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ   

[  سورة الروم  ]

﴾ İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara ­tattırıyor. ﴿

[  Rum Suresi ]

Şöyle bir soru soruluyor: İslam’da musibetlerin felsefesi nedir?

4. Musibet Müminin Selametinin Bir Garantisidir:

Açık ve net bir şekilde;  Araba niçin üretilmiştir? Cevap; gitmesi, hareket etmesi için. Mantıklı bir tabirle üretilme amacı seyir ve harekettir. Araba seyir ve hareket etmek için üretilmiştir. Yani üretilme illeti seyir ve harekettir. Peki, fren neden araca konulmuştur? Mantıkla bakıldığında fren, arabanın üretilme amacına aykırıdır. Araba hareket etmesi için yapılmıştır ama fren onu durdurur. Dolayısıyla arabanın üretilme amacı ile fren arasında bir çelişki vardır. Çünkü fren onu durdurur. Çünkü hareket için üretilen bir araçtır. Ama arabadaki en önemli cihazın fren olduğunu görmüyor musun? Çünkü fren güvenliğin garantisidir. 
Kesinlikle abartmıyorum, dünyada da yaşanan tüm musibetler müminin selametinin, güvenliğinin garantisidir. 
Başka bir derste musibetin manasını anlatmamız gerekir. Sapkınların, yoldan çıkmışların, zalim ve günahkarların başına gelen musibetler helak ve caydırıcılık amaçlı musibetlerdir. Ama müminlerin başına gelenler ise daha kötüsünü defetme veya derecesini yükseltmek amaçlıdır. Peygamberlerin başına gelenler ise oların gizi kalan mükemmelliklerini ortaya çıkarmak içindir. 
Öyleyse, araçtaki en önemli alet olan fren güvenliğinin garantisidir. Aynı şekilde musibetler acı verici, rahatsız edici olmasına rağmen öyledirler. Allah Teala yüce kitabında musibetleri gizli nimetler olarak övmektedir.

﴾  وَأَسْبَغ عَلَيْكُمْ نِعَمَهُ ظَاهِرَةً وَبَاطِنَةً  ﴿

[  سورة لقمان الآية: 20  ]

﴾ nimetlerini gizli ve açık olarak önünüze bolca serdiğini görmez misiniz? ﴿

[ Lokman Suresi: 20 ]

Bir mescide girdiğinizde binlerce kişi görürsünüz, onların çoğunu Allah Teâlâ hikmetli bir muameleden sonra kapısına yöneltmiştir. Kıyamet gününde Allah size bu musibetlerin sırrını açıkladığında, Allah’ın sevgisinin bunların hepsinin üzerinde olduğu ortaya çıkacaktır.
Sorumlu olduğun şeylerde muhayyersin yani tercih şansın var. Fakat erkek ya da kadın olman, annen ve baban, doğum yerin, doğum zamanın, boyun, görüntün, yeteneklerin seçme şansın olmayan şeylerdir. Ama bunlar senin iyiliğin, menfaatin içindir. Kıyamet gününde kaza ve kaderin sırrı ortaya çıkacaktır. Sana verilenlerden daha iyisini yapma imkanın yoktur, Çünkü bu zaten sizin için en mükemmel noktadır. Öyleyse, zorluklar, sıkıntılar, darlıklar, bunların hepsi müminler için Allah Azze ve Celle tarafından verilen hikmetli bir eğitimdir. Kalem suresindeki şu kıssayı okursun:

﴾  أَصْحَابَ الْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ * وَلَا يَسْتَثْنُونَ  ﴿

[  سورة القلم  ]

﴾ Hani bahçe sahipleri, (“Allah izin verirse” gibi) bir kayıt koymaksızın sabah erkenden bahçenin mahsulünü kesinlikle devşireceklerine yemin etmişlerdi. ﴿

[ Kalem Suresi ]

Fakirlere bahçelerinin mahsullerinden yedirmezlerdi. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ فَطَافَ عَلَيْهَا طَائِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَائِمُونَ  ﴿

[ سورة القلم  ]

﴾ Fakat onlar uykudayken rabbin tarafından gelen kuşatıcı bir âfet bahçeyi sarıverdi ﴿

[ Kalem Suresi ]

Modern tabirle bahçelerini bir don dalgası vurdu.

﴾ فَأَصْبَحَتْ كَالصَّرِيمِ ﴿

[  سورة القلم  ]

﴾ bahçe kesilip kurumuş gibi oldu. ﴿

[ Kalem Suresi ]

Bahçe meyveleri koparılmış bir hale döndü.

﴾  فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوا إِنَّا لَضَالُّونَ  ﴿

[ سورة القلم  ]

﴾  Bahçeyi gördüklerinde ise, “Herhalde yanlış yere gelmişiz” dediler. ﴿

[ Kalem Suresi ]

Bu bizim bahçemiz olamaz dediler, sonra onların olduğunu anladılar ve dediler ki:

 بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ * قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ * قَالُوا سُبْحَانَ رَبِّنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ  

﴾ “Yok yok, ürünü kaybetmişiz” dediler. İçlerinden aklı başında olan biri şöyle dedi: “Ben size, ‘Allah’ın yüceliğini dile getirmelisiniz’ dememiş miydim?” Şöyle cevap verdiler: “Rabbimizin şanı yücedir; doğrusu biz haksızlık etmişiz.” ﴿ 

Şimdi ibret ve şahit:

﴾  كَذَلِكَ الْعَذَابُ  ﴿

﴾ İşte ceza budur. ﴿

[ Kalem Suresi ]

Ey kullarım, dünyada size bu türden verdiğim her türlü musibet bu şekilde bir ihtardır, dikkat edin.
Öyleyse, insan Allah’ın yolundan ayrılır veya Allah’ın dinine uygun olmayacak şekilde arzuları yönünde hareket eder. İşte Allah Teala onu terbiye etmeli, gerekirse cezalandırmalı, dikkatini çekmelidir. Müminin marifeti, Allah’ın fiillerindeki sırrı anlamaktır. Cenab-ı Hak buyuruyor ki:

﴾ مَّا يَفْعَلُ اللّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَآمَنتُمْ وَكَانَ اللّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا  ﴿

[ سورة النساء  ]

﴾ Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size niçin azap etsin? Allah şükre karşılık veren ve her şeyi bilendir. ﴿

[ Nisa Suresi ]

Sahih bir kutsi hadiste şöyle buyruluyor:

 يا عِبادِي ! لَوْ أنَّ أوَّلَكُمْ وآخِرَكُمْ، وَإنْسَكُمْ وَجِنَّكُمْ كانُوا في صَعيدٍ وَاحدٍ، فَسألُونِي، فأعْطَيْتُ كُلَّ إنْسانٍ مِنْهُمْ ما سألَ لَمْ يَنْقُصْ ذلكَ مِنْ مُلْكِي شَيْئاً إِلاَّ كما يَنْقُصُ البَحْرُ أنْ يُغْمَسَ المِخْيَطُ فِيه غَمْسةً وَاحدَةً، فَمَنْ وَجَدَ خَيْراً فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ، وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلا يَلُومَنَّ إِلاَّ نَفْسَهُ 

[ رواه مسلم عن أبي ذر رضي الله عنه  ]

(( Ey kullarım! Sizin evveliniz ahiriniz ve insanınız cininiz bir toprağın üzerinde ayağa kalkarak benden isteseler, ben de her İnsana dilediğini versem; bu bende olandan ancak iğnenin denize batırıldığı vakit azalttığı kadar azaltır. ))

Ey kullarım! Bunlar ancak sizin amellerinizdir. Onları size sayıyorum. Sonra onların karşılığını size tastamam veriyorum. Şimdi (verileni) kim hayır bulursa Allah'a hamd etsin!  Hayırdan başka bulan ancak kendini muaheze etsin!» (Müslim Ebu Zer’den nakletmiştir)
Söz gün gibi ortadadır:

((  فَمَنْ وَجَدَ خَيْراً فَلْيَحْمَدِ اللَّهَ عَزَّ وَجَلَّ، وَمَنْ وَجَدَ غَيْرَ ذَلِكَ فَلا يَلُومَنَّ إِلاَّ نَفْسَهُ  ))

(( Şimdi (verileni) kim hayır bulursa Allah'a hamd etsin!  Hayırdan başka bulan ancak kendini muaheze etsin! ))

[ Müslim Ebu Zer’den nakletmiştir ]

İşte bunlar hakikatlerdir, Kuran ayetleri, sahih hadisler, nebevi yönlendirmelere göre tüm musibetlerin bir hikmeti vardır. Çok derin hikmetler barındırırlar. Musibetler insana hizmet eder, onlar gizli nimetlerdir. Ve onlar müminler içindir.

5. Allah’ın Dinine Uygun Şekilde Arzulara Uymak Caizdir:

Değerli kardeşlerim, İnsan dünyada Rabbinin yolundan uzak bir şekilde yaşadığında ne olmalıdır, fakat şunu da kesin olarak bilmelisiniz ki Allah’ın dinine uygun olarak arzulara uymakta bir sakınca yoktur. Bunun delili de şu ayettir:

﴾  وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِّنَ اللَّهِ  ﴿

[ سورة القصص الآية: 50  ]

﴾ Allah’tan bir yol gösterme olmaksızın, sırf kendi bencil arzularına uyandan daha sapkını kim olabilir! ﴿

[ Kasas Suresi: 50 ]

Bu ayetin mana-i muhalifine yani tam karşılığına baktığımızda şu ortaya çıkar: “Allah’ın yoluna uymak kaydıyla arzularına uymakta bir sakınca yoktur. Bu da şu demektir: İslam’da mahrumiyet yoktur. İslam fıtrat dinidir, İslam gerçekçilik dinidir, İslam insanın ihtiyaç ve değerlerini, bedenini ve ruhunu, dünya ve ahretini gözetir. İslam’da mutlak bir yasaklık, mahrumiyet yoktur. Aksine bir nizam, düzen vardır. Allah’ın insana verdiği şehvet ve arzuların hepsinin helal yoldan elde edilebilecek bir temiz kanalı vardır.

Allah’ın Yolundan Sapmış Bir Kula Nasıl Davranılır? 

Kardeşlerim, yüce ilahımız, rahim olan Rabbimiz, kerim olan Allah’ımız yolundan sapmış olan bir kula nasıl muamele eder?
Gerçek şu ki, kitap ve sünnette bu sapkın kimse hakkında uygulanacak bazı uygulamalar vardır.

1. Açık Davet:

Bu kimseye yapılacak ilk şey açık davettir. Sen sağlıklı bir şekilde evinde, ailenle, çocuklarınla berabersin, sorunsuz bir şekilde işinde gücündesin. Üzerinde bir baskı ve sıkıntı yok. Burada sana nasihat eden bir kimse var, sana açıklayan, anlatan, bu hutbe ile, ders vasıtasıyla, kitapla, kasetle, vaazla, seminerle, bir kulüp vasıtasıyla olabilir. İşte bu açık davettir, açık davet sözle olur ve en büyük ilahi tedavidir, en üst düzeyde ilahi uygulamadır. Bu Allah’ın yolundan sapanlara yapılan bir çağrıdır, Allah’ın sana yaptığı açık davete cevap ve karşılık vermen takınabileceğin en mükemmel tavırdır.

﴾  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ اسْتَجِيبُواْ لِلّهِ وَلِلرَّسُولِ إِذَا دَعَاكُم لِمَا يُحْيِيكُمْ  ﴿

[  24 سورة الأنفال الآية  ]

﴾ Ey iman edenler! Sizi hayat verecek şeylere çağırdıklarında Allah ve resulünün çağrısına uyun ﴿

[ Enfal Suresi: 24 ]

Hidayete bir çağrı, ilahi bir nasihat…

﴾  يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا تُوبُوا إِلَى اللَّهِ تَوْبَةً نَّصُوحًا  ﴿

[ سورة التحريم الآية: 8  ]

﴾ Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin.﴿

[ Tahrim Suresi: 8 ]

﴾  أَلَمْ يَأْنِ لِلَّذِينَ آمَنُوا أَن تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللَّهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ  ﴿

[  سورة الحديد الآية: 16  ]

﴾ İman edenlerin, Allah’ı anmak ve vahyedilen gerçeği düşünmekten dolayı kalplerinin heyecanla ürperme zamanı gelmedi mi? ﴿

[ Hadid Suresi: 16 ]

Ne zamana kadar hazlarınla meşgul olacaksın ki yaptığın her şeyden sorumlusun. Allah yolundan ayrılmış olan kişilerin en mutlusu, kendisine apaçık hidayet, rabbani bir öğüt, Kuran’ı Kerim, ilahi beyan, nebevi hadis, hutbeler, seminerler, dersler, vaazlar, tartışmalar, kurslar sunulduktan sonra “Sana döndüm ya Rabbi” diyen kişidir. Bu en mükemmel şeydir. Sen sağlıklı bir şekilde evindesin, çocukların yanında, eşin yanında, işinde gücündesin, itibarın, sağlığın, her şey yerinde. Kuran’dan, sünnetten veya bir alimden, bir davetçiden, bir kurs ya da bir hutbeden rabbani bir öğüt alıyorsun.
Kişi bu çağrıya icabet etmezse günahları üzerinde sabit kalırsa, arzularının etkisiyle kulaklarını Allah’ın nidalarına tıkarsa, bu çağrıyı dinlemez, ona riayet etmez, cevap vermez ve sonunda şehveti onu yener.

﴾  رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا  ﴿

[  سورة المؤمنين الآية: 106  ]

﴾ Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ﴿

[ Müminun Suresi: 106 ]

Şimdi ne elde etti?
İlk aşama latif, yumuşak, pozitif, apaçık bir davet, nasihattir. Cezalandırmadan önce bu ahlakla ahlaklanmaktır. Şiddete başvurmadan, ilişkiyi kesmeden, öfkeye yenilmeden önce güzel öğüt ver, açıkla ve öğret.

2. Eğitim Amaçlı Disiplin ve Cezalandırma:

Kişi eğer apaçık davete icabet etmezse eğitim amaçlı bir cezalandırma devreye girer. Burada daha zor bir aşamaya geçiyoruz.
Bazen doktor hastaya der ki: “Midende ülser var veya midende akut gastrit var.” Burada hastanın iki yolu vardır: Bunlardan biri hasta çok sıkı bir diyet uygulayacak ve bu şekilde cerrahi bir operasyona ihtiyaç kalmayacak. Bu çok sıkı bir diyet, bir ay sadece süt içecek ve midedeki iltihap geçecek. Ama eğer hasta canının istediği her şeyi yemeyi seçerse cerrahi bir operasyon geçirmesi gerekecek, işte her şey senin elinde…

 لِلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاء وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاء وَاللّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ  

[ سورة البقرة  ]

﴾ Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir. İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker. Sonra dilediğini bağışlar, dilediğine azap eder; Allah her şeye kādirdir. ﴿

[ Bakara Suresi ]

﴾  لِلَّهِ ما فِي السَّمَاواتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ  ﴿

﴾ Göklerde ve yerde ne varsa hepsinin mülkiyeti Allah’a aittir. İçinizdekini açığa vursanız da ﴿

Hastalıklarınızdan,

﴾  أَوْ تُخْفُوهُ  ﴿

﴾ gizleseniz de ﴿

Allah Azze ve Celle çok merhametlidir,

﴾  يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ  ﴿

﴾ Allah sizi ondan hesaba çeker ﴿

Sen söylesen de söylemese de, itiraf etsen de etmesen de, gizlesen de gizlemesen de…

﴾ وَإِن تُبْدُواْ مَا فِي أَنفُسِكُمْ أَوْ تُخْفُوهُ يُحَاسِبْكُم بِهِ اللّهُ  ﴿

﴾ İçinizdekini açığa vursanız da gizleseniz de Allah sizi ondan hesaba çeker. ﴿

Ey mümin sen seç, 

﴾ فَيَغْفِرُ لِمَن يَشَاء  ﴿

﴾ Sonra dilediğini bağışlar ﴿

Tövbe, istikamet ve davete icabet ile…

﴾  وَيُعَذِّبُ مَن يَشَاء  ﴿

﴾ dilediğine azap eder ﴿

Eğitim amaçlı cezalandırma ile…
İlk aşama apaçık hidayet, açık davettir. Eğer kişi buna cevap vermezse daha şiddetli bir çağrıya muhatap olur. Bu da eğitim amaçlı bir cezalandırmadır. Kesin olarak inanmalısın ki Allah seni seviyor. Seni eğitmeden, terbiye etmeden istediğini yapmana izin vermeyecektir. Kesin olarak bilmelisin ki ya ona itaat ederek gideceksin, ya da mecburen…
Bir seferinde bir adam yaptığım tebliğin özü, temeli ve mahiyeti hakkında bir soru sordu, ben de ona şaka ile cevap verdim ve dedim ki: Şu an yaygın olan bir tabirle; Ya koşarak gelirsin, ya da sana koşarak gelir, ya kendi inisiyatifinle itaat ederek, sulh ile, Tevbe ederek, pişmanlıkla gelirsin, veyahut da Allah Azze ve Celle seni zorla da olsa yanına alacaktır.
Biri bana dedi ki: Büyük kazanç sağladığımız büyük bir sezondaydık. Hikaye yetmişlerde geçiyor. Eşim olmadan uzak bir ülkeye gitmek istedim. Orada her türlü lezzet ve şehvetim için afaki miktarda paralar harcayacaktım. Planlarım vardı. Ama oraya ulaştığında sırtında bir ağrı hissediyor, hastaneye gidiyor ve omuriliğinde bir tümör olduğu tespit ediliyor. Yolculuğunu yarıda kesiyor ve Şam’a dönüyor. Cami cami dolaşıyor, doktordan doktora koşuyor ve Allah Azze ve Celle ona şifa veriyor.
Allah Azze ve Celle hikmet sahibidir. Herkesin bir zayıf noktası vardır. İnsan bazen çok zengin olur ama bunun onun gözünde hiçbir değeri yoktur. Fakat onun itibarı çok kıymetlidir. Allah her kulunu, onu kendisine yaklaştıracak bir tedavi ile tedavi eder. Çünkü O (c.c.) bizi seviyor, çünkü o bizi mutlu etmek için yarattı, merhamet etmek için, genişliği yer yüzü ve gökyüzü kadar olan cenneti için yarattı. 
Vallahi kardeşlerim, kıyamet günü tüm hakikatler ortaya çıktığında müminin Allah’ın ona verdiği musibetlerin onun sevgisinden dolayı olduğunu anlaması gerekir. Belki O sana vermiş ve yasaklamıştır, ya da belki yasaklamış ama aslında vermiştir. Yani her şeyin hikmeti açığa çıktığında yasaklanan her şeyin bizzat kula nimet vermek olduğu ortaya çıkacaktır. 
Hep derim ki, elmasın aslı kömürdür. Fakat kömür basınca maruz kalır ve bu ısı ile elmasa dönüşür. İstanbul’da 150 milyon dolar değerinde bir elmas var. Fakat onun büyüklüğünde bir kömür parçası ne kadardır? Beş kuruş… Ama ikisinin arasında fark vardır, kömür bir baskıya uğradığında elmasa dönüşür.
Temiz olmadıkça cennete giremeyeceksin. Dünyada temizlik hikmetli, ilahi bir tedavidir. Bundan dolayı Allah’tan razı ol.
Kabe’yi tavaf eden bir kimse “Ya Rabbi benden razı mısın?”der. Arkasında İmam Şafi vardır. Der ki: “Ah, sen Allah’tan razı mısın ki Allah da senden razı olun?” Adam şöyle cevap verir: “Subhanallah, Sen kimsin?” İmam Şafi “Ben Muhammed b. İdris’im” diye karşılık verir. Adam “O’ndan nasıl razı olur ve rızasını isteyebilirim?” deyince İmam Şafi şöyle der: “Sana verdiği külfete, zorluğa, verdiği nimet kadar sevinebiliyorsan Allah’tan razı olmuşsundur.”
Derler ki, kaderin en zoruna razı olmak imanın en üst seviyesidir. Asıl marifet Allah sana bir musibet verdiğinde –Allah muhafaza eylesin.- “Alemlerin Rabbine hamdolsun” demendir. Çünkü Allah Teala’nın tüm fiilleri merhametli, hikmetli ve hepsi adildir. Allah Teala seni davet ettiğinde ya buna icabet edersin ya da eğitim amaçlı bir cezalandırmaya boyun eğersin. Bu sıkıntı ve musibet de seni Allah’a itaate götürür. Şu ayetin manası da budur:

﴾  ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُواْ ﴿

[  سورة التوبة الآية: 118  ]

﴾ Bunun üzerine O da eski durumlarına dönmeleri için onlara tövbe nasip etti. ﴿

[ Tevbe Suresi: 118 ]

Yani tövbe ettiler ve Allah da onların tövbelerini kabul etti. 
Diğer bir ayet:

﴾  تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُواْ ﴿

﴾ onlara tövbe nasip etti. ﴿

Bu ayetin bir manası da şudur: Allah Teala kulunu tövbeye ulaştırmak için ona musibetler verir.
Marifet Allah’a musibetler olmadan önce ulaşabilmektir. Felaket gelmeden önce namaz kılmak, sağlıklıyken, güçlüyken, zenginken ona yönelmek ve hiç bir şeyden şikayet etmemektir. 
Eğitimsel cezalandırma çok önemlidir ve içerisinde tövbe barındırır. Allah seni apaçık davetle çağırdığında ona icabet etmelisin, şimdi sana bir cezalandırma geldiyse eğer tövbe etmelisin. Bunlara rağmen hala tövbe etmiyorsan o zaman üçüncü bir çözüm vardır.

3. İkna Edici Bir İkram:

Üçüncü çözümde başarılı olan azdır. İkna edici bir ikram dediğim şey sana boyun eğdirir. Sana dünya verilir, malıyla, makamıyla, sevinçleri ve hazlarıyla, şehvetlerle sana dünya ikram edilir. Umulur ki utanır, tövbe eder, şükredersin diye… En üst mertebede şükür vardır, şükür, sonra da tövbedir.

4. Felaket ve Helak:

Sana açıkça haber verilir sen icabet etmezsen, musibetle cezalandırılıp tövbe etmezsen, ikram edildiğinde şükretmezsen, dördüncü merhale için Allah’a sığınırız çünkü felaket geliyor.

  فَلَمَّا نَسُواْ مَا ذُكِّرُواْ بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ أَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتَّى إِذَا فَرِحُواْ بِمَا أُوتُواْ أَخَذْنَاهُم بَغْتَةً فَإِذَا هُم مُّبْلِسُونَ  

[ سورة الأنعام  ]

﴾ Onlar, kendilerine yapılan uyarıları unutunca her şeyin kapılarını onlara açtık. Nihayet kendilerine verilenler yüzünden şımardıkları zaman onları ansızın yakaladık! Böylece onlar birden bire bütün ümitlerini yitirdiler. ﴿

[ Enam Suresi: 44 ]

Kardeşlerim, işte merhaleler bunlar.
İlk merhale apaçık beyan, buradaki olması gereken tavır Allah’a icabet etmektir, çünkü O (c.c.) seni yaşatmaya çağırıyor. İkinci merhale eğitim amaçlı cezalandırma, burada takınman gereken tavır tövbe etmektir. Üçüncü merhale ikna edici bir nimettir ki burada yapman gereken şükretmektir. Dördüncü merhalede artık felaket ve helak gelir.

Allah Teala İle Asla Çıkmaza Girme:

Hayattaki en tehlikeli şey, insanın Allah Teala ile çıkmaz bir yola girmesidir. Peki nasıl?
Çıkmaz bir yolda yürümekten sakın.
Allah korusun cinayet suçu işleyen biri var, hapse atılıyor.  Ceza mahkemesine gönderilir ve idam edilmesine hükmedilir. Karar temyize gider, Yargıtay’a intikal eder. Yargıtay hükmü onaylar ve dava onay için Cumhurbaşkanına intikal eder. Cumhurbaşkanı da onaylar. Böylece idam için bir gün belirlenir. Bu kişi idam edilmeden önce gülmek isteyen gülsün, sonuçta idam edilecek, ağlamak isteyen ağlasın, yalvarmak isteyen yalvarsın, ne olursa olsun hüküm uygulanır. İşte o zaman deriz ki bu insan çıkmaz sokakta yürüyor. 
Ben kendime şöyle nasihat ederim. Kendime şöyle söylerim, asla ama asla çıkmaz sokağa girme. İnsanlara zarar verme, İşte o zaman felaket gelir, intikam gelir, barış için hep bir yer bırak. Hesaba çekilmeden önce kendini hesaba çek. Kendine sor: Bu yaptığım şeyden Allah razı mı? Yaptığım bir haksızlık var mı? Başarımı başkalarını ezerek mi inşa ediyorum? Hayatım onların ölümü üzerine mi kurulu? İzzetimi başkalarının zilleti ile mi sağlıyorum? Zenginliğim onların fakirliği üzerine mi kurulu? Ben ne yapıyorum? Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin. Amelleriniz mizana gitmeden önce onları siz tartın.

Metinden Öğrenmek Zeki İnsanın İşidir, Hayvanlar ise Yaşanandan Öğrenir:

Allah’ın varlıklarla ilişkisindeki kanunu şöyledir: Önce apaçık davet, sonra eğitimsel ceza, sonra ikna edici bir ikram ve en son felaket… Marifet ilk merhalede kalabilmektir. Dinler ve itaat edersin, bu insanın yapabileceği en iyi şeydir. İnsanın konumu yüksek olduğu sürece yaşadıklarından değil okuduğu metinlerden öğrenebilir. 
Kişi sigaranın zararları ile ilgili bir bilgi okur. Bu metinin etkisi ile sigarayı bırakır. Veya dini bir hükümle bunu yapar, işte bu en üst mertebedir. Ama eğer sigarayı ağır bir verem sonucunda bırakıyorsa bu kişi aklı ile değil duygularıyla hareket ediyordur.
Bir örnek verelim. Kişi bir kış günü Humus’a gitmek için aracına biner, Şam’dan yola çıkar ve yolda “el-Nabek’de kar birikmesi sebebiyle Humus’a giden yol kapalıdır.” Yazılı bir tabela görür. Gideceği yer Humus’tur. Humus’ta yüklü bir meblağda parası vardır. Yol kapalıdır. Şu anda Şam’dadır. Bu durumda ne yapar? Geri döner. Buna ne sebep olmuştur? Gördüğü tabela... Dört kelime geri dönme kararı vermesine neden olmuştur. Ama bir hayvan olsa ve gitse nerede durur? Karın biriktiği yerde durur. Ona sebep olan işte yaşadığı gördüğüdür. Yani akıllı olana hükmeden metin iken hayvana hükmeden yaşadığı olaydır.
Kendinize zor ve utandıracak bir soru sorun. Sana kim hükmediyor? Kuran ve sünnet metinleri mi yoksa yaşadıkların mı? Aklı ile korkan insan değerli, duygularıyla korkan insan ise çok aptaldır. Aklın ile korktukça makamın yükselir, Nasslardan korkarsın, Allah’ın uyarılarından korkarsın. Allah’ın cezasından korkarsın. İnsanın seviyesi düştüğünde ise Allah’ın kaderi işler ve o kişiye bir musibet gelir. Allah Teala buyuruyor ki:

﴾  يَقُولُ يَا لَيْتَنِي قَدَّمْتُ لِحَيَاتِي * فَيَوْمَئِذٍ لَّا يُعَذِّبُ عَذَابَهُ أَحَدٌ * وَلَا يُوثِقُ وَثَاقَهُ أَحَدٌ  ﴿

[  سورة الفجر  ]

﴾ İnsan, “Keşke (âhiret) hayatım için daha önce bir şeyler yapmış olsaydım!” der. Artık o gün Allah’ın vereceği cezayı kimse veremez. O’nun bağladığı gibi kimse bağlayamaz. ﴿

[ Fecr Suresi ]

İnsanın imanı tercih etmesi Bir zaman meselesidir:

Değerli kardeşlerim, çok önemli bir nokta var. İmanı tercih etmen bir vakit tercihidir. Milyonlarca konuda da kabul ya da reddetme konusunda tercih şansına sahipsin. Sana beğenmediğin bir ev teklif edilir ve onu reddedersin. Yine ahlakını beğenmediğin bir genç kız evlenmen için sana gösterilir, reddedersin. Milyonlarca konuda bu böyledir, yüz milyonlarca konuda… Kabul ya da reddetme şansın hep vardır. Ancak iman meselesi bir zaman meselesidir. Bunun delili yeryüzünün en azılı kâfiri firavun’dur. Şöyle diyordu Firavun:

﴾  أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى  ﴿

[ سورة النازعات ]

﴾ Ben sizin yüce Rabbinizim. ﴿

[ Naziat Suresi ]

﴾  مَا عَلِمْتُ لَكُم مِّنْ إِلَهٍ غَيْرِي  ﴿

[  سورة القصص الآية: 38  ]

﴾ Sizin için benden başka tanrı tanımıyorum ﴿

[ Kasas Suresi: 38 ]
Bu kişi ilahlık iddia etmiş ama boğulacağı an şöyle demişti:

﴾  آمَنتُ أَنَّهُ لا إِلِـهَ إِلاَّ الَّذِي آمَنَتْ بِهِ بَنُو إِسْرَائِيلَ  ﴿

[  سورة يونس الآية: 90  ]

﴾ Elhak inandım ki, İsrailoğulları’nın iman ettiğinden başka tanrı yokmuş! ﴿

[ Yunus Suresi: 90 ]
Öyleyse iman etti çünkü her insan ölüm anında zaten iman edebilir.

﴾  فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَاءكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ  ﴿

[  سورة ق الآية:22  ]

﴾ İşte senden perdeyi kaldırdık. Artık bugün gerçeği bütün açıklığıyla görüyorsun. ﴿

[ Kaf Suresi: 22 ]

Böyle bir imanın bir değeri yoktur. O zaman imanı seçmek bir zaman meselesidir, bir zamanı vardır. Zaman konusunda kabul ya da ret şansı olmaz. 
Kardeşlerim, bu ders insanın bu dünyada şehvetleri ile hareket etmesi ve ilahi kurallara uymaması durumunda ne elde edeceği hakkındaydı. Allah Azze ve Celle terbiye eder, Allah’ın terbiyesi çok latiftir. Bunun dört aşaması vardır:
Birinci aşama açık davet, burada olması gereken tavır icabettir.
İkinci aşama eğitim amaçlı cezalandırmadır. Burada yapılması gereken tövbedir.
Üçüncü aşama ikna edici bir ikramdır. Buradaki tavır ise şükürdür.
Dördüncü aşama ise, davet, cezalandırma ve ikram fayda vermediğinde felakettir. Allah’ın azabı gelir.

Bilimsel Konu:

Kuran’daki Emirler Aksine Bir Delil Olmadıkça Farziyet İfada eder:

Değerli kardeşlerim, bilimsel konuya veya Kuran ve Sünnette bilimsel mucize konumuza eriştik.
Kardeşlerim, usul ilminin giriş konularından biri şudur ki, Kuran’daki emirler farziyet ifade eder. Ancak usul alimleri bunun aksine bir delil olmaması gerektiğini söylerler. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾  فَمَن شَاء فَلْيُؤْمِن وَمَن شَاء فَلْيَكْفُرْ  ﴿

[  سورة الكهف الآية: 29 ]

﴾ Artık dileyen iman etsin dileyen inkâr etsin ﴿

[ Kehf Suresi: 29 ]

Burada küfür emri vardır ama buradaki emir tehdittir. Yine Allah Teala buyuruyor ki:

﴾ وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى  ﴿

[  سورة النور الآية: 32  ]

﴾ İçinizden evli olmayanları evlendirin. ﴿

[ Nur Suresi:32 ]

Buradaki de mendup hüküm ifade eden bir emirdir. Yine Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

﴾  كُلُواْ وَاشْرَبُواْ  ﴿

[ سورة البقرة الآية: 187  ]

﴾ Yiyin için. ﴿

[ Bakara Suresi: 187 ]

Burada da mendupluk, mübahlık ifade eden bir emir vardır. Yani aksine her hangi bir delil olmazsa emir vücubiyet ifade eder. 
İnek bir süt fabrikasıdır:

1. İnek Sütü Hakkında Tefekkür:

Yine emirlerden biri, dikkat edin:

﴾  فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ  ﴿

[  سورة عبس  ]

﴾ İnsan yediğine baksın. ﴿

[ Abese Suresi ]

Bu emirdir. İnsan bu ayetle yedikleri hakkında tefekkür etekle mükelleftir. İnek sana süt verir, o sessiz bir fabrikadır. Ot yer ve sana mükemmel bir gıda verir ki süt mükemmel bir gıda maddesidir. İneğin meme bezi kubbe şeklindedir. Üstte çok yoğun kan damarlarıyla çevrilidir. Meme bezi süt yapmak için kandan ihtiyaç duyduğu maddeleri alır.

﴾  مِن بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَّبَنًا خَالِصًا سَآئِغًا لِلشَّارِبِينَ  ﴿

[  سورة النحل  ]

﴾ besin artıklarıyla kan arasında (oluşan), içenlere lezzet veren saf süt içiriyoruz. ﴿

[ Nahl Suresi: 66 ]

Kanda ürik asit, toksik maddeler ve sadece Allah’ın bildiği maddeler vardır. Proteinler, yağlar, şekerler, mineraller, yarı metaller, ürik asit ve bazı organların salgıları…

2. Bir meme hücresi kanın bileşenleri arasından sütün bileşenlerini nasıl seçer?

Bir meme hücresi kanın bileşenleri arasından sütün bileşenlerini nasıl seçer? Tabi hücreler kandan ihtiyacı olanları alır, onlardan bir damla süt süzer, bu damla da ineğin göğsüne dökülür. İneğin memesi 20, 30 veya 40 kilograma kadar süt taşıyabilir. İçeriden iki dik duvar ile güçlendirilmiştir, iki tarafta da bir duvar vardır. İneğin göğsü dört boşluktan oluşur. Her bir boşlukta bir meme ucu vardır. Hayvanın dört yavrusu olsa ve bu dört kardeş bir meme başını alsa toplamın dörtte birini tam ve eksiksiz olarak emer. Meme hücreleri kandan ihtiyacı kadarını alır. Bu hücre akıllı mıdır? İnsanın şekere ihtiyacı vardır, oradan şekeri alır, proteine ihtiyacı vardır, proteini alır, yağa ihtiyacı vardır onu alır, vitaminlere ihtiyacı vardır onu alır. Sütün bileşenleri insanlar için tam bir besin kaynağıdır. Yeni doğmuş bir yavrunun süte ihtiyacı birkaç kilogramdır, Peki kalan 40 veya 60 kilo süt kim içindir? İnsan içindir.

﴾  وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ  ﴿

[  سورة النحل الآية: 5  ]

﴾ Hayvanları, sizin için O yarattı. ﴿

[ Nahl Suresi: 5 ]

Özellikle sizin için yaratıldı.

﴾  وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ  ﴿

[  سورة النحل الآية: 5  ]

﴾ Hayvanları, sizin için O yarattı. ﴿

[ Nahl Suresi: 5 ]

“Sizin için” sözü sizin için tasarlandı demektir. Dünyadaki süt üretimi hayallerin ötesindedir. Süte bak, yoğurt, peynir, tere yağ, kaymak, süt ürünlerine bak hepsi müthiş şeylerdir. 

﴾  وَالأَنْعَامَ خَلَقَهَا لَكُمْ  ﴿

[ سورة النحل الآية: 5  ]

﴾ Hayvanları, sizin için O yarattı. ﴿

[ Nahl Suresi: 5 ]

Çünkü Allah Teala şöyle buyuruyor:

﴾  فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ  ﴿

﴾ İnsan ne yediğine baksın. ﴿

Meme bezlerinde dolaşan 400 litre kandan bir litre süt oluşur. Bu inek memesinin meme hücreleri üzerindeki 400 litrelik bir akışın sonucudur. Bunu şimdiye kadar kimse bilmiyordu. Bu bilgi Şam Üniversitesi’nde okutulan bir ders kitabında yer almaktadır. Süt yapmak için ihtiyaç duyduğu maddeleri kandan seçen meme bezinin bu çalışmasının mahiyetini kimse bilmiyor. Allah Azze ve Celle buyuruyor ki: 

﴾  فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ  ﴿

﴾ İnsan ne yediğine baksın. ﴿

 أنَّا صَبَبْنَا الْمَاء صَبًّا * ثُمَّ شَقَقْنَا الْأَرْضَ شَقًّا * فَأَنبَتْنَا فِيهَا حَبًّا * وَعِنَبًا وَقَضْبًا * وَزَيْتُونًا وَنَخْلًا * وَحَدَائِقَ غُلْبًا * وَفَاكِهَةً وَأَبًّا * مَّتَاعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَامِكُمْ  

[  سورة عبس  ]

﴾ Biz bolca su indirdik. Sonra toprağı uygun şekilde yardık. Oradan ekinler bitirdik. Üzüm bağları, sebzeler; Zeytin ve hurma ağaçları; Gür ağaçlı bahçeler; Meyveler ve çayırlar; Sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için. ﴿

Bu ayet… İnek günde üç öğün yemek yer, bu ekmek, bu süt, bu yoğurt, bu kaymak, bu peyniri kim yapar? Kim tasarlar? 
İbn Abbas’tan nakledilen bir hadiste Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

 إِذَا أَكَلَ أَحَدُكُمْ طَعَامًا فَلْيَقُلْ اللَّهُمَّ: بَارِكْ لَنَا فِيهِ، وَأَطْعِمْنَا خَيْرًا مِنْهُ، وَإِذَا سُقِيَ لَبَنًا فَلْيَقُلْ: اللَّهُمَّ بَارِكْ لَنَا فِيهِ وَزِدْنَا مِنْهُ، فَإِنَّهُ لَيْسَ شَيْءٌ يُجْزِئُ مِنْ الطَّعَامِ وَالشَّرَابِ إِلَّا اللَّبَنُ 

[ أبو داود  ]

(( Biriniz yemek yediğinde, "Allah"ım, bu yemeği bize bereketli kıl ve bize ondan daha iyisini yedir!" desin. Ona süt ikram edildiğinde ise "Allah"ım, bunu bize bereketli kıl ve bize bundan daha fazlasını ver!" desin. Zira hem yiyecek hem içecek yerine geçen sadece süttür. ))

[ Ebu Davut ]

Sizden dileğim şu, Kuran’ı Kerim ‘de bu ilahi bir emirdir. Kuran’daki tüm emirler vaciplik ifade eder. Sizden isteğim yedikleriniz hakkında tefekkür edin.

Meyveleri ve Ekinleri Düşünün:

Meyveler ardı ardına olgunlaşır. Allah Azze ve Celle yaz mevsiminde meyveleri aşama aşama programlamıştır. İlk badem sonra kiraz sorma kayısı, elma, armut, şeftali, üzüm… Hepsi bir günde olgunlaşsaydı ne yapardık? Meyveler birbiri ardına olgunlaşırlar. Karpuz yaz ayında üç ayda olgunlaşır. Bir karpuz tarlasından her gün mahsul alınır. Ekinlere gelince onlar bir günde olgunlaşır. Buğday üç ayda olgunlaşsaydı insanın kapasitesini aşan bir işgücü ortaya çıkardı. Başak başak büyür ve derdi ki: Doğru kesebilecek misin? Buğday bir günde ekinler bir günde büyürler.
Meyveler arasında üç ayda olgunlaşmaya programlanmış olanlar vardır. Yani meyveler sistematik olarak programlanmıştır; Kimisi bir ayda, kimisi yirmi günde, kimisi on günde… Peki bunu kim tasarlamıştır? Kim programlamıştır? Bu kimin hikmetidir?
Elmaya bak, makul bir büyüklüğü var, parlak renkli, hoş kokulu, makul kıvamlı bir meyvedir. Onu dişlerinle ısırarak yersin. Eğer elma kaya gibi olsaydı bir öğütücüye ihtiyacın olurdu. Elmanın eğer kötü bir kokusu olsaydı onu yiyemezdin. Onun parlak renginin yanında hoş birkokusu vardır. Büyüklüğü normaldir, kabukla
korunmuştur, onu bir meyve olarak düşün, bu imanın bir parçasıdır ve Allah’ı tanımaya giden bir yoldur. 

﴾  فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ  ﴿

﴾ İnsan ne yediğine baksın. ﴿

Meyveler, buğday, arpa, nohut, mercimek, bunlar yediğimiz yiyeceklerdir. Sütü içer, meyveleri yeriz. Bunların tasarımcısı kimdir? Kim meyvelerin adını söylemeden tatlarını tarif edebilir? Bana armudun tadını tarif et, tatlıdır, şeftali de tatlıdır. Elma da, dut da öyledir, tüm meyveler tatlıdır. Fakat her meyvenin ayrı bir tadı vardır. Meyvelerin adını söylemeden tadını tarif edebilir misin? Yapamazsın, kayısı tadı dersin. Tadını tarif etmeden kayısı diyebilir misin? Diyemezsin.
“Hepsi bir tek su ile sulanır. Böyle iken üründe bir kısmını bir kısmına üstün kılarız. “
Allah Azze ve Celle buyuruyor ki:

﴾  يُسْقَى بِمَاء وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ فِي الأُكُلِ  ﴿

[  سورة الرعد الآية: 4  ]

﴾ Hepsi bir tek su ile sulanır. Böyle iken üründe bir kısmını bir kısmına üstün kılarız.  ﴿

[ Rad Suresi:4 ]

Bu Kuran, Allah Teala buna dikkatini çekiyor:

﴾ يُسْقَى بِمَاء وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَى بَعْضٍ فِي الأُكُلِ  ﴿

[  سورة الرعد الآية: 4  ]

﴾ Hepsi bir tek su ile sulanır. Böyle iken üründe bir kısmını bir kısmına üstün kılarız.  ﴿

[ Rad Suresi:4 ]

Her meyve tektir, elma sarıdır, bir de kırmızı elma vardır, kışın olan ekşi elmalar vardır, tatlı elmalar vardır. Yani çeşit çeşit, elmanın 400-500 çeşidi vardır. Her meyve çeşit çeşittir. Onları kim tasarlamıştır? Allah’ı tanımak için O’nun yarattıkları hakkında tefekkür etmeliyiz.
Bir kez daha: 

﴾  فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ إِلَى طَعَامِهِ  ﴿

﴾ İnsan ne yediğine baksın. ﴿

Bu Kuranî bir emirdir ve her emir farziyet ifade eder.

Mevcut Diller

Resmi Gizle